İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi

http://islami.webyardim.org
 
AnasayfaKapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hukuk Mücadelem

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 29
Nerden : Bursa

MesajKonu: Hukuk Mücadelem   Paz Ocak 22, 2012 9:57 am



MEHMET EYMÜR DANIŞTAY DOSYASI

(1) DANIŞTAY’A MÜRACAAT

Avukat Prof. Dr. Metin Günday

YÜKSEK DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA ANKARA

13 EKİM 1998

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMLİDİR.
DURUŞMA İSTEMLİDİR.

DAVACI: Mehmet Eymür
Turan Güneş Bulvarı Teras evler Sitesi
No:252/43 Oran-ANKARA

VEKİLİ: Av. Metin GÜNDAY
Abay Kunanbay Caddesi (=Bilir Sokak)
No:6/16 Kavaklıdere-ANKARA
(Vekaletname örneği eklidir.)

DAVALI: Başbakanlık ANKARA

İSTEMİN ÖZETİ: Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı Araştırma
Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı emrinde görevli olan
müvekkilimin MİT Müsteşarlığındaki bu görevinden alınarak bir başka
kuruma (=Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü emrinde 1.
derecede Müşavir kadrosuna) naklen atanmasına ilişkin Başbakanlık
işleminin Öncelikle YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASINA, daha sonra İPTALİNE
ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının da yasal faizi
ile birlikte kendisine ÖDENMESİNE karar verilmesi istemidir.

TEBLİĞ TARİHİ: Dava konusu yapılan işlem müvekkilime 01.10.1998 günü yazılı olarak bildirilmiştir (Ek 1).

OLAYLAR:

1 -1943 doğumlu olan müvekkilim Mehmet EYMÜR, TED Ankara Koleji ve
İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulunda eğitimini
tamamlamıştır.

Müvekkilim, subay olup, uzun yıllar Milli
Emniyet Hizmetlerinde görev yapan, İstiklal Savaşı Gazisi babasının
emekli olmasını takiben, 1965 yılında, daha yüksek okul öğrencisi iken,
Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına "Takip Memuru" olarak
katılmıştır.

2-1975 yılına kadar MİT İstanbul Bölge Daire
Başkanlığında görev yapan müvekkilim, burada Kontr Espiyonaj Şubesi Orta
Doğu ve Afrika Devletleri Grup Amirliği yaptı.

Müvekkilim,
İstanbul'daki görevi sırasında, Suriye ve Sovyet Casusu Eşref ABAZA,
Bulgar Casusu Mehmet EREL, Sovyet Casusu Kerim Manukyan gibi espiyonaj
elemanlarının yakalanıp adalete tevdi edilmesinde, illegal Arap Talebe
Cemiyetlerinin kapatılmasında, Filistin Kara Eylül terör örgütüne ait
operasyon timinin yakalanmasında, Sıkıyönetim "Babalar Operasyonunda,
yasadışı Türk Halk Kurtuluş Ordusu/Cephesi'nin çökertilmesinde aktif
görev almış. başarılı çalışmalarından dolayı takdir ve taltif
edilmiştir.

3-1975-1978 yılları arasında MİT Ankara Bölge
Başkanlığı Takip Şube Müdürlüğü görevinde bulunan müvekkilim, bu dönemde
El-Saika terör örgütü mensuplarının, gizli örgüt evlerinin, silah ve
cephanelerinin ele geçirilmesi, Acilciler örgütünün tren soygunu ile
ilgili operasyonlar, ABD ve İngilizlere hizmet eden Sabahattin
Savaşman'a suç üstü yapılması gibi önemli faaliyetlerde bulunmuştur.
Müvekkilim 1978 yılı sonunda kısa bir süre MİT okulunda öğretim
görevlisi olarak istihdam edildikten sonra, 1980 yılına kadar MİT
Karargahında Kontr Espiyonaj Daire Başkanlığında Batı Devletleri Şube
Müdürlüğü görevinde bulunmuştur. 1980 yılında Dışişleri Bakanlığı
kadrosundan bir demirperde ülkesine gönderilen müvekkilim, burada
yürüttüğü aktif espiyonaj faaliyetleri dolayısıyla bulunduğu ülke
tarafından istenmeyen kişi ilan edilmiştir.

4-Müvekkilim, 1982
yılında yurda dönüğünde, Mardin Bölge Müdürlüğüne atanmış ve burada
bulunduğu 1 yıl içinde Kürt'leri örgütleyen Irak casusu Muhammet
Caro'nun ve PKK örgüt mensuplarının yakalanması, çok sayıda silah ve
mühimmatın elde edilmesi, Petrol Boru Hattı sabotajcılarının, uyuşturucu
kaçakçılarının yakalanması gibi başarılı faaliyetleri yönetmiştir.

5-Müvekkilim, 1983 yılında Ankara'da yeni kurulan Kaçakçılık Şube
Müdürlüğünün başına getirilmiştir. Bu dönemde Emniyet Kaçakçılık ve
istihbarat Dairesi ile yakın koordine içinde, Dündar KILIÇ, Behçet
CANTÜRK gibi ünlü ve diğer bir çok kaçakçı sanığın yakalanarak adalete
tevdi edilmesini gerçekleştirmiştir, Müvekkilimin bu faaliyetlerinden
elde edilen bilgiler Avrupa ve Amerika'da Mafya'ya yönelik geniş
kapsamlı operasyonların yapılmasını sağlamıştır.

6-Müvekkilim,
1S85 yılında ise, MİT okuluna "Öğretim Görevlisi" olarak atanmış ve bir
müddet sonra da terörle mücadele amacıyla yeni kurulan Güvenlik
Dairesi'nde görevlendirilmiştir. Bu dönem içinde, Kırıkkale Fabrikasına
sabotaj olayının aydınlatılması, Ürdün Büyükelçiliği Başkatibi'nin
öldürülmesi ve Abu Nidal örgütü mensuplarının yakalanması gibi
faaliyetleri sevk ve idare etmiştir.

7-Müvekkilim, 1988 yılında
basına yansıyan MİT raporu nedeniyle başka bir kuruma nakledileceğini
öğrenmesi üzerine kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır. 1994 yılında
görev teklif edilmesi üzerine yeniden MİT’e dönen müvekkilim, doğrudan
Müsteşar'a bağlı olarak görev yapan Özel İstihbarat Dairesinin
Başkanlığına getirilmiştir.

Müvekkilim bu dönemde Kuzey Irak,
İran, Suriye, Lübnan, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya'da terör ve
organize suç Örgütlerine yönelik aktif faaliyetleri yönetmiş. Kuzey Irak
(Süleymaniye ve Erbil), Bükreş ve Moskova'daki çok uluslu toplantılara
Türkiye ve MİT'i temsilen katılmıştır. Washington'da "Washington
Institute for Middle East" adlı kurulusun "Terörizm" ile ilgili bir
seminerine konuşmacı olarak da katılan müvekkilim, birçok ülkenin
istihbarat teşkilatları ile ikili görüşmelerde de yer almıştır.

8-Müvekkilim, 1995 yılı içinde Özel İstihbarat Dairesinin Operasyon
Başkanlığı ile birleşmesi neticesinde Operasyon Başkanlığı
Başyardımcılığına getirilmiş ve bu dönemde terör ve organize suç
örgütlerine yönelik faaliyetlerin sevk ve idaresine devam etmiştir.
Müvekkilim, gene bu dönemde, Dublin'deki Kuzey Irak ile ilgili çok
uluslu toplantılara katılmış, Avrasya Feribotu'nun kaçırılması olayında
Mirdeki "Kriz Merkezini" Emniyet Genel Müdürlüğü ile koordineli olarak
sevk ve idare etmiş, 1996 yılında ise Kontr Terör Merkezi Yöneticiliğine
getirilmiştir.

9-Müvekkilim, 1997 yılı Ağustos ayı sonunda,
zamanın Başbakanının baskıları sonucunda Kontr Terör Merkezi'ndeki
görevinden alınmış ve zamanın MİT Müsteşarının "dış görev" teklifini
kabul ederek ABD'ye, ABD istihbarat ve güvenlik örgütlerine akredite
'MİT Temsilcisi" olarak atanmış ve 30 Ağustos 1997 tarihinde
Washington’daki görevine başlamıştır. Aradan bir yıla yakın bir zaman
geçtikten sonra, 14 Ağustos 1998 tarihinde MİT Karargahından
Washington'a yollanan OPS 11.021.04.056 .287438/624 sayılı mesajla,
Washington Temsilciliğinin kapatılmasına karar verildiğinden bahisle,
müvekkilimin Merkez'e dönüşüne ait kararnamenin onaylandığı ve
kendisinin 29.09.1998 tarihinden itibaren mehil suresini de kullanmak
suretiyle 14.10.1998 günü Türkiye'deki görevinin başında bulunması
gerektiği bildirilmiştir (Ek 2).

MİT Müsteşarlığı'ndan
25.06.1998 günü gönderilen OPS 11.021.04.056. 287438-1/G41 sayılı bir
başka mesaj ile ise, müvekkilimin Merkez'e dönüşü öne alınmıştır (Ek 3).

10-Müvekkilim, bunun üzerine, MİT Müsteşarlığı'na 26 Ağustos 1998 ve 01
Eylül 1998 tarihlerinde iki mesaj yollayarak yeni görevini ve yerini
(Ek 4 ve 5) sormuştur. Bu mesajlarına herhangi bir yanıt alamayan
müvekkilim, Türkiye'ye dönerek 21 Eylül 1998 tarihinde MİT Karargahında
görevine başlamıştır. Müvekkilimden aynı gün, MİT üst yönetimi adına
istifa etmesi istenmiş, etmemesi halinde ise 2937 sayılı Devlet
İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 19.
maddesine dayanılarak MİT dışında bir başka kuruma atanacağını
bildirmiştir.

Müvekkilim böyle bir atama için hiç bir gerekçe
olmadığını, Susurluk, çeteler ve Alaattin ÇAKICI olayları ile ilgiliymiş
görünümündeki bir zorlama istifayı gerçekleştirmeyeceğini söylemiş, ve
aynı gün tebellüğ ettiği 10.09.98 tarih ve 9031.98 16902 sayılı “Yer
Değiştirme Onayı” ile Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu
Başkanlığı emrine Kurul üyesi olarak atanmıştır. Müvekkilim, bu yeni
görevine başladıktan çok kısa bir süre sonra da, 01.10.1998 tarihinde
kendisine tebliğ edilen ve (Ek 1) olarak sunduğumuz yazı ile MİT
Müşteşarlığı'ndaki görevinden alınarak Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.
Genel Müdürlüğü emrinde 1. derecede Müşavir kadrosuna naklen atandığını
öğrenmiştir.

Uzun yıllar MİT’te hep aktif görevlerde bulunan
müvekkilim Mehmet EYMÜR'ün meslek hayatı casusluk, organize suç ve
terörizm konulan ile uğraşarak geçmiştir. Müvekkilim, sayısız önemli
vaka ve operasyonel çalışmada yer almış ve birçoğunu da bizzat
yürütmüştür. MİT’te, meslek hayatı müvekkilim Mehmet EYMÜR’ün ki kadar
dolu ve aktif geçmiş, deneyim kazanmış bir başka personel bulmak güç ve
hatta olanaksızdır. Bu husus, Mehmet EYMÜR'ün mesleki hayatı boyunca
aldığı sicilleri, halen mesleki alanda eğitim amaçlı kullanılan
kitapları, Başbakanlar da dahil olmak üzere aldığı çok miktarda
"Teşekkür, Taltif. Takdir ve Ödül" ile kanıtlanmıştır. Bu teşekkür,
taltif ve takdirlere ilişkin belgelerin sadece bazıları (Ek 6-12) olarak
sunulmaktadır.

Bu nedenlerle, müvekkilimin MİT
Müsteşarlığında ki görevinden alınarak bir başka kuruma naklen
atanmasına ilişkin işlem hukuka açıkça aykırı ve uygulanması halinde de
giderilmesi güç zararlar doğuracağından, bu işlemin iptali ve öncelikle
de yürütülmesinin durdurulması istemiyle işbu davayı açmamız zorunlu
olmuştur. Aşağıda ayrıntılı olarak açıklayacağımız nedenlerle
müvekkilimin MİT Müsteşarlığı'ndaki görevinden alınarak bir başka kuruma
naklen atanmasına ilişkin sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka
açıkça aykırı olan dava konusu işlem, ilk bakışta bir üst seviyedeki bir
bürokratın basit bir naklen atanması gibi gözükse dahi, gene aşağıda
ayrıntılı olarak açıklayacak olmakla beraber şimdiden belirtmek isteriz
ki, bu işlemin iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılan
işbu dava aslında ülkemizde Demokrasinin ve Hukuk Devletinin korunması,
ülkemizin ve Devletimizin yeraltına ve dış güçlere teslim edilmemesi
açısından çok büyük bir önem taşımaktadır; ve de Yüksek Danıştay'ın
böyle bir davayı Hukuka ve Adalete en uygun düşecek bir biçimde karara
bağlayacağına inancımız tamdır.

HUKUKİ NEDENLER

1-2937
sayılı Kanunun 19. maddesi, MİT fiili kadrosuna dahil personelden,
teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli kıldığı şart ve vasıflar
gözönöne alınarak teşkilata intibak edemedikleri üstlerince tescil
edilenlerin MİT Müsteşarının teklifi ve Başbakanın uygun görmesi üzerine
başka bir kurum veya kuruluşa naklen atanacaklarını hükme bağlamıştır.

Dolayısıyla, böyle bir nakil işleminin sebep unsuru, teşkilata intibak
edememiş olma olup, bu durumun naklen atanacak personelin üstlerince
tescil edilmesi gerekmektedir. Oysa, yukarıda Olaylar Bölümünde
ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi, 1965 yılından bu yana MİT
Müsteşarlığında görev yapan, MİT Müsteşarlığınca yürütülen pek çok
faaliyet ve operasyonun altında başarı imzası bulunan ve de sicilleri
hep çok olumlu olup, müteaddit defalar takdirname ve teşekkür ile taltif
edilmiş olan müvekkilimin teşkilata intibak edememiş olmasından söz
edilmesi asla mümkün değildir. Tam tersine, teşkilata müvekkilim kadar
uyum sağlamış bir başka MİT personeli bulmak güç ve hatta imkansızdır.
Bu nedenle, dava konusu yaptığımız istem, öncelikle sebep unsuru
yönünden hukuka açıkça aykırıdır.

2-Öte yandan, dava konusu
işlemin tesis edildiği tarihe kadar ki gelişmeler de göz önünde
tutulduğunda, dava konusu işlemin aynı zamanda maksat unsuru yönünden de
hukuka açıkça aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki :


a-Sayın Başbakan Mesut YILMAZ, Ana Muhalefet Partisi Başkanı olduğu 1996
yılında, gerçeklere tamamen aykırı bir iddia ortaya atarak,
telefonlarının MİT tarafından dinlendiğini ve bunun da müvekkilim
tarafından yapıldığını açıklamış ve böylece müvekkilime karşı, bizce
haklı hiçbir gerekçesi olmayan hasmane bir tutum içinde olduğunu ortaya
koymuştur. Müvekkilim ise, o zamanki MİT Müsteşarının da bilgisi
dahilinde Sayın Mesut YILMAZ'la görüşerek, bu iddianın doğru olmadığını
kendisine izah etmiş, Sayın YILMAZ ikna olarak, kendisinin yanlış
yönlendirildiğini ve müvekkilime haksızlık yaptığını o zamanlar kabul
etmiştir.

b-Sayın Mesut YILMAZ 1997 yılında yeniden Başbakan
olduktan hemen sonra, gene haklı bir hiçbir gerekçesi olmamasına karşın,
zamanın MİT Müsteşarı Sayın Sönmez KÖKSAL'dan müvekkilimin teşkilattan
uzaklaştırılmasını istemiş ve müvekkilime karşı hasmane tutumunu bir kez
daha ortaya koymuştur. Sayın YILMAZ'ın bu isteğine gösterdiği tek
gerekçe, müvekkilimin ÇİLLER ailesine yakın olmasıdır ki, böyle bir
gerekçenin de hiçbir geçerliliği yoktur. Nitekim, o zamanki MİT
Müsteşarı Sayın Sönmez KÖKSAL Sayın Başbakana, müvekkilimin bütün
temaslarının kendi bilgi ve kontrolünde olduğunu ve konunun herhangi bir
siyasi yönünün bulunmadığını açıklamıştır.

Aslında,
müvekkilimin MİT'ten uzaklaştırılması yolundaki bu istek, başta Alaattin
ÇAKICI olmak üzere, yeraltı dünyasının politika ve bürokrasi içindeki
uzantılarından gelen baskılar nedeniyle olmuştur. Olayların perde
arkasını ve iddiaların doğru olmadığını bilen MİT Müsteşarı Sayın Sönmez
KÖKSAL bu isteği yerine getirmemiş, ancak müvekkilimi Kontr Terör
Merkezinden alıp MİT Temsilcisi olarak ABD'ye tayin ederek Sayın
Başbakanı kısmen de olsa tatmin etmeye çalışmıştır. c-Müvekkilimin
ABD'ye tayinini duyan Alaattin ÇAKICI, o tarihlerde ABD'de yaşadığı
için, bu tayini kendisini imha etmeye yönelik bir tasarruf olarak
nitelendirmiş ve Sayın Mesut YILMAZ'a karşı tavır almıştır. Alaattin
ÇAKICI ile telefonla görüşen Devlet Bakanı Eyüp AŞIK, son günlerde
görsel ve yazılı basında gözlemlenen bantlar savaşı sırasında görüldüğü
gibi, muhatabına izahatlarda bulunarak bunun doğru olmadığını
kanıtlamaya çalışmıştır.

d-Müvekkilimin MİT’ten
uzaklaştırılması için gerekçe yaratılması çalışmalar bundan sonra da
devam etmiş, o zamanki Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Sayın Kutlu
SAVAŞ tarafından hazırlanan raporda müvekkilim haksız, mesnetsiz ve
kasıtlı bir biçimde suçlanmıştır. Müvekkilimin kendisine yöneltilen
suçlamalar ile ilgili olarak hakkında adli işlem yapılması yolundaki
isteği dikkate alınmazken, rapor kamuoyuna duyurularak ve müvekkilimin
tamamen MİT Müsteşarlığının bilgisi dahilinde yürüttüğü faaliyetleri de
-adeta- çete faaliyetleri gibi gösterilerek, kendisinin kamuoyu gözünde
mahkum edilmesine çalışılmıştır. Şubat 1998'de ABD'den Türkiye'ye gelen
müvekkilim, Başbakan Sayın Mesut YILMAZ ve Başbakanlık Teftiş Kurulu
Başkanı Sayın Kutlu SAVAŞ ile saatlerce görüşerek, kendisi ile ilgili
isnatların tamamen maksatlı ve yalan olduğunu belgeleriyle
kanıtlamıştır.

e-Aynı tarihlerde (Şubat 1998) Alaattin
ÇAKICI'nın elinde bant olduğu ve yayınlandığı takdirde bu hükümeti
düşürebileceği hususu basına yansımıştır, ÇAKICI'nın bu şantajı tutmuş,
muhtemelen kimi bazı MİT mensuplarından da faydalanılarak anlaşma
yapılması üzerine ÇAKICI'nın sesi o zamanlar kesilmiştir. Alaattin
ÇAKICI'nın isteği doğrultusunda yapılan bir banka satışı, MİT ve Emniyet
Genel Müdürlüğünde gerçekleştirilen ya da gerçekleştirilmesine teşebbüs
edilen bazı tayinler ve müvekkilimin Amerika'dan alınıp hemen akabinde
de MİT’ten uzaklaştırılmasına ilişkin işlemler böyle bir anlaşmanın
yapıldığının en belirgin göstergesidir. Nitekim, Alaattin ÇAKICI'nın
biraz da Hükümetin de inisiyatifi dışında olduğu izlenimini uyandıran
Fransa'da yakalanması olayı her şeyi gün ışığına çıkarmıştır. Kendisinin
Sayın Başbakan'ın talimatıyla yakalandığına inanan Alaattin ÇAKICI
anlaşmayı bozmuş ve son günlerde yazılı ve görsel medyada görülen ve
görüntülenen bantlar savaşı ile de, dava konusu işlemin kamu yararı ve
hizmet gereklerinden uzak olduğunu açıkça ortaya koyan yukarıda
açıklamaya çalıştığımız olaylar ve gelişmeler kanıtlanmıştır.


