İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi

http://islami.webyardim.org
 
AnasayfaKapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sen misin Bizim Casusu Yakalayan...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 29
Nerden : Bursa

MesajKonu: Sen misin Bizim Casusu Yakalayan...   Paz Ocak 22, 2012 9:55 am

Sen misin Bizim Casusu Yakalayan...
Savaşman’ın yakalanmasından bir süre sonra karşı hücum başladı. Doğu Perinçek’in Aydınlık Gazetesi “Kontrgerilla” diye planlı bir dizi yayınlamaya başladı. Birkaç uyduruk haberden sonra ana hedeflere yöneldiler. İlk hedef Hiram Abas’tı

08 Ağustos 1978 - AYDINLIK
ClA'nın okullarında 4 yıl eğitilen Kontrgerilla şefi, İstanbul'daki bütün provokasyon ve tertiplerin ardındaki beyin: M. HİRAM ABAS.
M. Hiram Abas, İstanbul'daki bütün tertip ve operasyonları planlayan Kontrgerilla şefiydi. CIA ve MİT adına Faik Türün'e danışmanlık yapıyor,
İstanbul Kontrgerilla Karargahı ile CIA ve MİT'in irtibatını sağlıyordu. Gemi batırma olayları, EIrom olayı, Fırtına Tatbikatları gibi tertip ve saldırılar Hiram Abas'ın başı altından çıktı.
Hiram Abas, işkence ve operasyon hastası.
Görevli olmadığı halde 12 Mart'taki bütün baskınlara en önde katıldı.
Yeni işkence yöntemleri geliştirdi ve bu yöntemleri bizzat uyguladı.
Hiram Abas, Türkiye'deki masonların ileri gelenlerinden Hilmi Abas'ın
oğlu. YARIN: Hiram Abas şimdi nerede görevli?”


Fabrikasyon haberler tam yol devreye girmişti. Bu haberin yazıldığı
tarihte Hiram Abas 4 yıl CIA okullarında eğitim görmek değil, ABD'yi
bile görmemişti. Elrom olayını bile Hiram Abas'a bağlayan Aydınlık,
ertesi günü Hiram Bey’in adresi, evinin, otomobilinin ve kendisinin
resmi de verilmişti.


09 Ağustos 1978 - AYDINLIK
“Hiram Abas dört gün önce yine İstanbul'a geldi, Çiftehavuzlar'daki eve indi. MuhabirIerimiz, Abas'ın bu resmini evden çıkıp, BMW marka koyu yeşil arabasına binerken çektiler. Halen devlet görevlisi olarak işbaşında.
M. Hiram Abas. MİT Merkezindeki MAH Başkanlığında görevli.
MİT içinde itibarı sarsılan CIA ajanları Hiram Abas'a Sabahattin Savaşman'ı yakalatarak durumlarını korumaya çalıştılar.
• Hiram Abas sık, sık İstanbul'a geliyor. Yayınımızın ilan spotları çıktığında MİT, Hiram Abas'ı uyardı.
• 12 Mart'ta İstanbul'daki bütün provokasyonları planlayan Hiram Abas,
Ankara'da MİT Merkezinde, Milli Asayiş Hizmetleri (MAH) Başkanlığı'nda
görevli.

...Hiram Abas'ın İstanbul'a gelince kaldığı, Çiftehavuzlar Cemil Topuzlu Caddesi, No: 32'deki apartmanın 2 no.'lu dairesinde kalıyor.
...Hiram Abas, Sabahattin Savaşman olayında önemli rol oynadı.
Bilindiği gibi. bu yılın başlarında MİT İstihbarat Daire Başkan
Yardımcısı Sabahattin Savaşman, Kıbrıs konusundaki bazı gizli karar ve
haritaları, CIA ve İngiliz Entelijans ajanlarına verirken yakalandı ve
tutuklandı. Yakalanma olayı. MİT'in Gaziosmanpaşa semtindeki "Misafir
evi - Guesthouse"nda meydana geldi. Savaşman burada, belgeleri CIA ajanı
William Philips'e verirken üç MİT ajanı tarafından yakalandı.