Özetle belirtmek gerekir ise, dava konusu yaptığımız işlem, kamu yararı
ve hizmet gerekleri açısından haklı hiçbir nedene dayanmayıp, salt
siyasal hesaplar ve yeraltı dünyasının dayatması sonucu tesis edilmiş
olmakla, maksat unsuru yönünden de ağır bir sakatlıkla özürlüdür.

3-Açıkça hukuka aykırı olan dava konusu işlemin uygulanması halinde
müvekkilim için giderilmesi güç maddi zararlar doğacağı gibi, bundan da
öte giderilmesi güç ve hatta olanaksız manevi zararlar da doğacaktır. Bu
bağlamda, MİT'e katıldığı. 1965 yılından bu yana pek çok espiyonaj
elemanlarına, her türlü terör örgütleri mensuplarına, kaçakçılara, mafya
liderlerine ve adamlarına karşı görevi gereği amansız bir mücadeleye
gitmiş ve bu kişilerin yakalanarak adli mercilere tevdi edilmesine
katkıda bulunmuş olan müvekkilimin şimdi dava konusu yapılan işlem ile
MİT’ten uzaklaştırılması, kendisinin bu yasa dışı örgüt ve kuruluş
mensuplarının boy hedefi haline gelmesine de yol açacaktır.

Bu
nedenle, dava konusu yaptığımız işlemin öncelikle, acilen ve hatta
-Yüce Heyet'ce takdir edilir ise- hemen yürütülmesinin durdurulmasına
karar verilmesini de dilemekteyiz.

III. SONUÇ ve İSTEM

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenler ile yargılamanın ileriki
aşamalarında ve özellikle duruşmada açıklayacağımız öteki nedenler ve
Yüce Heyet’ce resen saptanacak sair durumlar karşısında, Milli
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı Araştırma Planlama ve Koordinasyon
Kurulu Başkanlığı enirinde görevli olan müvekkilimin MİT
Müsteşarlığındaki bu görevinden alınarak bir başka kuruma (=Türkiye
Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü emrine 1. derecede Müşavir
kadrosuna) naklen atanmasına ilişkin olup, sebep ve maksat unsurları
yönünden hukuka açıkça aykırı ve uygulanması halinde de giderilmesi güç
ve hatta olanaksız zararlar doğuracak olan Başbakanlık işleminin
öncelikle ve acilen YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASINA, daha sonra İPTALİNE
ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının da yasal faizi
ile birlikte kendisine ÖDENMESİNE karar verilmesini, yargılama giderleri
ile avukatlık ücretinin de davalı İdareye yükletilmesini saygıyla ve
vekaleten arz ve talep ederim.

Davacı Mehmet EYMÜR vekili
Av. Metin GÜNDAY

Eki: (1) adet onaylı vekaletname ve (12) adet belge örneği.



(2) YÜRÜTMEYİ DURDURMA’NIN REDDİ

T.C. D A N I Ş T A Y Beşinci Daire

Esas No: 1998/3897 22 ŞUBAT 1999

Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen: Mehmet Eymür

Vekili: Av. Metin Günday, Abay Kunanbay Cad., (Bilir Sk.)No:6/16, Kavaklıdere/ANKARA

Karşı Taraf: Başbakanlık - ANKARA

İsteğin Özeti: Davacı, Başbakanlık Milli İstihbarat Teşkilatı (M.İ.T.)Müsteşarlığı

Araştırma, P1anlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı emrinde görev
yapmakta iken, bu görevinden alınarak Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.
Genel Müdürlüğü emrine Müşavir olarak naklen atanmasına dayanak
oluşturan 30.9.1998 günlü, 177l2 sayılı Başbakanlık olurunun iptalini,
bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile
birlikte ödenmesine hukmedilmesini ve yürütmenin durdurulmasını
istemektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi: Mehmet Aydın


Düşüncesi: Davada 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 4001
sayılı Yasa ile değişik 27. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen
koşulların gerçekleşmemiş olduğu an1aşıldığından, yürütmenin
durdurulmasına ilişkin istemin reddi gerektiği düşünülmüştür.

Danıştay Savcısı: Salih Er

Düşüncesi: Davacı hakkında yürütülen soruşturmaların tamamlanıp
soruşturma evrakının getirtilmesinden sonra yürütmenin durdurulması
hakkında bir karar verilmesi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince davalı idarenin b1rinci
savunması ile 26.1O.l998 tarihli ara kararı cevabının geldiği görülerek
işin gereği yeniden düşünüldü:

Dairemizce verilen 26.10.1998
günlü ara kararı üzerine davalı idarece gönderi1en 2.12.1998 günlü,
12697 sayılı yazı ekindeki belgelerin incelenmesinden, dava konusu
Başbakanlık oluruna dayanılarak 30.9.1998 tarihi itibariyle Türkiye
Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü emrinde 1. derece Müşavir
kadrosuna atanan davacının yasada öngörülen süre içerisinde yeni
görevine başlamaması nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 62.
Ve 63. Maddeleri uyarınca ve 25.11.1998 günlü Genel Müdürlük oluruyla
memuriyetten çekilmiş sayıldığı anlaşıldığından ve bu nedenle olayda
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 4001 sayılı Yasa ile değişik
27 maddesinin 2 fıkrasında sayılan koşullar gerçekleşmemiş olduğundan
yürütmenin durdurulması isteminin reddine, 28.1.1999 tarihinde oybirliği
ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye
Nuri Ender Tansel Mustafa Sıtkı
ALAN ÇETİNKAYA ÇÖLAŞAN BİRDEN ASLAN

N/B 9.2.1999 Aslı Gibidir



(3) BAŞBAKANLIĞIN (MİT'İN) CEVABI

T.C BAŞBAKANLIK Hukuk Müşavirliği

SAYI: B.02.0.HUK.721.01-98-1771/12509 Ankara
KONU: 25 Kasım 1998

DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA

Daire No: 5. Daire
Dosya No: 1998/3897

Cevaba cevap (Davalı): Başbakanlık

Karşı Taraf (Davacı): Mehmet Eymür

Vekili: Av. Metin Günday

Tebliğ Tarihi: 22.10.1998
(30 günlük ek süre verilmiştir)

Tebliğin Konusu: Davacının dava dilekçesine kanuni süresi içinde Cevaplarımızın sunulmasıdır.

Cevaplarımız:

Davacı vekili tarafından, Başbakanlık aleyhine Milli İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı Araştırma ve Planlama ve Koordinasyon Kurulu
Başkanlığı emrinde görevli iken MİT Müsteşarlığındaki bu görevinden
alınarak Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü emrinde I.
Derecede Müşavir kadrosuna naklen atanmasına ilişkin işlemin iptali
talebiyle açılan dava haksız ve hukuka aykırı olup reddi gerekmektedir.

A-) Dava dilekçesinde, davalının ilgili Müsteşarlıkta görev alması
sürecine ilişkin bilgilerin yanısıra, tarih, yer ve isimler de
belirtilmek suretiyle davacının iştirak ettiği ileri sürülen bazı
operasyonel faaliyetler ile gizli kalması gerekli bazı çok uluslu
toplantı ve seminerlere yer verildiği, ayrıca aralarında Başbakanların
da bulunduğu kişi ve makamlardan alınan teşekkür, taltif ve ödüllerden
bahsedildiği görülmektedir.

Anılan hususlara ilişkin olarak,
Mit Müsteşarlığında mevcut bilgi ve belgeler ile değerlendirilmesine bu
bölümde yer verilmesinde fayda mütalaa edilmektedir.

1. Davacı
Mehmet Eymür, 23.10.1962’da TED Ankara Kolejinden mezun olduktan sonra,
Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul ve Bölgesi Daire Başkanlığında
1.1.1966 tarihinde Takip Memuru olarak göreve başlamıştır. Teşkilat
emrinde görevli iken 15.2.1968’de İstanbul Özel İktisat ve Ticaret
Yüksek Okulu’nun Dış Ticaret Bölümünü bitirmiştir. 1968-1970 yılları
arasında askerlik görevini tamamlamış ve memur olarak İstanbul da tekrar
göreve başlamıştır.

Yedi yılı aşan Teşkilat hizmetinden sonra
30.4.1973 tarihinde daha iyi maddi imkanları olduğunu belirttiği bir
özel şirkette çalışmak üzere istifa dilekçesi veren davacı 12.5.1973
tarihinde bir dilekçe daha vererek yan ödemelerdeki artış ve sair
sebeplerle istifa işlemlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Bu durum,
adı geçenin o tarihlerde ilgili Müsteşarlıkta hangi nedenlerle görevde
kaldığını göstermektedir.

Davacı, 1975 yılına kadar İstanbul ve
Bölgesi Daire Başkanlığı emrinde görev yapmış, daha sonra atandığı
Ankara ve Bölgesi Daire Başkanlığı emrinde 1980 yılına kadar
çalışmıştır. 1980-1982 yılları arasında bir yurtdışı görevde istihdam
edilmiş, akabinde Mardin Bölge Müdürü olarak bir yıl görev yapmıştır.
Davacının, 1983-1988 yılları arasındaki görev yerleri de yine
Ankara’dır.

2. Bilindiği gibi Milli İstihbarat Teşkilatı 644
sayılı Kanun’la kurulmuş olup, görev, yetki ve sorumlulukları yine
kanunda gösterilmiştir. Görevlerini, bu kanunu yürürlükten kaldıran 2937
sayılı Kanun çerçevesinde yürüten mensupları, sadece görevleri olduğu
için yaptıkları ve asla takdir, ödül, teşekkür gibi beklentiler içinde
olmadıkları faaliyetlerini icra ederken gösterdikleri onurlu, gururlu ve
vakur tavrı yaşam boyunca sürdürmeyi ve üzerinden uzun yıllar geçtikten
sonra, dahi katıldıkları faaliyetleri açıklamamayı bir teşkilat
geleneği, prensibi ve terbiyesi olarak benimsemişlerdir.

Ayrıca
bu durum, gerek Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri ve gerekse 2937
sayılı kanunun 27 nci maddesi uyarınca yasal bir zorunluluktur. Söz
konusu 27 nci madde ile “Milli İstihbarat Teşkilatının görev ve
faaliyetlerine ilişkin belge ve bilgilerin istihsal ve ifşa edilmesi
ağır hapis cezasını gerektiren suç olarak” hükme bağlanmıştır.


Savunma amacı ile yazılmış olsa dahi, dava konusu ile ilgisi bulunmayan
gizli faaliyetlerin dava dilekçesinde açıklanması, yasalara ve Teşkilat
metod ve prensiplerine aykırılığını tek başına göstergesi sayılabilecek
ağırlıktadır.

Davacının başarılı görevler olarak sıraladığı ve
aldığı ödüllerin gerekçesi olarak takdim ettiği faaliyetlerin burada ele
alınmasının yersiz olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, devamlılık
arzeden ve kişilere bağlı olmayan faaliyetler ile alınan teşekkürlerin
dava konusu ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı da belirtilmelidir. Zira
dava dilekçesine ek yapılan teşekkür ve takdir yazılarının tetkikinden
de görüleceği üzere ödüller sadece davacıya değil, faaliyeti yürüten
ekibin tümüne verilmiştir; yani kişisel bir başarı ödüllendirme söz
konusu değildir.

Buna karşılık, suç ve cezalar kişiseldir ve
davacının özlük dosyası-dava dilekçesinde hiç değinilmese dahi –
özellikle işlediği disiplin suçları ve aldığı cezalar yönüyle
incelenmeye değerdir.

3. Davacı 1966-1988 yılları arasını kapsayan dönemde Müsteşarlık’ta bulunduğu görevler esnasında karıştığı olaylar nedeniyle;

03.06.1970 tarihinde Kınama

21.02.1973 tarihinde Uyarma

08.02.1979 tarihinde Uyarma

27.03.1979 tarihinde Kınama

disiplin cezaları ile cezalandırılmış, 5.2.1979 ve 30.12.1985
tarihlerinde çıkan sicil afları ile söz konusu cezalar kaldırılmıştır.

Bu cezalardan 27.3.1979 tarihinde verilen kınama cezası, - görevle hiç
bir ilgisi olmaksızın- Erzincan Milletvekili Nurettin Karsu’nun evinin
basılması, çoçuklarının kaçırılıp dövülmesi ve Türkiye Büyük Millet
Meclisinin tahkir ve tezyif edilmesi olayı ile ilgilidir. Söz konusu
olaydan sonra, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’ten –MİT Müsteşarlığının
tarihinde başka örneği olmayan- bir yazı alınmıştır.

Mehmet
Eymür hakkında,”Bir kamu görevlisinde bulunması gereken yasalara uygun
görev yapma anlayışına aykırı tutum ve davranışları belirlenen kişi”
tanımlaması yaparak “Artık MİT örgütünde çalıştırılmasında, hizmetin
özelliği açısından sakınca” olduğunu vurgulayan dönemin Başbakanı
12.2.1979 tarihli yazı (Ek-I) ile davacının 657 sayılı Kanun’un, Ek
geçici 48 inci maddesi uyarınca Başbakanlık Örğütünde görevlendirilmesi
yönünde Milli İstihbarat Teşkilatınca teklif hazırlanması istenmiştir.
Ancak bu aşamada gerçekleşen hükümet değişikliği ile birlikte söz konusu
atama durdurulmuş ve davacının eski görevine devam etmesi sağlanmıştır.

4. Kamuoyunda “Birinci MİT Raporu” olarak bilinen etüd, Müsteşarlık
prensip emirlerine aykırı olarak hiyerarşik düzene riayet etmeden
hazırladığı, Müsteşarlık Makamının bilgisi dışında basın organlarına
sızdırıp beyanlarda bulunduğu, bu suretle 657 sayılı kanunun 15 inci
maddesi ile 125 inci maddesini D/g bendinde ifadesini bulan, “Yetkili
olmadığı halde basına haber ajanslarına veya radyo ve televizyon
kurumlarına bilgi ve demeç vermek” şeklinde belirtilen disiplin suçunu
işlediği anlaşılan davacının MİT Disiplin Kurulu’nca 19.04.1988
tarihinde “kademe ilerlemesinin durdurulması cezası” ile tecziyesine
karar verilmiştir.

Bununla beraber, 27.5.1988 tarihinde başka
bir kuruma atanmamak için kendi isteğiyle emekli olan davacı hakkında
Müsteşarlık Makamının emirleri ile soruşturma durdurulmuş ve bu disiplin
cezası uygulanmamıştır. 2937 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi uyarınca
Teşkilat Metod ve prensiplerine aykırı davrandığı tespit edilen Mehmet
Eymür’ün başka bir kuruma atanması teklif ile hazırlanan 26.5.1988
tarihli Müsteşarlık yazısı da (Ek-2) aynı gerekçe ile işleme
konulmamıştır.

5. Davacı Mehmet Eymür, 1988 yılında emekli
olduktan sonra da ilgili Teşkilattan emekli olmak suretiyle ayrılmasına
neden olan tutum ve davranışlarına devam etmiş ve Teşkilat metod ve
prensiplerine tamamen aykırı olarak,

“Görevde bulunduğu
sırada, görevi icabı görüp duyduğu teşkilat çalışmaları ve devlet
güvenliği ile ilgili her türlü bilgiyi, hiç bir suretle hiç bir yerde ve
hiç bir şahsa veya makama açıklamayacağına “ dair açık hükme rağmen,
görev yaptığı dönemde ki çalışmalarını ve Teşkilatın çalışma metod ve
prensiplerini, bu dönemde kaleme aldığı “Analiz” isimli kitabında
ayrıntılarıyla ifşa etmekten kaçınmamıştır.

Dönemin Müsteşarı
Hayri Ündül ile gerçekleştirdiği ikili görüşmelerini, Müsteşarın bilgisi
ve izni dışında banda kaydettiği, söz konusu kitabında ki ifadelerden
anlaşılan davacının bu davranışı ise Devlet terbiyesi, nezaket kuralları
ve Teşkilat metot ve prensipleri ile izah edilemeyecek seviyedeki
tutumlarının ve kendine özgü anlayışının ilgi çekici örneklerinden
birini oluşturmaktadır.

Davacının sadece 1966-1988 dönemine
ilişkin faaliyetleriyle ilgili olarak bu bölümde yer verilen açıklamalar
dahi, disiplin tanımayan memuriyet anlayışının ve bu anlayışa dayalı
hatalı uygulamaların bariz örneklerini oluşturmaktadır.

B-)
Dava dilekçesinde, Mehmet Eymür’ün 1994 yılında görev teklif edilmesi
üzerine tekrar Müsteşarlığa döndüğü belirtilerek, önemli faaliyetlerin
sevk ve idaresinde görev aldığı hususu, bu faaliyetlerin icra edildiği
bazı ülke isimleri de sayılmak suretiyle tekrarlanmıştır.


Davacı vekili ayrıca, 1977 yılı Ağustos ayında, Başbakan Mesut Yılmaz’ın
baskıları sonucunda davacının ABD’ye atandığı ileri sürülmekte ve 1998
yılı Ağustos ayında Türkiye’ye çekildiği ifade edilmektedir.


Davacının ilgili Müsteşarlıkta görev aldığı 1994-1998 yılları arasındaki
ikinci dönemin de dava dilekçesinde yer alan ve almayan yönleriyle
birlikte bu bölümde ele alınmasında fayda mütalaa edilmektedir.

1.Davacının, Teşkilattan ayrılma nedenleri ve ayrı kaldığı yaklaşık 6
yıllık dönemdeki benzer davranışları gözardı edilerek verilen bir karar
sonucu, 14.2.1994 tarihinde tekrar Müsteşarlık kadrolarına alınmış ve
Özel İstihbarat Dairesi Başkanı olarak görevlendirilmiştir.

2.
Müsteşarlıkta görev aldığı ikinci dönemde de anılan Teşkilat metod ve
prensiplerine aykırı tutum ve davranışlarını sürdüren Mehmet Eymür
hakkında aşağıda sıralanan inceleme ve soruşturmalar yapılmıştır.