Aslında Savaşman, MİT ajanlarının sürekli yaptıkları işlerden birini
yapıyordu. MİT ajanları gerektiği zamanlar, gelişmelerden CIA'yı
haberdar eder, CIA'nın yardım ve tavsiyelerini alırlar. Ama bu seferki
olayın bilinmeyen ilginç bir yönü de vardı. Savaşman'ı ihbar eden. CIA'nın okullarından yetişen
ve 12 Mart sırasında bütün gelişmelerden CIA'yı haberdar eden Hiram
Abas'tı. CIA'nın adamı Hiram Abas, neden Savaşman'ı CIA ajanı diye ihbar
ederek birdenbire "vatansever" pozuna girmişti? İşin aslı şuydu: 12
Mart' tan sonra Hiram Abas'ın ve MİT içindeki bir kesimin itibarı
sarsılmış ve bunlar tasfiye edilme tehlikesiyle karşı karşıya
kalmışlardı. Bir olay yaratarak tekrar itibar kazanmaları gerekiyordu.
Bunun için Sabahattin Savaşman "feda" edildi. Bu görevi de, provokasyon
ve baskın ustası Hiram Abas yerine getirdi. Hiram Abas, Savaşman'ı
yakalayarak MİT içindeki bugünkü itibarlı ve etkili yerine ulaştı ve
yerini iyice sağlamlaştırdı...”

Hiram Bey’den sonraki hedef bendim:

24 Ağustos 1978 - AYDINLIK
“ERENKÖY İŞKENCE MERKEZİ’NDEKİ BİNBAŞI
İstanbul Kontrgerillasında işkence
provakasyon ve İstihbaratı yöneten
«BEŞLİ ÇETE»den.
MEHMET EYMÜR (CENGİZ ABAOGLU):
Erenköy'deki işkence merkezinde "Binbaşı" olarak çağrılırdı. Buradaki bütün işkenceleri M. Eymür yönetti ve uyguladı. Babası eski MİT'çilerden
Mazhar Eymür babasının himmetiyle MİT içinde hızla yükseldi. Halen
MiT'te önemli bir mevkide bulunuyor. Eymür, 35 yaşlarında, uzun boylu,
kumral, soluk benizli ve dazlak. Beşiktaş'ta Resim ve Heykel Müzesinin
yanındaki MİT Merkezinde çalışıyor. Küçükbebek'te oturuyor. Muhabirlerimiz, Eymür'ün yukarıdaki fotoğrafını evinden çıkarak turuncu renkli Renault arabasına binerken çektiler.

KIZILDERE OPERASYONUNA KATILDI
Eymür, İstanbul Kontrgerillasında işkenceci olarak çalışırken Kızıldere operasyonuna da katıldı.
Mahir Cayan ve 10 arkadaşı, Niksar'ın Kızıldere köyünde sarılmıştı.
Hemen buraya ordu ve MİT içinden seçme elemanlar gönderildi. Bu
elemanlar arasında Mehmet Eymür da vardı. Açılan yoğun ateş sonucunda Mahir Cayan ve 9 arkadaşı öldürüldü.

MC CUNTASINDAN
Mehmet Eymür, 12 Mart'tan sonra da görevini sürdürdü. Halen MİT içinde önemli bir mevkide bulunuyor. İstanbul Beşiktaş'ta Resim ve Heykel Müzesinin yanındaki MİT Merkezinde çalışıyor.
Haftalık "7 Gün" dergisinde yayınlanan işkencelerle ilgili bir dizide
adı geçince, MİT, dergiye iki kişi göndererek, yayının durdurulması için
baskı yaptı. Eymür, MİT içinde "MC Cuntası" olarak anılan gruba mensup. Faşist görüşleriyle tanınıyor.

BABASI DA MİT'Çİ

Mehmet Eymür'ün babası Mazhar Eymür da eski MİT'çilerden ve Mason.
Mehmet Eymür, MİT'e babasının tavsiyesi üzerine girdi ve babasının
isminden yararlanarak hızla yükseldi. İnce tel çerçeveli gözlük takıyor.
Turuncu Renault marka bir arabası var. Eymür, Küçükbebek'te soldan
yukarıya doğru çıkan ve Bebek-Beşiktaş-Taksim dolmuşlarının kalktığı
Küçükbebek caddesinde sağ koldaki dördüncü apartmanın zemin katında
oturuyor...”


Benden sonraki hedef Ankara Bölge Başkanı Em. Alb. Süleyman
Yenilmez’di. Hiram Bey ve benimle ilgili iftira kampanyası günümüze
kadar devam etti.


Yüzyıl: “Gidici Olduğunu Bildirmiştik”
Hiram
Abas, 26 Ağustos 1990 günü AYDINLIK'ta yayınlanan adresteki evinden
çıkıp, işine giderken ev civarında sinsice bir şekilde şehit edildi.


Dört gün sonra AYDINLIK yerine yayınlanan Yüzyıl Dergisi, Hiram Abas’ın
kanlı bir resmini kapak yapmış, son derecede çirkin iftiralarda
bulunmuştu:

Resmin üstünde şu yazıyordu:
“Özal sözünü tutmadı.
HİRAM ABAS’IN SON DURAĞI MAFYA.
•1.5 yıldır tedirgindi. •20 gün önce özel yapım bir magnum aldı. •Fevzi Öz ve Heybetli kumar arkadaşlarıydı”.
İç sayfalarda çirkinlik artarak devam ediyordu:

“•Çınardibi Oteli’nde Heybetli ve Fevzi Öz’le, Dragos’ta Dündar
Kılıç’la poker oynardı. •MİT Müşaviri: Hiram, MİT’te iken de karanlıkta
dolaşan biriydi. Ayrılınca karanlığa bütün boyuyla daldı. •BEYAZ
PİYASASINA ÇOK HIZLI GİRMİŞ. •Hiram Abas “uluslararası silah kaçakçısı”
Gandur’un Türkiye’ye giriş yasağını kaldırttı. Emekli olunca Gandurlara
danışman oldu. •Mafya içi hesaplaşma olabilir. Beyaz işinde bir atak
yapmaya kalkışmış, rakipleri tarafından ortadan kaldırılmış olabilir”.

İstedikleri gibi yazdılar, adeta devlete, güvenlik güçlerine, hukuka, adalete meydan okurcasına... “Biz zaten gidici olduğunu çok önceden bildirmiştik”
diye başlık attılar fütursuzca... Devlet, eski MİT Müsteşar
Yardımcısını ne yaşarken, ne de öldükten sonra korumamıştı. Savaşman’dan
ilk şüphelenip üstlerine bildiren ve suçüstü yakalanmasına neden olan
Hiram Abas hedef gösterilmiş, öldürülmüştü. AYDINLIKÇILAR, öldükten
sonra bile onu aşağılamaya çalıştılar. Doğu Perinçek ve AYDINLIKÇILAR'a
kimse hesap sormadı, sormadı... MİT sus-pus olmuştu, aydınlar,
milliyetçiler, basının ağır topları, savcılar, hakimler, güvenliği
sağlayan yöneticiler hep sustular ve işte bu günlere, doğru ile yanlışı
birlikte yaşadığımız bu karışık günlere geldik. Kimse, bir gün sıranın
kendisine gelebileceğini düşünemedi...


NATO’nun Babası Yakalanıyor
Savaşman
olayından sonra, CIA ve SIS’in başkanlarının Müsteşar Hamza Gürgüç'e bu
tip olayların tekerrür etmeyeceğine dair verdiği teminatın geçerli
olmadığını ve bunun istihbarat faaliyetlerinin karekterine uymadığını
belirtmiştik.

Nitekim Doğu Perinçek ve AYDINLIK Grubuna el altından bilgi veren ve yazılar hazırlayan Emekli Hava Kurmay Albay Turan Çağlar 16 Mart 1983 tarihinde İstanbul'da CIA mensubu ile gizli bir buluşma sırasında suçüstü yakalandı.
MİT İstanbul Bölgesince yürütülen faaliyet neticesinde tenha bir yerde gerçekleşen gizli buluşma görüntülenmişti. Amerikalı John, 34 CA 200 plakalı aracı kullanıyordu.
Turan Çağlar, NATO’nun Kuzey Avrupa Hava Kuvvetleri Karargahı’nda görevli iken Mart 1954’te Napoli’deki NATO Hastanesinde doğan kızına "Lale NATO" ismini koyan Hava Muhabere Yüzbaşıydı.
Çağlar, 30 Ağustos 1957’de Binbaşı, 30 Ağustos 1960’da Yarbay oldu. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Basın Yayın İstanbul İl Temsilciliği ve İstanbul Radyo Evi Müdürlüğü yaptı. İhtilal faaliyeti ile ilgili "Balon Operasyonu'nda"
da ismi geçen, orduda ve MİT’te üst düzeyde ilişkileri bulunan Turan
Çağlar, sorgusunda bu güne kadar kamuoyuna yansımayan ilginç şeyler
anlatmıştı.