2.1. Alaattin Çakıcı’nın eski karısı ve Dündar Kılıç’ın kızı Uğur
Kılıç’ın 20.1.1995 tarihinde Bursa Uludağ Kervansaray Oteli’nde,
Alaattin Çakıcı’nın adamları olduğu iddia edilen kişilerce öldürülmesi
olayı vesile edilerek Mehmet Eymür ve M.İ Teşkilatı hakkında basın yayın
organlarında başlatılan yoğun yıpratma kampanyası nedeniyle Teftiş
Kurulu Başkanlığınca yürütülen inceleme neticesinde hazırlanan 24.2.1995
tarih ve 6 sayılı inceleme raporunda “Mehmet Eymür ve Yardımcısı Yavuz
Ataç arasındaki anlaşmazlıkların, son derece hassas bir çalışmayı
gerektiren Dairenin faaliyetlerini olumsuz etkilediği, hatta bilgi
sızdırılmasına neden olduğu” kanaatine yer verilmiştir.

Ayrıca
söz konusu inceleme raporunda, Mehmet Eymürün adıyla anılan, Erzincan
eski Milletvekili Nurettin Karsunun oğullarının evlerinden alınıp
dövülmeleri,

1987 yılında hiç bir makamdan emir almaksızın ve
muhtemelen Emniyet Teşkilatı içindeki çekişmelerde kullanılmak amacı ile
“Mit Raporu” adıyla bir etüd hazırlanması ve bu etüdün basına
sızdırılması,

1988 yılında basına bilgi sızdırması ve demeç
vermesi nedeniyle soruşturma geçirmesi, hususlarının medyada uzun süre
ele alınarak, Teşkilatı yıpratıcı şekilde işlendiği tespitine de yer
verilmiştir.

2.2. 25.7.1997 tarihinde davacının makam odasında
yardımcısı Yavuz Ataç ile yumruklaşmasına varan tartışmanın soruşturma
konusu yapılması üzerine, Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca hazırlanan
soruşturma raporu uyarınca davacıya ilgili Müsteşar tarafından 20.8.1997
tarihinde kınama cezası ile tecziye edilmiştir.

3. Susurlukta
meydana gelen trafik kazası sonrasında yaşanan gelişmeler kapsamında
Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan ve kamuoyunda
Susurluk Raporu olarak anılan çalışmada yer alan hususlardan, Milli
İstihbarat Teşkilatı’nı ilgilendirdiği değerlendirilenlere ilişkin
olarak anılan Müsteşarlığın Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca inceleme ve
soruşturmalar başlatılmış, bu aşamada davacının bazı olaylardaki
Teşkilat metod ve prensiplerine aykırı eylemleri tespit edilmiş, adı
geçen hakkında disiplin cezaları ve idari tedbirler teklif edilmiştir.

Anılan inceleme ve soruşturmaların konuları ile davacı hakkında teklif
edilen ve uygulamaya konulan ceza ve tedbirler şu şekilde özetlenebilir.

3.1. Washington MİT Temsilcisi iken, 1998 yılı şubat ayı içerisinde
Radikal ve Hürriyet gazetelerinde beyanatları yayınlanan Mehmet Eymür
hakkında Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca yürütülen soruşturma neticesinde,
657 sayılı Kanun’un 15 inci maddesi ile MİT Personel Yönetmeliği’nin
Teşkilat metod ve prensiplerine ilişkin 8 nci maddesine ve Müsteşarlık
emirlerine aykırı davranışı nedeniyle adıgeçene, 657 sayılı kanun’un 125
nci maddesinin D/g bendi uyarınca Kademe İlerlemesinin Durdurulması
cezası verilmesi ve 2937 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesi uyarınca Başka
Bir Kuruma Naklen atanması teklif edilmiştir.

3.2. Mehmet Ali
Yaprak’ın kaçırılması olayına Müsteşarlığın veya personelinin ilişiğinin
olup olmadığı hususunun Teftiş Kurulu Başkanlığınca soruşturulması
neticesinde, Müsteşarlığın ve personelinin kaçırma olayında dahlinin
olmadığı kaanatine varılmış, ancak kaçırma olay sonrasındaki bazı tutum
ve davranışlarıyla Teşkilat metod ve prensiplerine aykırı davrandığı
tespit edilen Mehmet Eymür’e 657 sayılı kanun’un 125 inci maddesinin B/a
bendi uyarınca Kınama cezası verilmesi teklif edilmiştir.

3.3.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından 21.9.1996 tarihinde
basın mensuplarına dağıtılan ve 22.9.1996 tarihli Aydınlık Dergisinde
“İkinci MİT Raporu”adı altında yayınlanan bilgilerin MİT Müsteşarlığıyla
bağlantısının araştırılması amacıyla yapılan inceleme neticesinde
Teşkilatın Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan Rapor’da; söz konusu
bilgilerin, daha önce kendisinden yararlanılmış olmasına rağmen bazı
nedenlerle şüphelenildiği bir dönemde ifadesine başvurulan Tarık Ümit’in
iddialarına istinaden Müsteşarlık K/Terör Merkezi’nce düzenlenen “Asgar
SİMİTKO, Lazım ESMAEILI ve Tarık Ümit olayı” başlıklı iki rapor ile
15.12.1996 tarih KTM0004 sayılı yazıdaki bilgilerden yararlanılarak,
ancak yönetimin bilgisi ve onayı dışında davacı tarafından hazırlandığı
ve ilgili Müsteşarlık dışına sızdırıldığı kaanati ifade edilmiştir.

3.4. Tarık Ümit’in amcası Cemalettin Ümit’in İstanbul DGM.
C.Başsavcılığı’na verdiği 28.4.1998 tarihli dilekçesi ekinde sunulan ses
kaseti de Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca soruşturma konusu yapılmıştır.

Yürütülen soruşturma neticesinde, Tarık Ümit ile yapılan muhtelif
görüşmelerin bant kayıtlarından hazırlanarak adı geçene verildiği Mehmet
Eymür tarafından da ikrar edilen ses kaseti ile ilgili olarak; elemanın
kendi sesi dahi olsa, ilgili Müşteşarlık kayıtlarından yararlanılmak
suretiyle, Müsteşarlığın bilgisi ve izni dışında tamamen adı gecenin
insiyatifi ile kaset hazırlanmaı ve elemana verilmesi Teşkilat metod ve
prensiplerine aykırı görülmüş ve disiplin suçu olarak
değerlendirilmiştir.

Ancak, Tarık Ümit’in kaybolmasından bu
yana geçen sürenin, disiplin cezası verilebilmesine ilişkin iki yıllık
genel zaman aşımı süresinden fazla olduğu dikkate alınarak bu yönde bir
teklifte bulunulmamıştır.

Buna mukabil, söz konusu eylemleriyle
Teşkilat metod ve prensiplerine aykırı davrandığı sabit olan davacı
hakkında 2937 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesi uyarınca Başka Bir Kuruma
Naklen Atama Tedbiri uygulanması teklif edilmiş.

Yukarıda
açıklanan disiplin cezalarına (Kademe İlerlemesinin Durdurulması,
Kınama) ilişkin teklifler, söz konusu soruşturma dosyalarının
incelenmesi ve karar sürecinde, yetkili disiplin kuruluna 15 günlük
yasal süre içinde tevdi edilememesi nedeniyle uygulanamamış ise de 2937
sayılı Kanun’un 19 maddesine ilişkin idare tedbirler uygulamaya konulmuş
ve davacının Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne atanması
işlemi 1.10.1998 tarihinde adı geçene tebliğ edilmek suretiyle
tamanlanmıştır.

C-) Davacı vekili, dava dilekçesinin son
bölümünde, atama işleminin gerekçesinin müvekkilinin Çiller ailesine
yakınlığına dayandığını, Başbakan Mesut Yılmaz’ın başta Alaattin Çakıcı
olmak üzere, yeraltı dünyasının politika ve bürokrasi içindeki
uzantılarından gelen baskılar nedeniyle davacıyı Müsteşarlıktan
uzaklaştırdığını, atama işleminin sebep ve maksat unsurları yönünden
hukuka aykırı olduğunu, haklı hiç bir nedene dayanmadığını, salt siyasal
hesaplar sonucu tesis edildiğini ve sicilleri hep olumlu olan davacı
kadar ilgili Müsteşarlığa uyum sağlamış bir başka MİT personeli bulmanın
imkansız olduğunu ileri sürmektedir.

Davacı vekilinin atama
işleminin siyasal nedenlere dayandığına ilişkin düşünceleri hukuksal
nitelik taşımadığından değerlendirmeye değer görülmemiştir. Buna
mukabil, atama kararının verilmesi ve uygulanması sürecinde dahi
Teşkilat metod ve prensiplerine aykırı tutum ve davranışları nedeniyle
hakkında soruşturma yürütülen Mehmet Eymür’ün kendine özgü görev ve
memuriyet anlayışına ilişkin bazı değerlendirmelere bu bölümde yer
verilmiştir.

1. Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığında
görev yaptığı yaklaşık 25 yıllık süre içinde Kurumunu ve Devleti zor
durumunda bırakacak tutum ve davranışlarını sürekli olarak tekrarlayan,
benzeri gerekçelerle aldığı disiplin cezalarına, edindiği mesleki
deneyime ve yönetim kademelerine getirilmesiyle birlikte mutlak suretle
taşıması gerekli

Devlet memuru – MİT mensubu ciddiyeti ve
yöneticisi olgunluğuna – kendisine gösterilen müsamahaya rağmen
ulaşamayan ve adı devamlı, Devlet ve İlgili Müsteşarlığa zarar verici
şekilde gündemde kalan Mehmet Eymür’ün, üstlendiği görevi gereği ve
yasal çerçeve içinde, diğer Kurum mensuplarıyla birlikte yaptığı bazı
başarılı çalışmaları gözardı edilmemekle beraber, Teşkilat metod ve
prensipleri ile yasal düzenlemelere uyum sorunu yaşadığı ve anılan
Müsteşarlığa yeni katılan personel üzerinde de olumsuz etki yarattığı
kabul edilmek gerekir.

Üstelik 25 yıllık hizmet süres içinde
inceleme ve soruşturma raporlarında adı bu kadar çok sayıda geçen ve bu
kadar çok sayıda disiplin cezası alan bir personelin uyum sorununun
ciddi düzeyde olduğu tartışma yaratmayacak kadar açıktır.


Kamuoyunda “Birinci MİT Raporu” şeklinde anılan belgedeki iddialara
ilişkin olarak, Genel Kurmay eski Başkanı davacı Necdet Uruğ tarafından
Danıştay Onuncu Dairesinde Başbakanlık aleyhine açılan manevi tazminat
davasının 20.4.1989 tarihli kararı ise bu tespitin tescili
mahiyetindedir.

Anılan Dairenin oybirliği ile verilen
E:1988/1042. K:1989/857 sayılı kararında (Ek:4); “… fikren ve ruhen
hizmetin gereklerine uyum gösteremeyecek nitelikteki personelin, 2937
sayılı Yasanın 19. Maddesinde açıkça ve alan nakil imkanına rağmen
görevde tutulmasının da bir hizmet kusuru olduğu değerlendirilmektedir.”
Ve Milli İstihbarat hizmetini yürütmekle görevli bir örgütte, örgüt
mensubu görevlilerin örgüt olanaklarını kullanarak, kişisel, gayri resmi
bir takım raporlar düzenleyebilmesi, Devletin varlığına ve güvenliğine
yönelik hizmetin düzenlenmesinde, personel seçiminde idarenin ne denli
ağır hizmet kusuru işlediğini açıkça gösterir niteliktedir “denilmek
suretiyle Mehmet Eymür’ün fikren ve ruhen hizmetin gereklerine uyum
sağlayamadığı vurgulanmakta ve 2937 sayılı Kanun’un 19. Maddesi uyarınca
adıgeçenin başka bir kuruma naklen tayin etmeyen idarenin tutumu hizmet
kusuru olarak eleştirilmektedir.

1979 yılında dönemin
Başbakanının, MİT Müsteşarlığındaki görevinden başka bir kuruma atanması
için adıgeçen hakkında öneri hazırlanmasını istemesi, davacının 1988
yılında “Birinci MİT Raporu” olayı nedeniyle başka bir kuruma
atanacakken emekli olması ve yıllar sonra, “İkinci MİT Raporu” olarak
bilinen olayın da yine davacının adıyla anılması dikkate alındığında,
aradan geçen uzun yıllara rağmen Mehmet Eymür’ün Teşkilat metod ve
prensipleri ile mevzuata hala intibak edemediği açıkça ortaya
çıkmaktadır.

2. Bu bağlamda, tüm personelin uyması zorunlu
Teşkilat metod ve prensiplerine riayetsizlikte kronikleşen bir çizgi
yakalayarak, bu konuda adeta sembolleşen ve bir Danıştay içtihatında da
“Teşkilata intibak edememesi yönüyle” konu olan davacı hakkında halen
bazı soruşturmaların yürütülmekte olduğunun ve ayrıca cezai takibat
işlemlerinin başlatıldığının belirtilmesinde de fayda mütalaa
edilmiştir.

3. Teşkilat metod ve prensiplerine aykırı tutum ve
davranışları adeta olağanlaşan ve yukarıdaki maddelerde açıklanan
nedenlerle hakkında 2937 sayılı Kanun’un 19. Maddesi uyarınca başka bir
kuruma atama tedbiri uygulanan davacı, atama işleminden sonra da benzeri
tutum ve davranışlarını sürdürmüş, atama işlemini tebellüğ ederek
ilişik kestiği 1.10.1998 tarihinde halen Devlet memuru olmasına rağmen
bir televizyon kuruluşuna demeç vermekten kaçınmadığı gibi, aynı
günlerde önemli bazı yurtdışı operasyonların gazetelerde yayınlanmasında
da birinci derecede şüpheli konumuna gelmiştir.

Davacının, 5 Ekim 1998 tarihinde Kanal D televizyonunun Ana Haber Bülteninde yayınlanan ifadeleri şu şekildedir:

“M.Eymür; İkinci MİT Raporu dediğiniz konu yabancı değildir. Yani eksiktir. Bizim resmi yazışmalarımızda da vardır.

Benim tarafımdan yazılmıştır, çok daha kapsamlıdır.

T:Özkan; Kamuoyuna yansıyandan daha mı kapsamlıdır?

M.Eymür; Tabi”

Mehmet Eymür ayrıca, 6 Ekim 1998 tarihinde Kanal D Televizyonunda
yayınlanan “Arene” programında Alaattin Çakıcı’yı seksenli yıllarda ilk
kullanan kişi olduğunu da açıklamıştır.

Aynı tarihte Hürriyet
Gazetesinde yayımlanan ve ülkemizin uluslararası siyasal çıkarlarını
doğrudan ilgilendiren “Apo’nun Kurtulduğu Gece” başlıklı haberin
-kaynağının da K/Terör Merkezindeki görevi nedeniyle – adı geçen olması
güçlü bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.

Bu konularda
Türk Ceza kanunu ve 2937 sayılı Kanunun 27. Maddesine muhalefet
iddiasıyla Mehmet Eymür hakkında cezai takibat süreci başlatılmıştır.
Ayrıca Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca da aynı konuda bir
inceleme soruşturma sürdürülmektedir.

4. 14 Eylül 1998 tarihli
Hürriyet Gazetesinde yayımlanan bir haberle ilgili olarak Teftiş Kurulu
Başkanlığınca yürütülmekte olan soruşturmada, “uzun bir zamandan beri
Milli İstihbarat Teşkilatının mevcut yöneticilerinin, politik çıkarlar
ve menfaat grupları lehine kanunsuz ve usulsüz işlemlere tevessül
ettiğini” ve ayrıca “gizlilik gerekçesinin arkasına sığınarak
tertiplerini devam ettirdiğini” ileri süren Mehmet Eymür hakkında
20.10.1998 tarihinde tamamlanan 4 sayılı Soruşturma Raporu ile 657
sayılı Kanun’un 125 maddesinin D/1 bendinde yazılı disiplin suçunu
işlediğinden bahisle Kademe ilerlemesinin Durdurulması cezası
uygulanması teklif edilmiştir.

Soruşturma sırasında MİT
Müsteşarlığıyla ilişkisi kesilen davacı hakkında idari tedbir
uygulanmasında gerek kalmamıştır. Halen bu soruşturma raporu MİT
Disiplin Kurulunda incelenme ve karar aşamasındadır.

5. Ayrıca,
anılan Müsteşarlığın Washington Temsilcisi olarak görev yaptığı sırada
davacının, hakkında soruşturma açılmasını engellemek amacıyla –
Müsteşarlık tarihinde görülmemiş bir yönteme de başvurmak suretiyle eşi
Janset Eymür aracılığıyla Hürriyet Gazetesi’ne açıklama göndermesi ve bu
açıklamaları 24.8.1998 tarihinde anılan gazetede yayımlatması da
mevzuat dışı ve Teşkilat metod ve prensiplerine aykırı tutum ve
davranışlardaki ısrarcı yaklaşımını göstermesi bakımından dikkat
çekicidir. Sözkonusu açıklamalar kişisel dava konusu yapılarak, İstanbul
10 Asliye Hukuk Mahkemesinin 98/490 esasında manevi tazminat davası
açılmıştır.

6. Devletin ve anılan Müsteşarlığın çıkarlarını
kişisel hırsına feda etme eğilimi içerisinde olduğu, yukarıdaki
maddelerde açıklanan sayısız örnekle tescil edilen Mehmet Eymür,
özellikle ikinci kez ilgili Müsteşarlığa alındıktan sonraki konumunu ve
hiyerarşik yapı içinde yer almayı kabullenememiş sürekli olarak,
müstakil görev arzusu ifade ile kendisine ve doğrudan Müsteşara bağlı
bir birim oluşturulması çabasını yaşama geçirmek için yoğun bir çaba
sarf etmiş ve kendince ileri sürdüğü gerekçeler çerçevesinde bu
arzusunda başarıya ulaşarak –adeta- denetimden uzak ve başına buyruk bir
çalışma ortamı yaratmıştır.

Hiç şüphe yok ki bu ortam,
Teşkilat metod ve prensipleri ile mevzuata aykırı tutum ve
davranışlarının olağanlaşıp yoğunlaşmasına uygun zemin hazırlamış ve
davacı bir anlamda bu sonucu kendisi hazırlamıştır.

D-) Bu
bölümde davacı hakkında uygulanan atama işleminin hukuksal dayanakları
üzerinde açıklama yapmakta ve MİT Müsteşarlığından uzaklaştırılmasıyla
müvekkilinin yasadışı örgütlerin hedefi haline geleceğini ifade ederek
atama işleminin öncelikle yürütülmesinin durdurulmasını ve iptalini
isteyen davacı vekilinin talebine ilişkin değerlendirmelerimizi aşağıda
sıralamakta yarar görülmektedir.

1. Mehmet Eymür hakkında
uygulanan atama işlemi, 657 sayılı Kanun’un genel hükümlerinin yanısıra,
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı
Kanununun 19. Maddesi ile bu Kanuna dayanılarak çıkarılan ve 6.5.1993
tarihli Başbakan Oluru ile yürürlüğe giren MİT Personel Yönetmeliği’nin
97 ve 8 maddelerine dayanmaktadır.

Sözkonusu maddeler şu şekildedir:

*”Başka Kuruma Nakil”

Madde 19-MİT fiili kadrosuna dahil personelden, Teşkilatın özelliği ve
hizmetin gerekli kıldığı şart ve vasıflar gözönüne alınarak Teşkilata
intibak edemedikleri üstlerince tescil edilenler, MİT Müsteşarının
teklifi ve Başbakanın uygun görmesi üzerine genel hükümlere göre başka
bir kurum veya kuruluşa naklen atanırlar.

*”Teşkilattan Uzaklaştırma”

Madde 97- MİT fiili kadrosuna dahil personelden, bu yönetmeliğin
sekizinci maddesinde belirtilen Teşkilat metod ve prensiplerine uymamak
da dahil Teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli kıldığı nitelikler göz
önüne alınarak, Teşkilata intibak edemedikleri üstlerince tescil
edilenler veya Teşkilata alınma şartlarını kaybedenler hakkında 2937
sayılı Kanunun 19 maddesi uygulanır.”

*”Personelin Uyması Zorunlu Teşkilat Metod ve Prensipleri

Madde 8-Metod ve prensipler şunlardır.

r) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ödev ve sorumlukları ile ilgili 6-16 maddeleri ruhuna aykırı davranmamak

s) Genel disiplin hükümlerine uymak

Teşkilat metod ve prensiplerine uymayanlar hakkında 657 sayılı Devlet
Memurları kanununun 125 ve 2937 sayılı Kanunun 19 maddesi hükümleri
uygulanır.”

2. Mehmet Eymür hakkında, yukarıdaki maddelerde de
açıklandığı gibi, Washington MİT Temsilcisi iken 1998 yılı Şubat ayı
içerisinde Radikal ve Hürriyet gazetelerinde yayımlanan beyanatları ve
Tarık Ümit’le yapılan muhtelif görüşmelerin bant kayıtlarından
hazırlayıp adıgeçene verdiği ses kaseti nedeniyle yürütülen iki ayrı
soruşturma neticesinde 2937 sayılı Kanun’un 19 maddesinin uygulanması
teklif edilmiştir.

Tekliflerin gerekçesi davacının Teşkilat
metod ve prensipleri genel disiplin hükümlerine aykırı eylemleridir ve
atama yetkisi gerek sebep yönünden, gerekse maksat yönünden hukuka ve
kamu yararına uygun kullanılmıştır.

3. Atama işleminin hukuka
aykırı olduğu ve siyasal nedenlere dayandığı iddiası ise kabul
edilebilir olmadığı gibi davacının özlük dosyasındaki bilgi ve
belgelerle de açık çelişki içindedir.

Zira davacı, çeşitli
hükümetler dönemindeki 25 yıllık hizmeti boyunca toplam 5 kez disiplin
cezası almış, 3 disiplin cezası zamanaşımı, 1 disiplin cezası emeklilik
nedeniyle uygulanamamış ve hakkında 2 kez 19 maddenin uygulanması teklif
edilmesine rağmen emeklilik ve Hükümet değişikliği nedenleriyle başka
bir kuruma atanması işlemleri gerçekleştirilememiştir.

Bütün bu
ceza ve idari tedbirler değişik hükümetler döneminde gerçekleştirilmiş
olmasına rağmen, ceza ve tedbirlerin muattabının değişmemesi dikkat
çekicidir.

Bu durum, dava dilekçesinde yer alan “Teşkilata
müvekkilim kadar uyum sağlamış bir başka MİT personeli bulmak güç ve
hatta imkansızdır.” Şeklindeki ifadenin gerçeği yansıtmadığını, aksine,
Müsteşarlık tarihinde Teşkilat metod ve prensiplerine bu derece uyumsuz
bir başka personel bulunmadığını göstermektedir.

4. MİT
Müsteşarlığından uzaklaştırılmasıyla davacının yasadışı örgütlerin
hedefi haline geleceğini ifade ederek atama işleminin öncelikle
yürütülmesinin durdurulmasını talep eden davacı vekilinin, yasadışı
örgüt ve mensuplarına karşı mücadelenin sadece Mehmet Eymür’e özgü
olduğunu sanması mazur görülebilirse de bu durum sözkonusu talebe
hukuksal bir anlam kazandırmamaktadır.

Zira, terörle mücadelede
görev almış kamu görevlilerinin korunmalarına ilişkin hükümler 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile ilgili yönetmeliklerde düzenlenmiş
olup, -emekliler de dahil- koşulları uyan herkesin bu koruma
tedbirlerinden yararlanabilmesi olanaklıdır.

Kaldı ki, anılan
MİT Müsteşarlığında ömür boyu çalışılamıyacağına ve görevlinin
Müsteşarlık dışında da bir yaşamı olacağına göre, yasadışı örgütlerin ve
mensuplarının boy hedefi olma yönündeki olası riskin, davacı Mehmet
Eymür için olduğu kadar, MİT Müsteşarlığının tüm çalışanları ve
emeklileri için de aynı oranda geçerli olduğunun kabulü gerekir.

Yukarıdaki maddelerde açıklanan nedenlerle ve kanunlar muvacehesinde;
Teşkilat metod ve prensiplerine uyum sağlayamadığı Danıştay kararı ile
de sabit olan eski MİT mensubu Mehmet Eymür tarafından, atama işleminin
yürütülmesinin durdurulması, iptali ve parasal kayıplarının ödenmesi
istemiyle açılan davanın reddini talep ediyorum.

Bilindiği
üzere; 4001 sayılı Kanunla değişik 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 27/2
maddesine göre yürütmenin durdurulması kararının verilebilmesi için
işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve telafisi güç veya imkansız
zararın doğması şartların birlikte bulunması zorunlu olup, dava konusu
olayda her iki şartta bulunmadığından davacının yürütmenin durdurulması
talebinin de reddi gerekmektedir.

Sonuç ve İstem :


Yukarıda açıklanan sebeplerle, haksız ve hukuki mesneften yoksun olan
yürütmenin durdurulması talebinin ve davanın reddine, yargılama
giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar
verilmesini arz ve talep ederim.

Celal DERYA
Başbakan a.
Müsteşar Yardımcısı

EKLER :
Ek: 1- Başbakanlığın 12.2.1979 Tarihli yazısı.
Ek: 2- Müsteşarlığın 26.5.1988 Tarihli atama yazısı.
Ek: 3- Danıştay kararı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 29
Nerden : Bursa

MesajKonu: Geri: Hukuk Mücadelem   Paz Ocak 22, 2012 9:58 am


(4) DAVALI İDARE’NİN CEVABINA CEVABIMIZ

DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA

Daire No: 5. Daire
Dosya No:1998/3897

Davacı: Mehmet Eymür

Vekili: Av. Metin Günday,
Abay Kunanbay Cad. (Bilir Sokak),
No: 6/16, Kavaklıdere/ANKARA

Karşı Taraf: Başbakanlık

Tebliğ Tarihi: 22.02.1999

Tebliğin Konusu: Davalının cevaplarına kanuni süresi içinde cevaplarımızın sunulmasıdır.

Cevaplarımız:

A. GENEL HUSUSLAR:

Takip eden maddelerde olaylar ve delillerle belirgin bir şekilde ortaya
konulacak olan usulsüz ve hukuka aykırı tayin işlemi için Davalı İdare
tarafından öne sürülen gerekçeler ve Mehmet Eymür hakkında ileri sürülen
iddialar, yanlış, yetersiz ve saptırılmış olup bu husus takip eden
maddelerde örnekler verilmek suretiyle detaylı olarak izah edilecektir.

Mehmet Eymür devlet memuru ve MİT mensubu olmanın verdiği sorumluluk
ile, kendisine karşı yapılan haksızlıklara ve tertiplere karşı sessiz
kalmış, bunu en tabii hakkı olan hukuki yollarla çözümlemeye
çalışmıştır.

Mehmet Eymür'ün tayini, "Teşkilat metod ve
prensiplerine uymamak da dahil Teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli
kıldığı nitelikler göz önüne alınarak, Teşkilata intibak edemedikleri
üstlerince tescil edilenler" gibi bir maddeye dayandırıldığından, Yüksek
Mahkemenize verilen dilekçede Mehmet Eymür tanıtılmış, vasıfları ve
başarılı meslek hayatı belirtilerek Milli İstihbarat Teşkilatına hizmet
ve nitelikler bakımından ne derecede intibak ettiği anlatılmaya
çalışılmıştır. Bu dilekçede "devletin ali menfaatleri bakımından gizli
kalması gereken" hiç bir husus bulunmamaktadır.

Kaldı ki gizliliği gerektiren bir husustaki ihtilaf Yüce Mahkemelerde çözümlenmeyecekse nerede çözülecektir?

Davalı İdarenin yazısı, "doğruları söyleyemezsin, bunlar gizli
bilgilerdir, gizliliği ihlal ettiğin için seni cezalandırırım" gibi,
gizlilik gerekçesinin arkasına saklanan telaşlı bir tehdit ifadesi
taşımaktadır. Nitekim İdare "savunma amacı ile olsa dahi" demek
suretiyle doğruların aydınlatılması için makamlarına sunulacak olan bazı
hususları suç olarak niteleyeceğini açıkça belirtmiştir. Milli
İstihbarat Teşkilatındaki gazete kupürleri bile "gizlilik" damgası
taşıdığı cihetle, bu yaklaşımın geçerliliği sayın mahkemenizin takdirine
bırakılmıştır.

Davalı İdare yazısı, davaya konu tayinin hukuki
gerekçelerini objektif ölçülerle izah emek yerine, sübjektif, yanıltıcı
ve müşahhas olaylara dayanmayan yuvarlak ifadelere yer vermiştir.
Ayrıca;

* "Bu durum, adı geçenin o tarihlerde ilgili Müsteşarlıkta hangi nedenlerle görevde kaldığını göstermektedir.",

* "ödüller sadece davacıya değil, faaliyeti yürüten ekibin tümüne
verilmiştir; yani kişisel bir başarı ödüllendirme söz konusu değildir.",

* "disiplin tanımayan memuriyet anlayışının ve bu anlayışa dayalı hatalı uygulamaların bariz örneklerini oluşturmaktadır.",

* "Müsteşarlıkta görev aldığı ikinci dönemde de anılan Teşkilat metod
ve prensiplerine aykırı tutum ve davranışlarını sürdüren",

* "Kurumunu ve Devleti zor durumunda bırakacak tutum ve davranışlarını sürekli olarak tekrarlayan",

* "Devlet memuru - MİT mensubu ciddiyeti ve yöneticisi olgunluğuna -
kendisine gösterilen müsamahaya rağmen ulaşamayan ve adı devamlı, Devlet
ve ilgili Müsteşarlığa zarar verici şekilde gündemde kalan",

*
"Teşkilat metod ve prensipleri ile yasal düzenlemelere uyum sorunu
yaşadığı ve anılan Müsteşarlığa yeni katılan personel üzerinde de
olumsuz etki yarattığı",

* "Müsteşarlık tarihinde Teşkilat metod ve prensiplerine bu derece uyumsuz bir başka personel bulunmadığı",

* "davacı vekilinin, yasadışı örgüt ve mensuplarına karşı mücadelenin
sadece Mehmet Eymür'e özgü olduğunu sanması mazur görülebilirse de",

gibi hasmane, küçültücü, ders verici ve hakaretvari unsurlar da taşıyan
bu ifadeler, yazıyı kaleme aldığı anlaşılan MİT yöneticisinin
duygularını ve psikolojik yapısını ortaya koyması bakımından dikkat
çekicidir.

Bu menfi yönlerine rağmen, Davalı İdarenin
savunması, Mehmet Eymür'ün Susurluk olayı, çete faaliyetleri ve yer altı
dünyası ile ilişkileri nedeniyle ABD'deki görevinden alındığı ve
Teşkilattan uzaklaştırıldığı gibi kamuoyuna yayılan çirkin bir
dezinformasyonu yenilememiş ve "beyanat verme, metod ve prensiplere
uymamak" gibi diğerine kıyasla basit bir nedene dayandırmıştır. Bu husus
İdarenin çelişkisini ortaya koymakla birlikte Mehmet Eymür açısından
memnuniyet vericidir.

B. DAVALI İDARECE İLERİ SÜRÜLEN İDDİALARA CEVAPLAR VE MEHMET EYMÜR HAKKINDA YÜRÜTÜLEN

SORUŞTURMALAR:

Davalı İdarenin savunma yazısında yer alan ve bir kısmı 20-30 sene
öncesine ait olan ve kaldırıldığı cihetle idari ve hukuki hiç bir
geçerliliği bulunmayan disiplin cezalarının, İdarenin usulsüz ve hukuka
aykırı tayin işlemi için gerekçe olarak gösterilmesi her ne kadar bir
değer ifade etmese de yine de doğruları yansıtmadığı ve kasıtlı unsurlar
taşıdığı cihetle cevaplanacak ve İdarenin tenakuzları ortaya
konulacaktır.

1. 03.06.1970 Tarihli Kınama Cezası


Mehmet Eymür, yedek subay olarak askerlik görevinin ifasından sonra,
10.06.1970 tarihinde MİT İstanbul Başkanlığında göreve başlamıştır. Bu
bakımdan 03.06.1970 tarihinde, yani göreve başlamadan bir hafta önce
Mehmet Eymür'e "Kınama" cezası verilmesi mümkün değildir. Bu sebeple
konunun İdarece açıklığa kavuşturulması gerektiği düşünülmektedir.

2. 21.02.1973 Tarihli İkaz Cezası

MİT İstanbul Başkanlığında görevli 30 personel tarafından 17.10.1973
tarihinde MİT Müsteşarlığına müşterek imzalı bir dilekçe verilerek
yönetimdeki bazı aksaklıklar eleştirilmiştir. "Muhtıra" olarak
nitelendirilen bu yazıyı imzalayanlar arasında Mehmet Eymür'ün yanı sıra
bu günkü MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun da bulunmaktadır. Bu yazı
üzerine MİT Müsteşarlığınca soruşturma açılmış, ancak herhangi bir
personele ceza verilmemiştir.

21.02.1973 tarihinde zamanın MİT
Müsteşarı Nurettin Ersin, Müsteşarlığa gönderilen bazı imzasız
mektupların bu ekip tarafından kaleme alındığı kanaatiyle müşterek
dilekçeyi imzalayanlara ikaz cezası vermiştir. Mehmet Eymür 01.03.1973
tarihinde Müsteşar Nurettin Ersin'e yazılı olarak müracaatla imzasız
mektup göndermek gibi onursuz bir davranış içinde bulunmadığını, verilen
cezanın hatalı olduğunu belirtmiştir. Nitekim bir müddet sonra imzasız
mektup yazanların Ankara'da personel güvenirliliğinden sorumlu özel bir
grubun işi olduğu meydana çıkmıştır.

Bu ikaz cezası ve
terfisindeki bir aksama nedeniyle Teşkilattan ayrılmaya karar veren
Mehmet Eymür, o tarihte verdiği dilekçesinde ayrılış nedenlerini uzun
uzun izah etmemek ve kırıcı bir tablo yaratmamak için kısaca "yeni iş
yerinde elde edeceği daha iyi olanakları" sebep olarak göstermiştir.
Belirtilen tarihte Mehmet Eymür'ün ilk amiri olan Hiram Abas, Mehmet
Eymür'ü ayrılmaması için ikna etmiş, hatta yeni başlayacağı iş yerinin
sahibi ile görüşerek,

"Mehmet Eymür'ün Teşkilat için lüzumlu
bir personel olduğunu belirterek iş teklifini geri almasını rica
etmiştir. Bunun üzerine artan yan ödemeler de gerekçe gösterilerek
istifadan vazgeçilmiştir.

Özel sektör ile devlet memurluğu
arasındaki gelir farkı düşünüldüğü ve Mehmet Eymür'ün 1994 yılında çok
daha iyi imkanlara sahipken (1milyon dolar değerindeki bir fabrikanın
ortağı ve yöneticisi) memuriyete döndüğü dikkate alınırsa "Bu durum, adı
geçenin o tarihlerde ilgili Müsteşarlıkta hangi nedenlerle görevde
kaldığını göstermektedir." şeklindeki yakışıksız ifadenin ne kadar
geçersiz ve maksatlı olduğu anlaşılacaktır.

3. 08.02.1979 tarihli Uyarma ve 27.03.1979 tarihli Kınama Cezaları

1979 yılındaki Nurettin Karsu'nun oğlu ile ilgili olay, önemi bir
operasyonel faaliyet sırasında ve Nurettin Karsu'nun oğlu ve
arkadaşlarının görevli MİT mensuplarına fiili saldırıda bulunmaları
neticesinde meydana gelmiştir. Bu bakımdan İdare "görevle ilgili hiç bir
ilgisi bulunmaksızın" ifadesini kullanırken doğruları yansıtmamakta ve
bu konuda mevcut belge ve tutanakları da yok saymaktadır. Mehmet
Eymür'ün bu olaya karışması, bu operasyonun güvenliğini sağlamakla
görevli ünitenin yöneticisi olması ve operasyon ekibi tarafından konunun
telsizle kendisine intikal ettirilmesi neticesindedir. Keza, "ev
basılması, çocuklarının kaçırılıp dövülmesi" ifadeleri de doğru
değildir.

Mehmet Eymür, oturdukları apartmanın ana giriş
kapısı önüne inen Serdar Karsu'yu karakola davet etmiş, Serdar Karsu
apartmandan içeriye kaçarken yanında bulunan ağabeyi küfür ve
hakaretlerle fiili müdahalede bulunmuştur.

Mehmet Eymür bunun
üzerine zor kullanarak ağabey Karsu'yu arabaya bindirmiş, kendisinin ve
kardeşinin kimlik bilgilerini tespit ettikten sonra olayla ilgili
olmaması ve özür dilemesi sebebiyle ağabey Karsu'yu serbest bırakmıştır.

Bu olay bilahare siyasi bir veçhe kazanmış ve birkaç sandalye fazlası
ile yönetimde bulunan Ecevit hükümetinde krize sebep olmuştur. Nurettin
Karsu ve arkadaşları Mehmet Eymür ve personeli görevden alınmadığı
takdirde partiden ayrılacaklarını söyleyerek Başbakan Ecevit'e baskı
yapmışlar, neticede Başbakan Ecevit'in talimatı ile Mehmet Eymür ve o
gece yanında görevli bulunan bazı personeli Teşkilat dışı tayinlere
maruz bırakılmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsüne tayini çıkan Mehmet
Eymür o tarihte raporlu olduğundan tayini tebellüğ etmemiş, daha sonra
hükümet değişikliği nedeniyle tayinler iptal edilmiştir.

Olayla
ilgili olarak Milletvekili Nurettin Karsu'nun mahkemeye müracaatı
üzerine, zamanın MİT Müsteşar Yardımcısı Recep Ergun başkanlığındaki MİT
Memurin Muhakemat Kurulu "Mehmet Eymür görevini tam ve doğru yapmıştır,
yargılanmasına gerek yoktur" şeklindeki karar almış, ancak Danıştay
Başkanlığının yargılamayı uygun görmesi üzerine dava açılmıştır. 1980
ihtilalinden sonra sakıncalı faaliyetlerinden dolayı gözaltına alınan
Nurettin Karsu serbest bırakıldıktan sonra dava dolayısıyla adliyede
karşılaştığı Mehmet Eymür'e dostane bir yaklaşım göstermiş bilahare aynı
günkü duruşmada şikayetinden vazgeçtiğini belirterek davanın
kapanmasını sağlamıştır.

Netice itibariyle Davalı idarenin 20
yıl önceki bir olayı, zamanın MİT yöneticilerinin karar ve kanaatlerini
ve mevcut dosya bilgilerini dikkate almadan taraflı bir dille, "görevle
hiç bir ilgisi olmaksızın", "Nurettin Karsu'nun evinin basılması,
çocuklarının kaçırılıp dövülmesi", "Türkiye Büyük Millet Meclisinin
tahkir ve tezyif edilmesi" gibi tabirlerle tahrif etmesinin
değerlendirilmesi Yüksek Mahkemenizin takdirine bırakılmıştır.

4. 19.04.1988 Tarihli Kademe İlerlemesinin Durdurulması Cezası

Davalı İdarenin Mehmet Eymür hakkında "Kamuoyunda "Birinci MİT Raporu"
olarak bilinen etüdü, Müsteşarlık prensip emirlerine aykırı olarak
hiyerarşik düzene riayet etmeden hazırladığı, Müsteşarlık Makamının
bilgisi dışında basın organlarına sızdırıp beyanlarda bulunduğu"
şeklindeki ifadesi ve devam eden "Yetkili olmadığı halde basına haber
ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi ve demeç vermek"
şeklinde belirtilen disiplin suçunu işlediği anlaşılan davacının MİT
Disiplin Kurulu'nca 19.04.1988 tarihinde "kademe ilerlemesinin
durdurulması cezası" ile tecziyesine karar verilmiştir." şeklindeki
beyanı da doğruları yansıtmamaktadır.

Takip eden maddelerde bu
hususla ilgili teferruat verilecek olmakla birlikte şimdilik MİT raporu
denilen etüdün zamanın Müsteşarı Hayri Ündül'ün bilgi isteği üzerine
Mehmet Eymür'ce hazırlandığını, böyle bir istek bulunmasa dahi MİT
mensuplarının kendilerine tevdi edilmiş görevlerle ilgili olarak
yapacakları rutin çalışmalar için izin alınması gibi bir prensip emri
bulunmadığını, ayrıca o tarihte hazırlanan etüd üzerinde MİT Müsteşar
Yardımcısı'nın "İyi hazırlanmış bir çalışma, geliştirilmesi" talimatının
bulunduğunu hatırlatmakta fayda bulunmaktadır.

MİT raporunun
gazetelerde yer almasından sonra, MİT'in fiili kadrolarında olup
Cumhurbaşkanlığında görevlendirilmiş olan Erkan Gürvit'in , "MİT
raporunu yeren" bir beyanatı olmuş, bunu takiben bir başka gazetede de
bu beyanatı yalanlayan ve Mehmet Eymür'ün ifadelerine dayandırılan bir
yayın yer almıştır. Bu yayın üzerine ifadesine müracaat eden
Müfettişlere Mehmet Eymür böyle bir beyanatta bulunmadığını ifade etmiş
ve aynı statüyü taşıyan Erkan Gürvit'in ifadesine neden başvurulmadığını
sormuştur. Birkaç gün sonra Erkan Gürvit'in kadrosu değiştirilmiş ve
adı geçen Cumhurbaşkanlığı kadrosuna alınmıştır.

Müfettişler yayını yapan gazeteci ile de görüşmüşler, ancak yazısının kaynağı hakkında bir bilgi alamamışlardır.

Hal böyle iken toplanan MİT Disiplin Kurulunun bazı üyeleri, "Mehmet
Eymür'ün demeç vererek disiplin suçu işlediği anlaşılmıştır" görüşü ile
kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile tecziyesini istemişlerdir.
Bu isteğe MİT Disiplin Kurulu Başkanı ve Hukuk Müşavirliği temsilcisi
"tespitin sabit olmadığı" gerekçesiyle karşı çıkmışlar ve MİT Disiplin
Kurulunun üyeleri arasında tartışma çıkmıştır. Konu Müsteşara intikal
ettirilmiş ve neticede Müsteşar tarafından uygun görülmemesi üzerine bu
cezanın verilmesinden imtina edilerek soruşturma durdurulmuştur.
Müsteşar ceza önerisini kabul etmediğini Mehmet Eymür'e de bildirmiştir.
Davalı İdarenin belirttiği gibi disiplin cezasının uygulanmaması Mehmet
Eymür'ün emekliliğini istemesi ile bağlantılı değildir.

5.
Danıştay 10.ncu Dairesinin E-1988/1042 K-1989/857 sayılı kararı Genel
Kurmay eski Başkanı davacı Necdet Üruğ tarafından Başbakanlık aleyhine
açılan manevi tazminat davası neticesinde Danıştay 10.ncu Dairesinin
verdiği karar, Mehmet Eymür'ün savunma hakkını kullanması neticesinde
verilmiş bir karar değildir. Danıştay 10.ncu Dairesi haklı olarak, aynı
şimdiki İdare'nin verdiği gibi, o zamanki Davalı İdarenin verdiği
bilgilerle tahditli olarak davayı yürütmüş ve bu karara varmıştır. Gerek
MİT Raporu olayını, gerekse de Susurluk olayını soruşturan Başbakanlık
Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'tır. Kutlu Savaş'ın Susurluk'la ilgili
raporu kamuoyuna yansımış, ancak MİT Raporu ile ilgili olanı gizli
kalmıştır. Kutlu Savaş'ın kamuoyuna yansıyan Susurluk raporunda bir çok
hata, bir çok isabetsiz, yanıltıcı ve tehlikeli yaklaşım, bir çok kasıt
unsuru taşıyan taraflı ifadeler vardır. Nitekim bu rapor DGM tarafından
istendiği halde aylarca yollanamamış ve Kutlu Savaş'ın ayrılmasından
sonra birçok yönden revizyona tabi tutulmuştur. MİT Raporu olayından
yıllarca sonra Türkiye'nin Susurluk'ta karşılaştığı manzara, baş
oyuncuları ile birlikte değerlendirildiğinde, Danıştay kararında çizilen
devlet memuru tipinin Mehmet Eymür'den ziyade bu manzarada kusuru olan
kişilere yakışacağını akla getirmektedir.

6. Analiz İsimli Kitabın Yayınlanması ve Müsteşar Hayri Ündül İle İkili Görüşme

Davalı İdarenin olayları nasıl tahrif ettiğine bir diğer misal de
Mehmet Eymür'ün emekliliğinde yazmış olduğu "Analiz" isimli kitapla
ilgilidir. Mehmet Eymür bu kitabı 1990 yılında şehit olan Müsteşar
Yardımcısı Hiram Abas'ın anısına kaleme almış olup, yayınlanmadan önce
tetkik edilmek üzere MİT Psikolojik İstihbarat Başkanlığı vasıtası ile
Müsteşarlık Makamının (Müsteşar Teoman Koman) tetkikine sunmuştur.
Mehmet Eymür kitabı kaleme alırken gizliliğin ihlal edilmemesine hassas
bir titizlik göstermiş, hatıralarını kamuoyuna yansıyan olaylarla
tahditli tutmuştur.

Bu bakımdan kitabında gizliliği ihlal eden
herhangi bir husus yoktur. Mehmet Eymür adı geçen kitabı dolayısıyla
herhangi bir soruşturmaya tabi tutulmamış, aksine sayısız kişinin
takdirine mazhar olmuştur. Bu sebeple Davalı İdarenin kitapla ilgili
iddiaları geçersiz ve bağnaz bir yaklaşım olarak değerlendirilmekte ve
Davalı İdare yazısındaki bir çok diğer iddia gibi yazıyı kaleme alan
Davalı İdare yöneticisinin veya yöneticilerinin şahsi fikirlerini
yansıttığı değerlendirilmektedir. Davalı idarenin kitap ve Müsteşar
Hayri Ündül ile ikili görüşme hakkındaki iddialarının daha iyi
değerlendirilmesi için bahsi geçen kitabın son baskısının bir nüshası
EK'te sunulmuştur.

7. Mehmet Eymür'ün 14.02.1994'de Tekrar Müsteşarlık Kadrolarına Alınması

Mehmet Eymür, 27.05 1988 tarihinde, zamanın Başbakanlık Müsteşarı'nın "
baskılar olduğundan seni MİT'ten başka yere atamak mecburiyetindeyiz,
nereye istiyorsan oraya tayinini yapacağım" teklifine rağmen,
"Memuriyete MİT'te başladığını, orada bitireceğini, başka bir görevde
çalışmayacağını, memuriyeti idealleri dolayısıyla yaptığını" beyanla
emekliliğini istemiştir. Emekli olmasını müteakip birkaç arkadaşı ile
olan münasebeti hariç, MİT'le olan ilişkisini tamamen kesmiş, emeklilere
sağlanan sosyal haklardan dahi faydalanmamış, tekrar MİT'e dönmek gibi
bir düşünce içinde olmadan yeni hayat tarzını benimsemiştir. Sahibi
olduğu bazı gayrimenkulleri satarak ve Dünya Bankası Kredisi kullanarak
Antalya'da yeğenleri ile ortak modern bir "Buz Fabrikası" kuran Mehmet
Eymür'e tekrar teşkilata dönme teklifini 1993 yılı sonlarında bu günkü
MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun yapmıştır. Şenkal Atasagun, Mehmet Eymür'e
"Terörle mücadeleyi ve operasyonel faaliyetleri ondan daha iyi sevk ve
idare edecek bir aday olmadığını" belirterek ve "tekrar dönüşünün
kendisine karşı yapılan haksızlıkların düzeltilmesi şeklinde mütalaa
edileceğini ifade ederek" Mehmet Eymür'ü tekrar memuriyete dönmeye ikna
etmiştir. Mehmet Eymür bunun üzerine kurulu düzenini bozarak ve
kendisine ve yeğenlerine ait hisselerin tamamını Trend Holding adlı
kuruluşa devrederek Ankara'ya gelmiş ve "Özel İstihbarat Daire Başkanı"
olarak MİT'teki memuriyet hayatına dönmüştür.

Bu bakımdan
Davalı idarenin Mehmet Eymür hakkındaki "Teşkilattan ayrılma nedenleri
ve ayrı kaldığı yaklaşık 6 yıllık dönemdeki benzer davranışları gözardı
edilerek verilen bir karar sonucu, 14.2.1994 tarihinde tekrar
Müsteşarlık kadrolarına alınmış ve Özel İstihbarat Dairesi Başkanı
olarak görevlendirilmiştir" şeklindeki beyanı şanssız bir beyan olarak
nitelendirilmekte ve İdare'nin tenakuzlarının yeni ve bariz bir örneğini
ortaya koymaktadır.

8. Alaattin Çakıcı'nın Karısı Uğur Kılıç'ın Öldürülmesi Olayı İle İlgili Soruşturma:

Davalı İdare'nin haksız ve hukuka aykırı tayin gerekçesi için öne
sürdüğü olayları tahrif etme biçimi inanması güç bir niteliktedir. Bahsi
geçen tahkikat Mehmet Eymür'ün Müsteşarlık makamına, o tarihlerde
yardımcısı pozisyonunda olan Yavuz Ataç'ın yeraltı dünyası ve Teşkilat
dışı ilişkileri nedeniyle yazdığı resmi yazı üzerine açılmıştır. Mehmet
Eymür bu yazısında hakkında basın yayın organlarında başlatılan yıpratma
kampanyasının nedenlerine de yer vermiştir. Yakın tarihte meydana çıkan
Yavuz Ataç, Alaattin Çakıcı, Erol Evcil, Bursa İl Başkanı Mehmet Gedik
ve zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz arasındaki ilişkiler Mehmet Eymür'ün o
tarihlerdeki teşhislerinin ne kadar doğru olduğunu açıkça ortaya
koymuştur. Bu husustaki detaylara takip eden maddelerde girilecektir.
Yavuz Ataç'ın beline silahını koyup, sekreterin engellemesine aldırmadan
zorla Mehmet Eymür'ün makam odasına girip tehdit etmesi ve itişip
kakışmaya kadar varan vahim gelişmelerden birinci derecede sorumlu olan
kişi zamanın Operasyon Başkanı Şenkal Atasagun'dur ve bu husus resmi
belgelerde bulunmaktadır. Şenkal Atasagun nedeni bilinmeyen sebeplerle
Yavuz Ataç'ı himayesine almış, Teşkilatın üst yöneticiler arasındaki
konuşmaları Yavuz Ataç'a aktarmış, onu tahrik ederek Mehmet Eymür'e
yöneltmiştir. Halen MİT Müsteşarlığını deruhte eden Şenkal Atasagun,
zamanında sebep olduğu bu olayı şimdi Mehmet Eymür'ün aleyhinde bir koz
olarak kullanmaya çalışmaktadır.

Mehmet Eymür bu olay
dolayısıyla kendisine verilen "Kınama" cezasını (Yavuz Ataç'a da aynı
ceza verilmiştir) haksız bulmuş ve hazmedememiş, ancak saygı duyduğu
zamanın MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'a hürmeten herhangi bir itirazda
bulunmamıştır.

Mehmet Eymür'ün bu tarihten sonra Teşkilat'tan ayrılışına hatta günümüze kadar aldığı herhangi bir disiplin cezası yoktur

9. Teşekkür ve Takdirnamelerin Bir Değeri Olmadığı İddiası

Davalı İdare, "Davacının başarılı görevler olarak sıraladığı ve aldığı
ödüllerin gerekçesi olarak takdim ettiği faaliyetlerin burada ele
alınmasının yersiz olduğu düşünülmektedir. Devamlılık arzeden ve
kişilere bağlı olmayan faaliyetler ile alınan teşekkürlerin dava konusu
ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı da belirtilmelidir. Zira dava
dilekçesine ek yapılan teşekkür ve takdir yazılarının tetkikinden de
görüleceği üzere ödüller sadece davacıya değil, faaliyeti yürüten ekibin
tümüne verilmiştir; yani kişisel bir başarı ödüllendirme söz konusu
değildir.

Buna karşılık, suç ve cezalar kişiseldir ve davacının
özlük dosyası-dava dilekçesinde hiç değinilmese dahi - özellikle
işlediği disiplin suçları ve aldığı cezalar yönüyle incelenmeye
değerdir." şeklinde enteresan bir yaklaşımda bulunmuştur.


Davalı İdarenin usulsüz ve hukuk dışı tayin işlemlerine gerekçe bulmak
ve Mehmet Eymür'ün başarılı meslek hayatını gölgelemek için öne sürdüğü
bu yaklaşım anlamsız olup İdarenin ciddiyeti bakımından kuşku
yaratıcıdır.

Makamlarınca da takdir edileceği üzere bir
memurun başarılı veya başarısız olduğu, müspet ve menfi yönleri,
personel dosyasındaki sicilleri, teşekkür, takdir ve ödülleri ve
disiplin suçları ile birlikte değerlendirilir. Mehmet Eymür'ün
sicillerini ve başarılarını dikkate almadan ve sadece yürürlükte olmayan
disiplin cezalarını ve "yapılması düşünüldü ama yapılamadı" gibi tatbik
edilmeyen kararları sıralayarak ve "Teşkilat metot ve prensiplerine
uymamak" ve benzeri gibi yuvarlak lafların arkasına sığınarak Mehmet
Eymür'ün tayinine gerekçe bulmanın hukuki açıdan ne derecede geçeli
olduğu yüksek mahkemenin dikkatine sunulmaktadır.

Mehmet Eymür,
MİT Müsteşarları tarafından 3 kez para mükafatı ile ödüllendirilmiş,
Başbakan ve İçişleri Bakanından yazılı takdir ve teşekkür almıştır.
Davalı İdare yok saysa da Mehmet Eymür'ün rekor seviyedeki ödül,
takdirname ve teşekkürleri özlük dosyasında bulunmaktadır. Mehmet
Eymür'ün Başbakan'dan aldığı takdirname yurtdışında tek başına çalıştığı
zaman verilmiştir. Mehmet Eymür'ün hatırladığı teşekkür, takdirname ve
ödüllerin listesi EK'te sunulmuş olup, özlük dosyasında başkalarının da
bulunması mümkündür. Ayrıca Mehmet Eymür'ün "son yönetim hariç",
sicillerinin de düzgün olduğu da muhakkaktır.

Mehmet Eymür
hakkında yukarıda cevaplanarak detaylı bir şekilde izah edilen iddialar
dışında kalan ve Susurluk Olayı'nı takiben açılmış bulunan ve çoğunluğu
ABD'de görevli olduğu sırada vuku bulan soruşturma ve incelemelerle
ilgili bölümler, aşağıda maddeler halinde sunulmuştur. Mehmet Eymür'ün
muhatap olduğu sualler ile verdiği cevaplarda bazı yer ve şahıs isimleri
bütünlüğü bozmayacak şekilde çıkartılmıştır. Yüksek makamlarınca gerek
görüldüğü taktirde bu belgelerin asılları İdare'den istenebilir.

10. Mehmet Eymür Hakkındaki İddialar

Mehmet Eymür'ün ABD'ye tayinini müteakip ve Türkiye'den ayrılmasından
hemen önce, Susurluk Olayı neticesinde ortaya atılan iddialar nedeniyle
zamanın MİT Müsteşarı Sönmez Köksal tarafından Mehmet Eymür'e sual
açılmış ve ABD'ye gider gitmez cevaplayarak yollanması istenmiştir.
Esasında bu usulen açılmış bir sualdir. Zira zamanın Müsteşarı'nın
Mehmet Eymür'ün görevle ilgili bütün faaliyetleri hakkında bilgisi
mevcuttur ve bu sebeple iddiaların doğru olmadığını bilmektedir. Nitekim
Sn. Sönmez Köksal Başbakan'a ve Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkan V.
Kutlu Savaş'a Mehmet Eymür'ün faaliyetlerinin kendi bilgisi dahilinde
olduğunu ifade etmiştir. Buna rağmen, zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz'ın
Mehmet Eymür'ün MİT'ten uzaklaştırılması yönündeki baskılarının devam
etmesi üzerine Sn. Köksal bu suali açmıştır:

Sual:

"Sayı: 12.070.00.001/17918
Konu: Hakkınızdaki İddialar

Sayın Mehmet Eymür

Hakkınızda ileri sürülen iddialar ek'te yeralmaktadır. Konuya ilişkin
görüşlerinizin bildirilmesini rica ederim. Sönmez Köksal, Müsteşar

EKLER: (2 Ad.)

EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İSTİHBARAT DAİRE BAŞKAN YARDIMCISI HANEFİ
AVCI'NIN 04.02.1997 TARİHİNDE TBMM SUSURLUK KOMİSYONUNDA YAPTIĞI
AÇIKLAMALARINDA MİT MÜSTEŞARLIĞINDA GÖREVLİ MEHMET EYMÜR'Ü KONU ALAN
İDDİALARI;

(1) Mehmet Ağar, ona bağlı Özel Harekât Daire
Başkanlığında İbrahim'in ve İbrahim'in altındaki ismi çıkan bugün 5-10
tane polis var, Korkut Eken'e bağlı ise sivil insanlar var. Bu sivil
insanların büyük bir kısmı da geçmişte yatmış, çıkmış, ismi bugün bütün
basında yer alan insanlardır. Bu iki grup birleşerek bu oluşumu
oluşturdu. Bunlar, bu PKK yanlısı insanlarla böyle mücadele edilmesi
gerekir diyerek, illegal birtakım eylemlere giriştiler. Aynı dönemde,
Mehmet Eymür ve ona bağlı kendi çevresindeki, bir kısmı Özel Harpten
geçmiş subaylardan oluşan bir kısmı, yine aynı saydığım şekilde,aşırı
ülkücü ve mafya dediğimiz insandan oluşan bir grup var; o grup da ayrı
bir harekete geçiyor.

Yine, JİTEM'e bağlı., birtakım insanlar,
yine aynı şekilde harekete geçtiler. Hangi olayları hangilerinin
yaptığını çok net olarak bilemiyorum veya bunu o kadar açık da bilmek
mümkün değil; ama, bilinen, işte, o zamanki Behçet Cantürk'ün, Savaş
Buldan'ın ve beraberinde gelişen beş on tane eylemin bu gruplar
tarafından yapıldığı, birtakım bombalamalarında bunlar tarafından
yapıldığı çok açık olarak biliniyor.

Diğer bölgelerde ne
yaptıklarını çok net olarak bilemiyorum; ama, buradaki olayların
adresleri, bunlar tarafından yapıldığı konusu bizce kesindi. Bir müddet
sonra, artık bunların eylem yapacakları hedef de kalmamıştı ve
eylemlerini haklı gösterecekleri, ne kendilerine ne de kamuoyunu ikna
edecek herhangi bir şey yoktu; çünkü, olaylar durdurulmuştu, belli
oranda azalmıştı; ama, yukarısı eylemleri durdursa bile, altta, bu
eylemler dolayısıyla, bir araya gelme dolayısıyla, eğitimleri
dolayısıyla çok ciddî bir samimiyet meydana gelmişti bu gruplarla,
mafyacı insanlar arasında. Bunlar, öyle gördüler ki, bu mafyacı insanlar
çok para kazanıyor, korkunç paralar kazanıyorlar ve çok kolay
hareketlerle para kazanıyorlar. Bu defa, Emniyetteki polislerle, sivil,
mafyacı insanlar, Milli İstihbarattaki birtakım görevli insanlarla, yine
mafyacı insanlar, JİTEM'deki yine subaylarla birtakım mafyacı insanlar,
birtakım eylemlere giriştiler ve bu defa, resmî gibi gösterdikleri,
devlet işi gibi göstererek kendi şahıslarına hizmet eden birtakım
olaylara girdiler.

Tabii, bunların öyle bir sıfatları var ki,
normal zabıtanın, normal polisin, normal Jandarmanın bunlara müdahale
etmesi mümkün değil. En azından, ben görevliyim diyor, görev uğruna
yaptığını iddia ediyor veya görüldüğü zaman, bu resmî bir görevimdir
diyor. Hiçbir zabıta mensubu da, başka bir görevi aksatmak uğruna bir
girişimde bulunamaz, bulunmaz daha doğrusu ve bunlar,bugün öyle
çığırından çıktı ki, bana göre, şu anda, Türk devletinde çok ciddî bir
olay halindeler. İstanbul'da bütün zengin işadamlarına müdahale
edebiliyorlar, bütün yabancı, azınlık olan işadamlarının hepsini haraca
tabi topluyorlar; hatta, şu anda basına intikal etmiş olaylar var, bir
kısmı doğru, bir kısmı yanlış; intikal etmeyen 13 kat daha olay var.
Kimi insanların çocukları kaçırılmış para alınmış, kimi insanlar tehdit
edilmiş para alınmış ve öyle ki, bu artık denetlenemez bir hale gelmiş.
Şu anda bile, bu adamlar, belki bu komisyon veya bu takım olaylar çok
soruşturulduğu için bir müddet duruyormuş gibi gözükse bile, herkes
yerli yerinde duruyor.

Bu, adamlar, iki gün sonra yine
faaliyetlerine devam edecekler ve bu noktada eğer, gerçekten ciddi
müdahale edilemezse, bir daha müdahale etme şansımız çok da zorlaşır.

(2) Milli İstihbarat içerisindeki birtakım unsurlar bu adamlarla
irtibatlı, orada yapılacak her hareketi bu adamlar hissediyorlar.
Jandarma içindeki unsurlarla irtibatlılar, yine, aynı şekilde bu
adamlar, hemen erken haber alma imkânına sahipler. Örnek vermek
gerekirse, belki, bunlar, bir kısmı, sizde daha fazlasıyla vardır, bir
kısmı basına da yansıdı; onların bir kısmını açıklamak istiyorum veya
kendim, oradaki yorumlarımı söylemek istiyorum. Mesela, üstünde çok
iddia edilen, işte, "Yeşil" denilen bir vatandaş var. Bu vatandaş,
geçmişte, Güneydoğuda, Jandarma tarafından eleman olarak kullanılan,
bilgi alınan bir vatandaş, belki, başlangıcında çok iyi niyetli,
çalışkan, gerçekten oralara koşturan bir insan; ama, daha sonrasında, bu
adam, bu grupların içerisinde en büyük para tahsilatçısına dönüşüyor.
İşte, benim hatırlayabildiğim kadarıyla, işte, Kocakayalar soyadlı,
meşhur, Diyarbakırlı adamlar var. Yine, işte, size de geldi, ifade verdi
Senar Er'in kendisi var, yine, Hurşit Han var, yine, Selim Işık var; bu
adamlar da telefon açıp, işte, şunu şunu ben öldürdüm, biz
kontrgerillayız, bize para vereceksin diye, milyon dolarlar mertebesinde
paralar isteniyor. Hatta, hatırlarsınız, iki İranlı kaçırılmıştı ve bu
İranlılarla ilgili de yine, bu adam tarafından telefon açılıp, para
isteniyor ve Ziraat Bankası Ankara Heykel Şubesinin 0123843 No.lu
hesabına para yatırılması isteniyor.

Bu paralar, bu hesaba
yatırılıyor ve bu adamın sahte kimliğiyle götürülüp, paralar çekiliyor.
Bu paraların çekildiğini, bu adamın bu parayı aldığını hem Jandarma hem
Milli İstihbarat biliyor; ama, şu anda, "bu adam, Milli İstihbarat
tarafından resmen eleman olarak kullanılıyor Eymür ve arkadaşları
tarafından.

Tabiî efendim; yani, bu dört dörttür. Açıp sorsanız
inkar edemezler. Kendileri tarafından kullanılıyor, kendilerinin bağlı
elemanı ve sürekli, de görüşüyorlar; yani, karşılıklı, sürekli bir
görüşme halinde. İncelediğiniz zaman her iki tarafın telefonlarından,
irtibatlarından, açık açık gözükecektir bu yani. Yine, aynı insan,
Jandarma JİTEM ile her gün içli dışlı beraberdir.

(3) Hadi
Özcan, sürekli MİT'le görüşen bir insan, özellikle MİT'te Duran Fırat
onların ayak işlerini yapan astsubay kişi, Eymür'ün ve bütün kirli
işleri yaptıkları insan. Aklınıza gelen bütün mafyacılarla irtibat ve
ilişkisi vardır.

(4) MİT Tarık Ümit olayıyla ilgili çok şeye
sahip, birçok bilgi vardı, neyse, nedense mahkemeye bu olayların
tamamını açıklamıyorlar. Daha çok öbür tarafa karşı belki Mehmet Beye
karşı tehdit unsuru olarak kullanmak istiyorlar.

Halbuki
olayla ilgili çok farklı bilgileri olması lazım, benim aldığım bilgiye
göre. Zaten, Jandarmanın yaptığı tahkikatı da en geri planda hep
kendileri bilgi aktarıyorlardı ama, buna rağmen her şeyi orta yere
dökmüyorlar. Yine benim orada bildiğim kadarıyla . Hakkı Yaman, Tarık
Ümit Kıbrıs'taki banka olayı var, tam sırrını çözemiyorum ama, o bankaya
Eymür'ün de değişik bir isimle ortak olması lazım. Birtakım özel
işlerde de kullanmak üzere, bu bankaya da ortaklığı olması lazım,
istihbaratım, bir duyumum var. Yine, Hakkı Yaman, bu olaylarla ilgili
epey bilgi sahibi olması lazım zannediyorum. Hatta Hakkı Yaman bu Tarık
Ümit olayı ve sonrasında işte Mehmet Eymür'ün düşüncelerine hizmet
etmiyor, onların yanında hareket etmiyordu. Farklı bir çizgiye gitmişti.
Onun hakkındaki birtakım bilgileri basına ve dolaylı yöntemlerle
sızdırarak Eymür'ün onun kendisine gelmesine kendisine anlatmasını veya
kendisine yanaşmasını dahi birtakım manevralar yaptıklarını biliyorum.

(5) Antepli Yaprak TV'nin sahibinin kaçırılmasında fiilen olayda olduğu
iddia edilen, hatta arabanın içerisinde parmak izleri bulunan , Müfit
Sement diye bir eski firarilerden bir adam var. Bu adam aslında MİT'in
kullandığı bir adam, Eymür'ün bire bir görüştüğü bir insan.

(6)
Yaprak, iddiaya göre birinci defasında kaçırılmış Emniyetçiler
tarafından kaçırılmış veya Mehmet Ağar ve ona bağlı ekip tarafından
kaçırılmış. Bunun üzerine Eymür, Müfit Sement'i ayartarak bakın size
kazık atıldı siz bu adamı götürün sorgulayın, olayın doğrusunu
bulursunuz diye bu adamların bu olayı ikinci defa kaçırma olayının
organizesini tahrikçi olarak kullanmış ve bu olayın içine fiilen
sokmuştur. Bu olay sonrası kendisi Müfit Sement'in kurtulması konusunda,
Yaprak TV'nin sahipleriyle bu adam benim adamım, aslında bu adama
yardımcı olun bu adamı katmayın, bu adamla ilgili ifadenizi değiştirin
gibi onlarla böyle bir baskı yaptığı ve onlarla irtibat kurduğunu
duymuşum.

Herkesin iddiası, adam iki defa kaçırıldı, birinci
defa kaçırılışı, bu sebeptendi, ama, ikinci defa kaçırılışı da, bu
birinci kaçırma olayında elde edilen paranın paylaşılması,
bölüşülmesinde birtakım ortaklara kazık atıldı iddiasıyla
kaçırılmasıdır. Bu konuyla ilgili zannediyorum yine Eymür'de çok fazla
bilgi olması lazım, bu olayın doğrusunu, aslını bilmesi lazım. Ama,
galiba direkt söyleme yerine el altından sızdırma yöntemleri deneniyor.
Çünkü, bu olayın içindeki Müfit'in kendisiyle direkt görüştüğü veya
kullanıldığı çok açıkça herkes tarafından biliniyor.

(7) Olayın
özünde Mehmet Ağar'la Eymür'ün bir çelişkisi var, bu başka zamanda,
başka zeminlerde de olmuş. MİT içerisinde bir grup var, demin de size
anlattığım gibi, Mehmet Eymür ve beraberindeki bir grup hep illegal
insanlarla çalışma... İşte aşırı sağcı, yatmış çıkmış bu ülkücülerle
beraber hareket ettiği kendisine bir görev biçimi bilmiş, hep onlarla
hareket eden, onlarla oturup kalkan. Bir de Mehmet Ağar'ın kendisi ya da
ona bağlı İbrahim ve Korkut, onların adamlarıyla bunların arasında bir
soğukluk, bir çatışma var. Yoksa MİT'in kendi klasik istihbarat görevi
yapan unsurlarıyla Emniyetin klasik istihbarat yapan unsurları arasında
hiçbir sorun yok. Yani, böyle bir dövüş, kavgaya hiç gerektirecek bir
olay yok. Belki bir tatlı rekabet varsa bile böyle ciddi bir çelişki
yok. Ama, bunlar arasındaki çelişki o kadar büyümüş ki, belki siz de
biliyorsunuz, artık kendileri dövüşüp kavga etmiyor da onlara bağlı olan
alttaki mafyacı unsurlar bile kavga ediyor. İşte diyelim ki, kim Sedat
Peker veya Drej Ali şu gruptan ama, bunun karşısında Hadi Özcan'la Yeşil
mafyası da öbür tarafın grubunda, bunlar birbirini öldürmeye çalışıyor.
Yani, süzme bir sahne.

Bunların hepsini belki siz benden çok daha iyi biliyorsunuz. O çelişki yukarı ve MİT-Emniyet çelişkisi diye gösteriliyor.

Aslında öyle değil, işin aslı bu adamların kendi arasındaki çelişki ve
bunları bizim büyük bir çoğunluğumuz yani, MİT'in yüzde 90'ının
Emniyetin de yüzde 98'inin hiç alakası olmayan şeyler.

Bizde
istihbarat bölüşülmüyor, her şey herkese aktarılıyor ama, bölüşme değil.
Aslında bizim birazcık pasifize olmamız isteniyormuş gibi geliyor bana.
Yani Emniyet istihbarat pasifize olsun. Olaylara bu kadar inisiyatif
koyması belli bir rahatsızlık var.

Şu anda hiç çalışmaksızın,
korkunç paralarla oynayan insanlar var. Çok lüks içinde yaşıyor,
altlarında büyük arabalar, Mercedes'leri, Jeep'leri... Bu adamlar kendi
içlerinde artık silah çekecek hale gelmişler. Herkes birbirinin açığını
arıyor. Yani, o kadar rahatlık olmuş ki, yani birbirlerini ele geçirme
savaşı verilir hale gelmiş, birbirine karşı silah kullanacak pusu
kuracak hale dönüşmüş bu adamlar. Ben kendi bulunduğum illerde bu
bilgilerimi üstlerime aktarıyordum. Şifahi aktarıyordum, istenirse
yazılı da verebilirdim;

(Cool Emniyet, MİT, Jandarma diyelim, üçe
bölelim. Emniyet içerisinde İbrahim Şahin'e ve Korkut Eken'e bağlı
gruplar aslında bir grup, ama, Korkut Eken sivil kişilerle irtibatlı,
İbrahim, resmi polislerle irtibatlı. Yani, iki ayrı grup ama,
başlarındaki insanlar farklı. Milli İstihbaratta Mehmet Eymür ve ona
bağlı bir grup var, içlerinde bir kısmı asker, özel harpten geçme
oradaki insanlar, özellikle Duran Fırat, en başta, orada bir grup var,
onun sivil unsurları var.

Jandarmada eskiden JİTEM'di şimdi o
da Jandarma İstihbarat Başkanlığı ve İstihbarat Grupları olarak değişti,
onlara bağlı bir grupları var. Bunlar başlangıçta kuruluşları, vatan
millet, hizmet teröristlerle daha değişik yöntemlerle hesaplaşacağız
diye ortaya çıktılar ama,şu anda hepsi de mafyacılık yapıyorlar. Başka
hiçbir şey yapmıyorlar.

Bu Kâşif Yüzbaşı da, Duran Fırat
dediğimiz insan da hepsi Eymür'ün grubu... Kâşif Yüzbaşı?.. şimdi
rütbesi daha büyümüş olabilir. Öyle duymuşum ama şu anda orada mı
ayrıldı mı bilmiyorum. Eymür'ün grubunda en meşhur ismi duyulan, Yeşil
var. Hadi o gruptandır; Duran resmi görevli sonraları yani, onların
etrafında yine kümelenmiş, isimlerini belki pek netleştirmedim, ama 5-l0
kişilik adamları var.

(9) Bu örgütlenmeyi başlangıçta jandarma
kendi sistemi içinde yaptı, başlarını o zamanlar Cem çekiyordu, daha
sonra gelenler devam ettirdiler ve hepsi bu işin içindeydi. Emniyette
Mehmet Bey, İbrahim Şahin, Korkut Eken başlattı ve devam ettirdiler ama,
son dönemde bakanlığıyla birlikte sanki bu işleri kendisi bırakmış, ara
vermiş gibi bir hal hissediliyordu, açık olarak ama, alttaki adamlar
devam etmiş. Milli İstihbarattaki ise Mehmet Eymür tarafından kuruldu,
devam ettiriliyor ve halen de faal.

(10) İstihbarat örgütleri,
istihbaratçılık sıfatıyla katılmıyor oraya; yani, istihbarat örgütü
dediğiniz zaman, orada, bir tek göreceğiniz Mehmet Eymür ve onun yanında
grup vardır; o da, MİT adına değil, kendi, böyle karizmatik bir şey
ortaya çıkmış, birtakım irtibatlara dayanarak, MİT içerisinde, MİT
Müsteşarından daha farklı bir konumda hareket ediyor. Yoksa, MİT'in
çoğunluğunun hiç bu adamlarla alakası yoktur ve bu adamlara karışmazlar
yani.

(11) Şimdi, Tarık Ümit, daha öncesinde, işte, Emniyetin
demin anlattığım o sivil grubun içerisindeki bir kişi, hatta, bu sivil
grubun yaptığı birtakım eylemlerde, Tarık Ümit'in evi,bürosu falan
kullanılıyor, imkânları kullanılıyor. Tarık Ümit, sonra -benim
değerlendirmelerime göre, istihbari bilgi burası- birtakım insanlara
sizden de hesap sorulacak, siz de yok edileceksiniz diye para alıyor ve
bu arada saf da değiştiriyor işte. Millî Emniyet safına geçiyor. Tarık
Ümit, aslında, bildiği birtakım şeyleri hep anlatıyor Eymür'e. Ben,
zannediyorum, bunun, Tarık Ümit'in anlatımlarının bandı bile var; ama,
bu çıkarılıp, verilmiyor. Başka türlü,el altından sızdırılıyor; çünkü,
bazı sızan şeyler başta türlü sızamaz zaten. Basına sızdırılıyor, öbür
tarafa gözdağı veriliyor veya böyle bir yöntemle mücadele ediliyor.

DÜNDAR KILIÇ'IN İDDİALARI

(1) 1980 yılında M. Eymür, Atilla Aytek ve Tarık Ümit (Anılan dönemde
D. Kılıç'ın yanında katiplik yapar)'in Çelik Döküm Fabrikasını
gasbettikleri,

(2) Bu şahısların D. Kılıç'ı imhaya yönelik
olarak İsviçre'den "D. Kılıç Ermenilerle anlaşmış, Konsey üyelerine
suikast yapma hazırlığında" içerikli bir ihbar mektubu gönderdikleri ve
bunun üzerine 5 yıl 1 ay 1 gün cezaevinde yatmasına sebep olunduğu,

(3) Uğur Çakıcı'nın öldürülmesini Semra Özal ve Mehmet Eymür'ün hazırladığı,

(4) Nasrullah Ayan'ın halktan topladığı yaklaşık 3-4 trilyon TL.-'nin büyük bir bölümünü M. Eymür'ün aldığı,

(5) T. ÜMİT'in İstanbul'da D. Kılıç'ın adamları tarafından bıçaklanması
üzerine yakalanan Zekeriya ÜLKÜCÜ adlı şahsın, Emniyet Md. deki
sorgusunda M. Eymür'ün de aralarında bulunduğu şahıslarca öldürüldüğü,

(6) Türkiye'de olan Alaattin Çakıcı'nın yerini M. Eymür'ün bildiği."

Cevap:

Tarih: 08.10.1997
Konu: Hakkımdaki İddialar

İLGİ: Müsteşarlık makamının ..... 1997 tarih ve 12.070.00.001/17918 sayılı emri.

Makamlarınca da bilindiği ve belirtildiği gibi hakkımda çeşitli
iddialar mevcuttur. Esasında bu ve benzeri iddialar, 1988 öncesi dikkate
alınmazsa, tekrar göreve döndüğüm 1994 yılından beri sistemli bir
şekilde devam etmektedir. (Özel ekip kurduğum, Behçet Cantürk ve diğer
yargısız infazları yaptırdığım, Uğur Mumcu'nun öldürülmesi emrini
verdiğim, Siyasi parti liderlerinin telefonlarını dinlediğim, Çiller
Çetesine mensup olduğum, Nasrullah Ayan ve Sarp KuraY'la ortak olduğum,
İngiltere'de bir sendikacıyı öldürtmeye çalıştığım gibi ve daha bir çok
asılsız ve özellikle devlet yönetimindeki kişilerde itimatsızlık ve
güvensizlik yaratacak yalan haberler.)

Bu iddiaları
cevaplamadan önce biraz geriye dönmek, meslek hayatıma değinmek, bu
iddialara sebep olan nedenleri ve günümüze kadar yansıyan bazı
gelişmeleri açıklamak istiyorum.

Uzun yıllardan beri çalıştığım
Teşkilatımızda hep aktif görevlerde bulundum. Meslek hayatım casusluk,
organize suç ve terörizm konuları ile uğraşarak geçti. Sayısız önemli
vaka ve operasyonel çalışmada yer aldım ve birçoğunu bizzat yürüttüm.
Meslek hayatı benim kadar dolu ve aktif geçmiş, tecrübe ve deneyim
kazanmış başka bir mensubumuz olduğunu sanmıyorum.

Genellikle başarılı bir şekilde gelişen ve yükselerek seyreden meslek hayatımı etkileyen birkaç dönüm noktası vardır.

Bunlardan birincisi ABD ve İngiliz İstihbarat Servislerine para karşılığı casusluk yapan Savaşman olayıdır.

Savaşman'ın başarılı bir şekilde suçüstü yapılarak yakalanmasından
sonra basında faaliyetin düzmece olduğu, faaliyeti yürütenlerin
mesleklerinde yükselmek için bu tertibi hazırladıkları gibi haberler
yayıldı.

Savaşman, o tarihlerde cezaevinden Genelkurmay'ın üst
kademelerinde bulunan sınıf arkadaşlarına mektuplar yazarak kendini
acındırdı, beni suçladı. Benim kendisine çok işkence yaptığımı ve zorla
ifade imzalattığımı söyledi.

Söyledikleri tamamen yalandı.

Savaşman'ın yakalanmasından sonra Doğu Perinçek'in yönetimindeki
Aydınlık gazetesinin başını çektiği "teşhir, hedef gösterme ve karalama"
kampanyası başlatıldı. Bu güçler tarafından kontr-gerilla ve işkenceci
olarak kamuoyuna takdim edildim. Ev adresim, benim (yanlışlıkla bir
başkasının resmi) ve evimin fotoğrafları yayınlandı. Bu karalama ve
pasifize etme kampanyası, zaman zaman yeni senaryolar ilavesi ile,
günümüze kadar devam etti. Bir istihbaratçı olarak bu iftira
kampanyasının kaynağını ve nedenini tahmin etmenin pek zor bir şey
olmadığını düşünüyorum.

Mesleki hayatımı etkileyen diğer bir vaka, eski CHP milletvekili Nurettin Karsu'nun oğlu ile ilgili hadisedir.

Meslek hayatımı belki de en çok etkileyen ve etkilemeye devam eden "MİT
Raporu" olayına değinmeden önce bir parça rapor öncesi dönemi izah
etmek istiyorum.

1965-1975 yılları arasında İstanbul'da
çalıştım. Burada özellikle sıkıyönetim sırasında ve bilahare 1983'den
sonra Müsteşarlık Karargahında, "organize suçlar ve kaçakçılık"la ilgili
birçok görevler aldım. Bu soruşturmalar sırasında, yeraltı dünyasının
karanlık labirentlerinde dolaşmak ve bu dünyayı öğrenmek imkanım oldu.
Yeraltı dünyasında, menfaat, para ve güç dışında hiç bir mefhum ve
ideoloji geçerli değildi.

Terör uzmanı ve kahraman bir polis
şefi silah kaçakçıları ile ortaktı, Cinayet Masası Amiri yeraltı
dünyasınca işlenen cinayetleri ört bas etmekle görevliydi, valiler
babalara mektup yazıp makam arabası hibe etmesi için ricada
bulunuyorlardı, Emniyet Genel Müdürü ünlü bir baba tarafından tayin
ettirilmişti, üst rütbeli bazı subaylar tanınmış bir gazinoda bedava bir
yemek veya çocuklarının düğününe sanatçı yollanmasına karşın babaların
askerlik işlerini takip ediyorlardı, devleti idare eden etkin kişilerin
çocukları yeraltı dünyasının ünlüleri ile iç içe ticari işlere
girmişlerdi, polis şefleri ünlü babaların silahlarını taşıyor,
fedailiğini yapıyorlardı, ülkenin kaderini değiştiren ihtilal lideri
generallerden birine dünyaca ünlü bir uyuşturucu kaçakçısının İsviçre'de
villa aldığı ve çantayla para verdiği söyleniyordu.


Soruşturmalar, önemli makamlara ulaşınca kestiriliyor veya ifadeler
değiştiriliyordu. Neticede kanunların boşlukları, kaba güçten korku,
para gücünün her şeyi örtbas etmesi ve satın alması, resmi kişilerin
"müesseseler yıpranmasın" gibi kısır bir zihniyetle korunması, ihmal,
ciddiyetsizlik ve umursamazlık, kanunsuzları ve kanunsuzlukları gittikçe
güçlenerek günümüze kadar taşıdı. Günümüzde siyasi güç de kazanan
yeraltı dünyası kendisinle uğraşan resmi görevlilerden çekinmemeye ve
hesap sorar hale geldi.

1980 yılında .........(yurtdışı) tayin edildim. Öncelikle verilen görev, ......... Türkiye'ye yönelik silah kaçakçılığıydı.

Burada tek başıma olmama ve sıkı bir takip ve kontrol faaliyeti altında
tutulmama rağmen başarılı çalışmalar yaptığım kanaatindeyim. K/ESP
ünitemizde bulunan ve ......... İstihbarat Servisinin benim .........
faaliyetlerim ile ilgili raporu, benim mesleki yeteneklerim açısından
bir referans ve gurur duyarak hatırladığım bir belgedir.

......... iki yıl sonra geri çekilerek Mardin'e tayin edildim.

O tarihlerde ......... Kuvvetleri Komutanı olan ........., beni şahsen
tanır ve takdir ederdi. Zamanın Müsteşar Yardımcısına telefon edip,
benim Kıbrıs gibi güvenli bir yere rotasyona tabi tutulmamı önermiş.
Müsteşar Yardımcımız cevaben "benim Mafya ile ilişkili olduğumu" ve bu
sebeple Türkiye'ye geri çekilmem gerektiğini belirtmiş. Esasında
üzülerek belirtmek gerekirse bu Müsteşar Yardımcımızın kendisi bir çok
karanlık ilişkinin içindeydi. Nitekim emekli oldu ve Kemal Horzum'un
yanında çalışmaya başladı.

Mardin'de bir yıl kaldım. Bu bir yıl
zarfında Teşkilatın ve Sıkıyönetim makamlarının takdirini kazanan bir
çok başarılı operasyonu yürüttüm. 1982 yılında Karargahta, K/Esp
bünyesinde kurulan Kaçakçılık Şubesine tayin edildim.

Ben
Ankara'da göreve başlamadan önce Sıkıyönetim makamlarına silah
kaçakçılığı ile ilgili bir ihbar yapılmış ve bu konuyla ilgili Genel
Kurmay Başkanlığı'nda yapılan bir toplantıdan sonra Teşkilatça Dündar
Kılıç'ın izlenmesine karar verilmişti. Artık Teşkilat'daki bazıları da
kaçakçılık ile terör arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu kanaatine
nispeten katılıyorlardı.

Bakırköy Akıl Hastahanesinde çalışan
......... isimli bir doktor da Cumhurbaşkanlığı makamına Dündar Kılıç'ın
bu hastahanede yürüttüğü kanunsuz faaliyetler hakkında önemli
açıklamalarda bulunmuştu.

Neticede eski bir suçundan dolayı
mahkumiyet kararı bulunduğu anlaşılan Dündar Kılıç'ın yakalanması ve
cezaevine konulmasına karar verildi. Konunun Cumhurbaşkanlığınca yakinen
takip edilmesine ve bu makamca İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına,
Valiliğe ve Emniyet Genel Müdürlüğüne talimat verilmesine rağmen Dündar
Kılıç güvenlik kuvvetlerince bulunup yakalanamadı!

Sonuçta
alınan talimat üzerine o tarihlerde yakın koordine ettiğimiz Atilla
Aytek'in başında bulunduğu Emniyet Kaçakçılık Daire Başkanlığına ait bir
ekibi gizlice İstanbul'a yolladık. Teşkilattan birkaç personel de bu
ekibe katıldı.

Ancak Dündar Kılıç'ın çok gizli tutulmasına
rağmen operasyondan haberi olmuştu. Kendisine haber verenlerden biri
Atilla Aytek'in Yardımcısı Tahsin Gürdal (halen Kemal Horzum'la birlikte
çalışmaktadır), diğeri ise Teşkilat mensubu Hacı Ali Aslan'dı (Nuri
Gündeş'in yakını).

Haber alıp saklanmasına rağmen özel ekip
Dündar Kılıç'ı İstanbul'da yakaladı ve sorgulanmak üzere Müsteşarlık
Karargahına getirdi. Planlamaya göre Dündar Kılıç'ın dışında Behçet
Cantürk ve Abuzer Uğurlu da alınacaktı. Yeraltı dünyasına karşı kesif
bir çalışma başlatılmıştı. Çok yakın çalıştığımız Emniyet Kaçakçılık
Daire Başkanlığı bir çok yeraltı mensubunun yanı sıra Behçet Cantürk'ü
de aldı.

Önemli isimlerin alınması yeraltı dünyasında panik
yarattı. Birçoğu Türkiye'yi terk etti. Dündar Kılıç, Behçet Cantürk ve
diğerleri yeraltı dünyasının uyuşturucu, silah, terör, cinayet ve
casuslukla kaynaşmış karanlık dünyası ile ilgili önemli ifşaatlarda
bulundular. Açıklamalarda çeşitli kesimlere mensup bir çok önemli isim
yer alıyordu. Bu isimler arasında bazı Teşkilat personeli de vardı. Nuri
Gündeş'in bana yönelik bitmek tükenmek bilmeyen husumetinin önemli bir
nedeni bu husustur.

Soruşturma devam ederken, yeraltına yakın
kaynaklardan bu görevden alınacağıma dair bilgiler gelmeye başladı. Ben
bu söylentileri ciddiye almıyordum. Ancak kısa bir süre sonra Beyrut'a
tayinim çıktı. Gerekçe olarak Beyrut'un zor bir post olduğu ve buraya
benim gibi başarılı bir personelin planlandığı bildiriliyordu.


Bu tayine şiddetle karşı çıktım. Zamanın MİT Müsteşarı Burhanettin
Bigalı'ya resmi bir dilekçe ile başvurarak bu tayinin yapılacağını
yeraltına yakın kaynaklardan önceden öğrendiğimi, bunu Mafyaca
yaptırılan bir tayin olarak mütalaa ettiğimi söyledim. Dilekçemi geri
almam ve ailevi nedenler göstermem halinde tayinimi düzelteceğini, ancak
eski yerimde kalamayacağımı belirtti. Belki, bazı şeyler onu da
aşıyordu.

Neticede MİT Okuluna tayin edildim, Kaçakçılık Şubesi
de kapatıldı. Herhalde soruşturmalardan alınan sonuçlar birilerini
rahatsız etmişti.

MİT raporunun kaleme alınması zamanın Müsteşarı Hayri Ündül'ün bu konularda benden bilgi istemesi ile gündeme gelmiştir.

O tarihlerde Banker Bako olayı aktüeldi. Kaynaklardan bu konu ile
ilgili birçok bilgi gelmişti. Bako ile ilgili bilgileri düzenlerken
Müsteşarın talimatını da dikkate alarak konuyu genişlettim. "Raporu
Banker Bako olayı, Yeraltı-Polis-Siyasetçi ilişkileri şeklinde
hazırladım".

İlk hazırlanan rapor kısaydı. Müsteşar Yardımcımız Hiram Abas'a arz ettim ve raporu daha genişleteceğimi söyledim.

Hiram Bey raporu beğendi. O tarihte Başbakanlık Müsteşarı .........
İçişleri Bakanlığına vekalet ediyordu. "Bu Bako konusuna çok önem
veriyorlar. Bu hali ile ......... bir nüsha götür, kendin teslim et"
dedi. Talimatını yerine getirip ......... bir nüsha verdim, çok memnun
oldu.

Daha sonra raporu arşiv bilgileri ile genişleterek,
tamamladım. Bir nüshasını isteği üzerine Erkan Gürvit'e ben verdim.
Diğer bir nüsha Hiram Bey tarafından zamanın Başbakanı Turgut Özal'a
verildi.

Neticede, "MİT Raporu" olarak adlandırılan ve
günümüzde ihtiva ettiği istihbari bilgilerin çoğunlukla doğruluğuna
kanaat getirilen bu belgenin açığa çıkması, benim meslek hayatımın uzun
bir süre için durmasına neden oldu, emekliliğimi istedim.

Beş
yıl sonra yeniden mesleğime dönmem gündeme gelince ilk tepkiler raporda
yer alan kişilerden gelmiş. Mehmet Ağar, Ünal Erkan ve Nevzat Ayaz bir
toplantı sonrası zamanın Başbakanı Tansu Çiller'e yanaşarak "böyle bir
haber aldıklarını, bunun Polis Teşkilatında infial yaratacağını
söylemişler". Bu üstü kapalı tehdit tutmamış.

Yeniden mesleğe
başladığımda kendi kendime bu konulardan uzak kalmaya söz verdim.
Memleketime ve mesleğime faydalı işler yapmayı planlıyordum. Dönüşümden
rahatsız olan çevreler ve bunların Teşkilat içindeki uzantıları buna
yeterince imkan tanımadılar.

Susurluk kazası sonrasında bazı
hakikatlerin ortaya çıkmaya başlaması, bu menfaat ve suç
organizasyonunda büyük rahatsızlık ve telaş yarattı. Gündemi
değiştirmek, projektörleri kendi üzerlerinden başkalarına çevirmek için
senaryolar üretmeye, iftiralar atmaya başladılar. Televizyonlara
çıkartılan PKK'lı itirafçılar ve Hanefi Avcı bu senaryoların bir
parçasıydı.

Bu noktada, olayların tam ortasındaki insandan, Mehmet Ağar'dan bahsetmek istiyorum.

Mehmet Ağar'ı uzun yıllardan beri tanırım. Karargahta Kaçakçılık
konularına bakarken bir gün eski bir memurum olan ......... arayarak
İstanbul Asayiş Şube Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar'ın hem Siyasal
Bilgilerden hem de mahalleden (Bahçelievler) yakın arkadaşı olduğunu,
bir sorunu için beni aramak istediğini söyledi. Telefonumu
verebileceğini belirttim.

Aradı ve görüştük. İfadesine göre
ünlü bir filmcinin de isminin geçtiği bir rüşvet olayına haksız yere adı
karışmıştı. MİT İstanbul Başkanlığı bu hususu Karargaha yazmış,
Karargahın bildirmesi üzerine İçişleri Müfettişleri soruşturma
başlatmışlardı. Soruşturmanın MİT'in yazısı üzerine açıldığı Mehmet
Ağar'a bildirilmişti.

İstanbul'a bir seyahatim vardı.
Gittiğimde Bölge Başkanı Nuri Gündeş'e konuyu anlattım. Önce şiddetle
reddederek kendisinin böyle bir yazı göndermediğini belirtti. Mehmet
Ağar'ı ne kadar sevdiğini ve onun yardımlarını, hizmetlerini anlattı.
Tarih ve numarasını verince yazıyı buldurdu ve okumadan imzalamış
olabileceğini kabul etti. Neticede Nuri Gündeş müfettişlerle konuşarak
olayı kapattırdı.

Bu olaydan sonra Mehmet Ağar bana son derece
yakınlık gösterdi. İstanbul'a gidişlerimde beni havaalanından alıyor,
dönene kadar hiç yalnız bırakmıyordu. O tarihlerde bekar olduğumdan,
Ankara'ya geldiğinde evimde kalıyordu.

Bu yakın ilişki,
kaçakçılık olaylarıyla ilgili çalışmalarımız arttığı nispette azaldı.
Her taşın altından Mehmet Ağar çıkıyordu. Önce kendisini bir kaç kez
uyardım. Bilahare yollarımız iyice ayrıldı.

Susurluk konusuna
gelince; acaba bu olay tam manası ile çözülebilecek midir? Kanaatimce
Susurluk olayının tam olarak çözülmesi zordur. Zor olmasının nedenleri
şöyle sıralanabilir:

Son yıllarda iki tip illegal faaliyet
yürütülmüştür. Bunlar devlet yararına olduğuna inanılan işler ile çıkar
sağlamaya yönelik faaliyetlerdir. Her iki faaliyet de iç içedir. Hukuken
bunları, bu suç, diğeri değil diye ayırabilmek mümkün değildir. Devlet
yararına olduğuna inanılan işlerin ifşası hem ülkeyi zora sokabilir, hem
de ifşa edenin "vatan hainliği" ile suçlanmasına neden olabilir.

Genellikle devlet yararına yapıldığına inanılan işler, belli bir emir
ve komuta zinciri içinde yerine getirilmiştir. Emirleri icra eden
kişiler, ulvi bir görevi yerine getirdikleri inancıyla bu işleri
yapmışlardır. Ancak bu tip emirler çoğunlukla şifahen verildiği için, bu
emri verenlerin sıkıştıklarında bu hususu inkar etmeleri ve suçu
astlarına atmaları kuvvetle mümkündür. Hatta menfaate yönelik
faaliyetlerde dahi icracı kişilerin bilmeden kullanılmış olması ihtimal
dahilindedir.

Tamamına yansımasa dahi, bir çok olayda, her iki
tip faaliyeti yürütenlerin aynı kişiler olduğu görülmektedir. Bu da
şahısların menfaate yönelik suçlardan dolayı itham edilmesini
zorlaştırmaktadır. Hukuk karşısında ağır neticeler getirebilecek olan
diğer tip faaliyetlerin ortaya çıkma ihtimali emir ve komuta
zincirindekileri telaşlandırmakta ve bu nedenle bu zincirdekiler
menfaate yönelik suçları hiç bir şekilde tasvip etmeseler dahi, suçlu
etrafında bir koruma halkası oluşturmaktadırlar.

Esasında suç
işleyenlerin başlangıçta devlete hizmet felsefesi ile yola çıktıkları,
gözlerinde çok büyüttükleri hedeflerini devletin imkanlarını kullanarak
kolayca bertaraf ettikten sonra devletin gücünü kendi güçleri gibi
gördükleri, kolayca elde edilen büyük rantlardan sonra devlet işlerini
tamamen unuttukları, rahatlıkla ifade edile bilinir. Diğer önemli bir
zorluk, resmi alanda her iki tip faaliyeti yürütenlerin asker, polis ve
jandarma Teşkilatlarımıza mensup kişilerden oluşmasıdır. Kamu oyundaki
her kirli olayın arkasında MİT vardır düşüncesinin aksine bu konularda
MİT'in rolü, bu suç örgütleri ile irtibatlı birkaç kişi ile sınırlıdır.
Yine de bu dörtlü arasında, askeri kimliğin yarattığı özel dokunulmazlık
statüsü ile MİT'in kapalı oluşu ve kendine has mevzuatı, bütün suçların
neticesine polisin katlanması gibi adil olmayan bir sonuca neden
olmaktadır.

Bir diğer olumsuz faktör olayları delillendirmededir. Aradan bir hayli zaman geçmiş ve birçok iz silinmiştir.

Ancak bütün olumsuzluklara rağmen imkanlar zorlanmalı, suçluların bir şekilde cezalandırılmaları sağlanmalıdır.

Kanunlar, bir toplumun düzenini, refahını sağlamak, kişi haklarını
korumak için konulan kurallardır. Bu bakımdan adalet dağıtanlar, "delil
yetersizliği" ve benzeri gibi sebepleri ileri sürerek, mevki, makam,
imkan, kudret gibi sübjektif ölçüleri göz önüne alarak, kanunların adeta
"kanunsuzluğu" koruyan kurallar haline gelmesini sağlamaktan
kaçınmalıdırlar. Bu bakımdan bu tip önemli davalara bakan savcı ve
hakimlerin bu felsefeye yakın kişilerden seçilmesi, yeterli deliller
olmasa bile "kamu yararını" gözetmeleri, "toplumun ve kendilerinin
vicdanına" kulak vererek her türlü imkanı zorlamaları, kanunların tesis
edilme nedeninin temel ruhuna ters düşmeyecektir.

Mahkemelerin
dışındaki özel görevlendirilmiş kişilerin her iki tip faaliyeti
araştırmaları ve hukuki geçerliliği olmasa da devlet adına bazı
hakikatlere varmaları, en azından ileride alınması gereken tedbirler
açısından yararlı olacaktır.

Ancak her iki şekilde de, ulaşılan bilgilerin gizli tutulması, politik amaçlı kullanılmaması zaruridir.

Konuların iyi değerlendirilmesi için verdiğim uzunca bilgilerden ve
yorumumdan sonra günümüze dönmek ve Hanefi Avcı ile Dündar Kılıç'ın
şahsımla ilgili iddialarını yanıtlamak istiyorum.

Emniyet Genel
Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı'nın 04.02.1997 tarihinde
TBMM Susurluk Araştırma Komisyonuna verdiği ifadedeki beni ve
dolayısıyla Teşkilatımı ilgilendiren şu hususlar bir araya getirilip
toparlandığında, aşağıdaki iddiaları ihtiva ettiği görülmektedir:

Hanefi Avcı'nın bu beyanları daha da somut bir hale getirildiğinde şu iddiaları içermektedir:

a) Milli İstihbarat Teşkilatının PKK ile mücadele için hukuk dışı bir
örgüt kurduğu ve bu örgütün başına Mehmet Eymür'ün getirildiği.

b) Mehmet Eymür ve arkadaşlarının çek ve senet tahsilatı yapan kanunsuz
kişilerle birlikte maddi menfaat temin etmeye yönelik faaliyet
yürüttüğü, bu çetenin,

c) Yargısız infaz ve cinayetler yaptığı,

d) Bombalama faaliyetlerinde bulunduğu,

e) Bütün zengin, yabancı ve azınlık işadamlarını haraca tabi tuttuğu,

f) Çocuk kaçırdığı,

g) Tehditle para aldığı,

h) Mehmet Eymür ve ekibinin MİT içerisinde memuriyet, hiyerarşi ve kanundışı keyfi bir konumda bulunduğu,

i) Mehmet Eymür'ün Kıbrıs'ta bir bankaya gizli ortak olduğu,

j) Mehmet Eymür ve çetesinin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve Hadi Özcan'la görüştüğü ve işbirliği yaptığı,

k) Mehmet Eymür'ün Mehmet Ali Yaprak'ın ikinci kez kaçırılmasına azmettirdiği,

l) Bütün bu olayların Mehmet Eymür-Mehmet Ağar çatışması nedeniyle gerçekleştiği.

İddialara Cevaplar:

1. Öncelikle Hanefi Avcı'nın iddia ettiği gibi, MİT Müsteşarlığında PKK
ile hukuk dışı yollarla mücadele etmek, daha doğrusu Hanefi Avcı'nın
kastettiği manada "yargısız infazlarda bulunmak" için özel bir grup
oluşturmuş mudur?

Kanaatimce bu yalan beyanın doğrudan muhatabı Müsteşarlık makamı olmalıdır.

Diğer taraftan bahsi geçen şahıslardan Kaşif Kozinoğlu benimle kısa bir
müddet çalışmıştır. Makamlarınca bu personelle ilgili menfi kanaatlerim
bilinmektedir.

Bahsi geçen şahıslardan Hadi Özcan ile hiç bir irtibatım ve doğrudan veya dolaylı ilişkim olmamıştır.

Yeşil kod Mahmut Yıldırım ile ilgili konular makamlarınca bilinmekte
olup, bu konuda verilmiş olan arz notları ve raporlar dışında ilave
edilecek herhangi bir husus yoktur.

2. Behçet Cantürk, Savaş
Buldan ve diğer beş-on yargısız infazla ilgili tarafıma yöneltilmiş
doğrudan bir suçlama yoktur. Ancak benzeri suçlamalar daha önce
yapılmıştır. Bu tarihlerde görevde olmadığımı belirtmemin yeterli bir
cevap olacağını sanıyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 29
Nerden : Bursa

MesajKonu: Geri: Hukuk Mücadelem   Paz Ocak 22, 2012 9:58 am

3.
Benim ve maiyetimde çalışanlardan herhangi bir personelin kişisel
menfaat temin etmeye yönelik eylemlerde bulunması bahis mevzuu değildir.
Meslek hayatım bu tip kişilerle mücadeleyle geçti. Bir takım kanunsuz
eylemleri resmî görev-devlet işi, gibi göstererek çıkar sağlamamız,
İstanbul'da bütün zengin, yabancı ve azınlık işadamlarının haraca tabi
tutmamız, kimi insanların çocuklarını kaçırarak, kimi insanları da
tehdit ederek paralarını almamız, benim ve grubumun MİT adına değil,
kendi adımıza faaliyet göstermemiz, benim MİT içerisinde, Sn.
Müsteşardan farklı bir konumda hareket etmem hususları insafsızca
uydurulmuş yalanlardır.

4. Biri Teşkilatın elemanı olan iki
İranlı'nın kaçırılması ve öldürülmesi olayı kanaatimce Mehmet Ağar -
Abdullah Çatlı grubunun işidir. Bu konuda makamlarına detaylı bilgiler
sunulmuştur.

Aynı tarihlerde Ankara Em. Müdürü Orhan
Taşanlar'ın, gözaltına aldığı Yeşil Kod Mahmut Yıldırım'ı bana ve
Teşkilatımıza monte etme çabaları da makamlarınca bilinmektedir.
Esasında Yeşil'in telefonlarını, bankasını, hesap numarasını ve havale
edilen parasını detaylı olarak bilen Hanefi Avcı'nın neden adı geçeni
yakalatmadığı, Orhan Taşanlar'ın Yeşil'i neden serbest bıraktığı
hususları araştırılması gereken konulardır.

5. Nurullah Tevfik
Ağansoy ile herhangi bir ilişkim olmamıştır. Bu husus Yavuz Ataç'ın
kendisine sorulmalıdır. Yavuz Ataç ile ilgili kanaatlerim müteaddit
vesilelerle Teşkilatın üst kademelerine ve makamlarına sunulmuştur.

6. Alaattin Çakıcı ve Erol Evcil'in Yavuz Ataç ile ilişkileri daha önce
teferruatlı olarak sunulmuştu. Bu olayla, ölümden kurtulan Adil
Öngen'le olan yakın dostluğum dışında bir ilişkim yoktur. Bu konunun da
Yavuz Ataç' tan sorulması gerekir.

7. Hadi Özcan'la daha önce
de belirttiğim gibi herhangi bir ilişkim olmamıştır. Personelim Duran
Fırat, güvendiğim, riskli görevlere yolladığım, üstün vasıfları bulunan
bir kimsedir. Geniş bir ilişki ağı ve o nispette istihbarat toplama
imkanı olan bir personeldir. Ülkeye ve Teşkilata yararlı üstün
hizmetleri olmuştur. Tarafımdan tespit edilmiş herhangi bir menfi yönü
yoktur. Benim hiç bir zaman kirli bir işim olmadığı için Duran Fırat'ın
da böyle bir faaliyette bulunması bahse konu olamaz.

8. Tarık
Ümit ile ilgili bilgilerim makamlarınca da malumdur. Kıbrıs'taki bankaya
gizli ortaklığım yalandır. Hayatımın hiç bir döneminde özel hayatımla
ilgili gizli bir işim olmadı. Teşkilata ait telefonları dinleyen Hanefi
Avcı'nın ......... konusundaki çalışmalarımızı saptırarak böyle bir
iftiraya baş vurduğu anlaşılıyor.

9. Mehmet Ali Yaprak'ın
kaçırılması olayında rol aldığım konusu yine dinlenen telefon
konuşmalarının saptırılması ile ilgilidir. Bu konuda bazı elemanlarca
bilgim dışında ismimin kullanıldığı hususu makamlarına teferruatlı
olarak sunulmuş ve soruşturma açılması önerilmişti. Olayla ilgili
başkaca bir bağlantım yoktur. Bu konuda en geniş bilgi sahibi olan
personelimiz .......... Ayrıca konu ile ilgili olarak elemanlarla
görüşme raporları ve ses bantları mevcuttur.

10. Benim Mehmet
Ağar ve çevresi ile yıllardan beri çekiştiğim doğrudur. Ancak bu kişisel
bir çekişme olmayıp, mesleğimin gereği olarak yürüttüğüm ve yürütmem
gerektiğine inandığım bir mücadeledir. Bu bir fazilet mücadelesidir.

Neticede Hanefi Avcı benimle ilgili olarak son derecede ciddi, önemli
ve ağır cezayı gerektiren isnatlarda bulunmuştur. Ancak bütün bu
isnatları yalanlar üzerine kurulu ve kasıtlı olduğundan, Hanefi Avcı
suçlamaları genel bir anlatım tarzı içinde yapmış ve bu suçlamalar ile
ilgili müşahhas örnekler verememiştir. Yukarıda madde madde belirtilen
iddialarla ilgili hiç bir somut örnek yoktur. Hanefi Avcı, suçlamalarını
"telefon irtibatlarına" dayandırmakta ve ifadesinde sekiz kez "telefon
bağlantılarını incelediğiniz zaman" gibi bir gerekçe ortaya koymaktadır.

Gerçek olan bir husus Hanefi Avcı'nın MİT'e ait telefonları ve
özellikle tarafımdan kullanılan telefonları dinlediğidir ve makamlarınca
malum bazı gizli faaliyetlerimize hulul ettiğidir. Hanefi Avcı, bunları
çarpıtarak, yönünü değiştirerek ve ilaveler yaparak kullanmaya
kalkmıştır.

Hanefi Avcı'nın Milli İstihbarat Teşkilatı'nın
mevzuatı gereği yürütülen istihbari ve operasyonel faaliyetlere,
telefonları dinlemek suretiyle hulul etmesi ve elde ettiği faaliyet
bilgilerini kasıtlı olarak saptırarak, bunlara ilaveler yaparak bunları
bir suçmuş gibi açıklaması, daha önce yukarıda bahsettiğim yapılanmanın
ne kadar tehlikeli bir hale geldiğinin somut bir delilidir.
Müsteşarlığı, içinde çetelerin oluştuğu denetimsiz bir kuruluş gibi
tarif eden bu beyanlar aynı zamanda Müsteşarlık makamının yetki ve
sorumluluğuna tecavüz eden bir davranışı da sergilemektedir.

Dündar Kılıç'a gelince,

Öncelikle Dündar Kılıç, TBMM Susurluk Araştırma Komisyonunca neden dinlenmiş ve bu ifadeler alınmıştır?

Komisyonu, Susurluk olayı ile hiç bir ilgisi olmayan Dündar Kılıç'ı dinlemek üzere kim ikna etmiştir?

Sabıka dosyası cinayet, gasp, kaçakçılık, tehdit, sahtekarlıkla dolu,
bu ülke için askerlik görevini bile yapmaktan imtina etmiş, kokain
kullanmaktan beyin fonksiyonlarını kaybetmiş adi bir suçlunun, komisyon
üyeleri önünde, bana, yıllarca şeref ve haysiyetinle çalışmış ve
devlette belli bir kademeye gelmiş bir güvenlik görevlisine küfür
etmesini sağlatan kim?

Bence olayın düğüm noktası burada.
Sorgusunu yapıp 5 yıl cezaevinde kalmasını sağladığım Dündar Kılıç'ın
beni methetmesi her halde düşünülemez.

Özetle, Dündar Kılıç'ın
söylediklerinin tamamen yalan, iftira ve ciddiye alınmaması gereken
isnatlar olduğunu, böyle bir şahsın benimle ilgili çirkin isnatlarının
TBMM kayıtlarında bulunmasını üzüntü ile karşıladığımı bu vesile ile
belirtmek istiyorum.

Sonuç olarak, dolu dolu yaşanan bir meslek
hayatında, hata ve kusurlarım olabileceğini kabul ediyorum. Ancak bu
yaşıma kadar ahlaki ve menfaate yönelik en ufak bir kara lekem olmadı,
herhalde bundan sonra da olmaz. Yıllardan beri her hareketimi dikkatle
araştıran Hanefi Avcı'lar, Dündar Kılıç'lar hiç bir açığımı
bulamadıkları için "çamur at izi kalır" taktiğini kullanıyorlar. Bu
sebeple her türlü idari ve adli soruşturmaya açık olduğumu makamlarına
vurgulamakta özellikle yarar görüyorum.

Emir ve tensiplerine saygı ile arz ederim. Mehmet Eymür


11. M. Ali Yaprak'la ilgili bant

Sual:

"07/10/97 Yaprak TV'nin sahibi Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması ile ilgili bir bandın M. Eymür'de olduğu iddia edilmiştir.

Müsteşarlıkta bu olayla ilgili sadece bir haber raporu bulunduğu
belirlenmiştir. Bu itibarla M. A. Yaprak'ın kaçırılma olayları hakkında
herhangi ses veya görüntü bandının olup olmadığı, var ise yeri ve
kaçırılma konusuyla ilgili bilgilerinizin ivedi bildirilmesini."

Cevap:

08/10/97 Yaprak TV'nin sahibi M. A. Yaprak'ın kaçırılması ile ilgili
bir banttan bahsedilmiş fakat bu bant bana veya üniteme intikal
etmemiştir. Ancak;

1. Olaya karısan eski eleman ...... ile vaki
görüşme raporları ile ses bandı (muhtemelen görüntü bandı da olabilir)
Müsteşarlıkta mevcuttur. Bu görüşmeleri yapan personelin konu hakkında
bilgisine başvurula bilinir.

2. Olayla ilgili olarak, gerek
elemanı Müsteşarlığa takdim eden İ.B.'ın gerekse de benim Sayın
Müsteşar'a tevdi ettiğimiz raporlar bulunmaktadır. Bu raporlarda detaylı
bilgiler mevcuttur.

3. Birçok asılsız iddiaya hedef olan M. Eymür'ün Teşkilatın bilgisi dışında yürüttüğü herhangi bir faaliyet olmamıştır.

Yürütülen faaliyetler ile ilgili dokümanlar ise muhakkak Müsteşarlık
veya ilgili makamlarda bulunmaktadır. Bu bakımdan kaynağı belirtilmeyen
bu tip iddialara makamlarınca itibar edilmemesi ve iddia kaynaklarının
amaçlarının araştırılması uygun mütalaa edilmektedir. İddianın nereden
vaki olduğu bildirildiği takdirde ayrıca bir değerlendirme
yapılabilecektir.


12. Hadi Özcan'la bir MİT mensubunun konuşması

Sual: "26/01/98 Arena'da yayınlanan Susurluk raporu programında
aşağıdaki metindeki konuşmanın Hadi Özcan ile bir MİT mensubu arasında
geçtiği açıklaması ve canlandırması yapılmıştır. Bu konuşmanın kiminle
yapıldığı veya detayları konusundaki bilgilerinizin ivedi
bildirilmesini.

"Şimdi sizlere Kocaeli çetesinin lideri olarak
tanınan Hadi Özcan ile bir MİT görevlisinin yaptığı görüşmenin rapora
yansıyan bölümünü sunmak istiyoruz:

MİT görevlisi: Efendim?

Hadi Özcan: Nasılsın abı?

MİT Görevlisi: Hadi hocam. Sen mısın?

HÖ: Benim abı. Bir ricam var senden

MİT Görevlisi: Söyle

Hadi Özcan: Veli Albay anormal derecede yükleniyor şimdi.,özellikle bu Kürşat hadiselerinden sonra yükleniyor.

Tahminim Sedat PEKER. bağ kurdular herhalde veya Kürşat kendisi onlara bir şeyler dedi.

MİT Görevlisi: Sedat'ın kanalıyla olmuştur.

Hadi Özcan: Belki de. buna bir şey söylettiremez miyiz abı ya?

MİT Görevlisi: Şimdi Veli Albay ile Aydın'ın durumu nasıl? İyi mı onlar?

Hadi Özcan: Burada abı 30-40 kişiyiz biz. Tombaladan bir ay içinde en
az 10 milyar lira kazandık. Şimdi biliyorsunuz kadın satmak serbest.
Tombalalara engel oluyorlar. Şimdi kıs günü 50'ser milyon lira versem 40
kişiye, 2 milyar lira yapıyor. 4 milyar lira para dağıttım. Kimsede 1
lira yok vallahi billahi abı.

MİT Görevlisi: Sen Hacı'ya söyle. onun jandarmada tanıdığı çok. Benim yok vallahi.

Hadi Özcan: Kasıt yapıyor bu Veli Albay bunu."

Cevap:

Bahse konu Hadi Özcan tarafımdan tanınmamaktadır. Kendisi ile ne
doğrudan ne de dolaylı bir temasım ve telefon irtibatım olmamıştır. Keza
beraber çalıştığım arkadaşlarımın arasında da Hadi Özcan'ı tanıyan
herhangi bir personel yoktur. Hanefi Avcı'nın ifadelerinden Teşkilat
mensuplarından Yavuz Ataç, Kaşif Kozinoğlu, Duran Fırat ile Kontr Terör
Merkezine ait ve operasyonel amaçla çeşitli kişilerce kullanılan bazı
cep telefonlarının da polisçe kanunsuz bir şekilde dinlendiği
anlaşılmaktadır. Bu bakımdan adı gecen personel ile bu telefonları
kullanan kişilerden konunun sorulması uygun olacaktır.

Görüşme
metninde "Hacı" lakabı ile anılan ve jandarmada çok tanıdığı olan kişi
büyük bir ihtimalle Yeşil kod Mahmut Yıldırım'dır. Hadi Özcan'la görüşen
Mahmut Yıldırım'ın telefonu yanında bulunan personelimizden birine
vermiş olması veya yine Mahmut Yıldırım'ın personelimize ait telefon
numarasını Hadi Özcan'a vererek personelimizi aratmış olması mümkündür.
M. Eymür


13. Radikal Gazetesine Demeç

Sual:

"03/02/98 İlgilerde belirtilen mevzuat, tüm kamu görevlilerinin izin
almaksızın basın ve TV'ye herhangi bir demeç veya bilgi vermelerini
yasaklamıştır. 657 sayılı kanunun 15.