Turan Çağlar casusluk faaliyetini on yılı aşkın bir süredir devam ettiriyordu. İngiliz Haber alma Servisi SIS'den John, Amerikan Merkezi Haber alma Servisinden Nick, Billy, John
ve ismini hatırlayamadığı, “sarhoş” adını taktığı kişiler ile ilişki
kurmuştu. ”Devletin emniyeti ve dahili veya beynelmilel siyasi
menfaatleri icabından olarak gizli kalması gereken bilgileri” bu
kişilere yazılı olarak veriyordu. Suç sabitti. Ayrıca evinde yapılan
aramada da yeni birçok delil elde edilmişti.

Görüleceği
üzere bu olayda da CIA ve İngiliz Gizli Servisi SIS yan yanaydı. Turan
Çağlar tevkif edildi, mahkemesi kamu güvenliği sebebiyle kapalı olarak
yapıldı ve yayın yasağı konuldu! Belki bir gün bu yasak kalkar ve Turan
Çağlar'ın anlattığı ilginç olaylar kamuoyuna yansır.


Turan Çağlar tutuklu bulunduğu cezaevinden İstanbul Bölge Başkanlığına
bir mektup yazdı ve sorgusu sırasında kendisine gösterilen yumuşak ve
nazik muameleye teşekkür etti. Bir müddet sonra gazeteler Turan
Çağlar'ın cezaevinde kalp krizinden öldüğünü yazdılar.

Em. Hava Kur. Alb. Turan Çağlar gazetelerde çıkan birkaç ufak haberle kaldı ve unutulup hafızalardan silindi.

İlginç olan basın kuruluşlarının hiç birinin ulaşamadığı bilgilere her
nasılsa ulaşabilen Doğu Perinçek’in, bu sefer bu konuda suskun
kalmasıydı. Hem de Turan Çağlar eski bir kaynakları ve yazarları olduğu
halde...


Savaşman’ın Kitabı!...
Sorgusunda Sabahattin Savaşman’ın pişmanlık duyduğunu, bu utançla yaşamayacağını, yaşarsa kitap yazacağını söylediğini belirtmiştim.

Savaşman sözünü tuttu ve yazdıklarını Doğu Perinçek’e verdi.
Perinçek’in desteği ile, AYDINLIKÇILARIN “Kaynak Yayınları”nda basılıp “3. Adam Anlatıyor MİT CIA İlişkisi” ismiyle kitap yayınlandı. Tuhaflığı kitabın “İçindekiler” sayfasına bakınca göreceksiniz. Kitapta Savaşman’ın anılarından ziyade Doğu Perinçek’in savunması yer almış...

İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ - 7
I- MİT'İN ÜÇÜNCÜ ADAMI SAVAŞMAN'IN ANILARI
Jimmy'le Tanışmamız - 11
ClA'yla Temas - 16
Teşkilât-İsrail-İran Üçgeni - 21
Teşkilât'ın Ordudan istihbarat Elde Etmesini Sağladım - 25
Cunta'yla Karşı Karşıya - 29
İşkence - 33
Yakalanışım - 36

II-SAVAŞMAN OLAYI (Mehmet Eymür'ün Anıları) - 40
Fabrikatör - 54
III-DOĞU PERlNÇEK'lN "EYMÜR'ÜN ANILARI”NA YANITI
Altı Karşılaşma - 71
Savaşman, ClA-MİT işbirliğini Sergiledi - 72
CIA'nın "Our Boys"unun Hedefiydik - 73
ABD Tutmazsa İngiltere - 74
O da olmadı, Almanya - 75
Olmadı. "FKÖ Casusu" - 76
Hep ABD ile Özal'la Birlikte - 77
Eymür'ün Doğruları - 78
Hiram Bey'in Körfez Politikası - 78
Eymür Niçin Piyasaya Sürülüyor? - 79


Amerika'da Yahudi-Hıristiyan-Müslüman Düğünü
Şimdi sizi bir düğüne götürmek istiyorum. 2008 yılında Amerika’da yapılan bir düğüne. Yahudi-Hıristiyan aileden gelen Sharon Watkins ile Müslüman Tuğrul Keskin’in düğünü. (Daha fazla bilgi almak için Weddingfire, Travelersjoy, Revendelisheva bağlantılarına bakabilirsiniz.)
Kim bu Tuğrul Keskin diyeceksiniz?
Damat Tuğrul’un esas soyadı Keskingören.
İstanbullu, Üsküdar Doğancılar’dan. Üsküdar Halide Edip Adıvar Lisesi
mezunu. Lise dönemini bilmiyorum ama ABD’deki Üniversite hayatı ve
yaşamı bir hayli karışık.
PKK’nın Washington’daki üst düzey temsilcisi Kani Gulam ve Amerikan Kürt Enformasyon Örgütü–AKIN’dan tutun, Türk istihbarat birimlerine, Ebulfeys Elcibey’den, Iraklı, İranlı Türkmen Liderlere, bir cinayete kurban giden Necip Hablemitoğlu’na kadar uzanan karmaşık ilişkiler. Hem istihbarat elemanı, hem Akademisyen, hem Gazeteci hem de AYDINLIK’ın ABD Temsilcisi. Ayrıca “Açık İstihbarat” isimli sitenin yazarlarından. Bir cinayete kurban giden Necip Hablemitoğlu, “Cumhuriyete Aydın İhanetinin Belgesi ve Düşündürdükleri” adlı yazısında Tuğrul Keskingören ve bazı diğer kişiler için şöyle diyordu:

“En önemlisi de, Türkiye'de espiyonaj, ajitasyon faaliyetleri dahil her
türlü etnik ve mezhepsel kışkırtıcılık içinde yer alan yabancı vakıf
temsilciliklerinin karşılıkları mutlaka bu ülkelerde açılmalıdır.
Örneğin, Almanya'da, Türk Devleti'nin himayesinde bir "Türkiye
Araştırmaları Merkezi", Türkiye'de de bir "Almanya Araştırmaları
Merkezi" süratle açılmalıdır. Adı her ne olursa olsun, "merkez",
"enstitü", "vakıf temsilciliği" gibi akademik oluşumlar, Fransa,
İngiltere ve özellikle de ABD'nde harekete geçirilmelidir. Bu görevler
için Türkiye'ye bağlılığını fazlasıyla kanıtlamış Atilla Ongun, Tamer Bacinoğlu, Dr. Yağmur ve Dr. Buğra Atsız, Tuğrul Keskingören gibi konularının uzmanı Cumhuriyet aydınları
mevcuttur. ABD'ndeki "Türk Araştırma Merkezi", CIA ve Fethullahçıların
yönlendirdikleri akademisyenlerin yanı sıra, yanlış seçim ve hatalı
yönetim nedeniyle sadece para yutan, hantal, işlevsiz bir kuruma
dönüşmüştür.”

Tuğrul Keskingören ve diğerleri biliniyor da, Atatürkçü Düşünce Derneği yayınlarında "Arlington'da faaliyet gösteren ‘Turkish Cultural and Political Center’ın yöneticisi" olarak bilinen, 1.nci Ergenekon İddianamesinde de ismi geçen “ismi var, cismi yok Atilla Ongun” kim?
İddianamenin 1422 ve 1423 sayfalarında, Ümit SAYIN'a ait bilgisayarda "silinmiş Chat kayıtları" bölümünde yer alan Ümit SAYIN ve ADNAN AKFIRAT arasında 24.02.2001 tarihinde gerçekleştirilen MSN görüşmesinde şu hususlar yer alıyor:

“KTB'nin etkisinin beklenenden daha fazla olduğu, Ümit SAYIN'ın
Amerika'dan Türkiye'ye gelmesini Masonlar ve diğer unsurların
engelleyebileceğini, bu durumu Ümit SAYIN'ın Doğu PERİNÇEK'e
bildirdiğini, Ümit SAYIN'ın belli bir dönem masonların içinde
bulunduğunu, Masonların bütün pisliklerini ve üçkağıtlarını bildiğini,
Adnan AKFIRAT ve Ümit SAYIN'ın ULUSAL Kanal'a görüntü ve bağlantı bulmak
için çaba gösterdikleri, Ümit SAYIN'ın son 2 yıldır KTB ile
uğraştığını, Ümit SAYIN'ın Adnan AKFIRAT'a Atilla ONGUN'un Mart ayında Türkiye'ye geleceğini bildirerek kendisi ile temasa geçip geçmediğini sorduğu, Adnan AKFIRAT'ın şahsın henüz kendisi ile temasa geçmediğini, Ümit SAYIN'ın Atilla ONGUN'un MHP'ye
çalıştığını ve dikkatli olunması gerektiği şeklinde Adanan AKFIRAT'ı
uyardığı, Atilla ONGUN'un HABLEMİTOĞLU ile iyi arkadaş olduklarını, HABLEMİTOĞLU'nun kime çalıştığının belli olmadığını, her taraf ile bağlantısının olduğunu, Doğu PERİNÇEK ile yaptığı görüşmede iyi gelişmeler olduğunu öğrendiğini, DARBE olasılığının arttığını”...

Atilla Ongun, Tuğrul Keskingören’in takma adı olmasın? Ne dersiniz...

Sayın Hakimler, Sayın Savcılar,
Adaletin saygıdeğer temsilcileri...
Bunları neden yazıyorum;
Teraziniz daha doğru çalışsın diye...
Her şeyin göründüğü gibi olmadığını bilesiniz diye...
Kuvvetlinin hukuku, hukukun kuvvetini alt etmesin diye...
Derinlemesine incelemeye vakit bulamadığınız veya unuttuğunuz olayları hatırlayın diye...
Benimle ilgili kara propagandalara itibar etmeyin diye...
Ülkeme hizmet etmek ve tek dayanağım adalet, yani sizler olduğunuz için...

Onlara gelince, onlar saldırılarına 24 Ağustos 1978’de başladılar ve bugüne kadar aralıksız devam ettiler.
Beni çeşitli kılıklara soktular, inanılmaz yalanlar uydurdular.
Devlet memuru idim, cevap hakkım yoktu, gelirim ancak aylık geçimimize yetiyordu, avukat tutacak halde değildim.
Devamlı beni hedef gösterdiler. Hiram Bey gibi "gidici olup" gitmem onları çok mutlu edecekti.
Şansım yaver gitti ve bazı suikast planlarını kazasız atlattım.

Görev yaparken de, emekli olduktan sonra da birçok kereler evimin
adresini, telefonlarımı, hatta elektronik posta adresimi yayınladılar.
Buna İstanbul’da beş yıldır oturduğum evin adresi de dahildir.
(Adresimi,
biliyor ve yayınlıyorlar ama yinede Amerika’da yaşadığım yalanını
yayıyorlar. Sayın Yargıtay üyeleri bile bir kararda benim ABD’de
yaşadığımı söylemişler.)

Ne TCK'nın 301.nci maddesinin ilgili hükümleri, ne 2937 sayılı MİT Kanunu'nun 27.nci maddesi, ne de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 6'ncı maddesi dikkate alınmadı.
Ulusal Kanal’da her türlü kara propagandayı, hakareti yaptılar, ilgili savcılar da, RÜTÜK de hiç birini duymadı.
Bana yolsuzlukları, hırsızlıkları, kanunsuzlukları yazdığım için davalar açan, cezalandırmaya çalışan Teşkilatım, savcılar, hakimler bunlara bir şey yapmadı, yapamadı.
Doğu Perinçek ve çevresiyle bağlantılı birçok karşılıklı şikayet ve davalarım mevcut.
Tek tek saymak istemiyorum ama genelde bu karşılıklı davalarda aleyhimde işleyen hukuki, adli bir dengesizlik olduğunu düşünüyorum.
Yargıtay’ın Doğu Perinçek’in lehine verdiği “ajanlık ve batılı istihbarat örgütlerince kullanılması” ile ilgili kararlar, sanki bu kararlar sadece Doğu Perinçek için verilmiş gibi, benim açtığım davalarda geçerli olmuyor.
Bana:
Tekzip yolunun kullanılması ile kamuoyuna duyurulması mümkündür. Diğer bir deyişle gerçeğe aykırı olarak yapılan yayın her zaman hakaret suçuna vücut vermez...,
...Davaya konu olan yazılar ve iddianameye esas alınan ifadeler bir bütün olarak ele alınıp incelendiğinde, basın hürriyeti kapsamında gazetecinin haber verme hakları içerisinde kamuyu aydınlatma kamuyu oluşturma ve eleştiri yer aldığı bunlar basının hakkı olduğu kadar görevi içerisinde bulunduğu
gibi cevaplar verildi…

Yukarıda da görüldüğü gibi kararlarınızı “Yargıtay’dan CIA maşası Mehmet Eymür’e tokat gibi karar: İftiracı Eymür, Perinçek’e tazminat ödeyecek” gibi hakaretlerle kutluyorlar, avukatları, muhabir ve kameramanlarla oturduğumuz evin kapısına dayanıp icra işlemi yapmaya çalışıyorlar. Sonra bunu Ulusal Kanal’da ve diğer yayınlarda gösteriyorlar...
Abdullah Öcalan’a “Sayın” diyenlere soruşturma ve davalar açıyorsunuz.
Gayet normal değil mi?
Ona “Bebek Katili” ve benzeri lafları söyleyenleri hakaret etti diye yargılamıyorsunuz...
Şimdi yukarıdaki anlattıklarıma aşağıdaki resimleri de katın, ve lütfen resimlere dikkatle bakın:





Sayın Hakimler, Sayın Savcılar,
Adalet terazisinin saygıdeğer sahipleri...
Belirtildiğine göre Balkan Savaşı’nda 4307 şehit, İstiklal Savaşı’nda 10,885 şehit, Kore Savaşı’nda 731 şehit, Kıbrıs Savaşı’nda 654 şehit vermişiz.
Ya PKK ile mücadelemiz? Kesin rakamlar belli değil, ancak yuvarlak rakamlar var. 27 Kasım 1978’de kurulan terör örgütü PKK ile 1984-2007 yılları arasında mücadelede 6,000 asker, polis ve geçici köy korucusu şehit olmuş, 5,000 vatandaşımız da teröristler tarafından katledilmiş. Toplam zayiatımız 11,000
kişidir. Halen de kayıp vermeye devam ediyoruz. Buna kolu, bacağı
kopanları, her derecede yaralananları ve ekonomik zararımızı da hiç
düşünün... Yani bu mücadelede kaybımız İstiklal Savaşına eşit veya biraz
fazla. Öldürülen terörist sayısının ise 22,000 bin civarında olduğu belirtiliyor.
Şimdi soruyorum sizlere. PKK kamplarında merasimle karşılanan, PKK bayrağı altında pozlar veren, şehitlerimizin katillerinin ellerini tek-tek hararetle sıkan, Abdullah Öcalan’la sarmaş-dolaş olan kişilere, hitap ederken saygılı mı olmamız gerekir?
Ya onalar, onlara gelince artık o kadar fütursuz davranıyor ki AYDINLIKÇI avukatları mahkemelere verdiği dava dilekçelerinde ‘Derin Devlet’ edebiyatı yapıyor: “Mehmet
Eymür, Aydınlık Hareketi'nin sırrını çözemez. Çünkü, Aydınlık
Hareketi'nin kökleri ülke topraklarının en derinindedir. Halktır,
emekçilerdir, aydınlardır, köylüdür besin kaynağı. Dayanağı ise Türk
Milletidir”
diyor.

Aydınlık Hareketi’nin “Derin Devlet”in bir parçası olduğu doğru
olabilir ama, yalnız başına değil... Hilary Sumner-Boydlar, Troçkistler,
Savaşmanlar, Çağlarlar, yabancı istihbarat ve terör örgütleri ile
beraber...

Sayın Yargıçlar, Sayın Savcılar,
Adaletin saygıdeğer dağıtıcıları...
Umarım sizlere bilgilerimi, duygularımı, dert ve endişelerimi ifade edebildim.

Benim ne siyasetle, ne de herhangi bir organizasyonla ilişkim yok. Ben
ailesini, ülkesini, ülkesinin insanlarını seven emekli bir memurum, eski
bir istihbaratçıyım. Yaşadıklarımı, bildiklerimi, araştırdıklarımı
sizlerle paylaştım...
Sancılı bir dönemden geçerken, karışan kavramlar içindeki doğruları bulmalıyız düşüncesi ile saygılarımı sunuyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
 
Sen misin Bizim Casusu Yakalayan...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi :: İSTİHBARAT(WORDPRESS) :: BİLGİLER-
Buraya geçin: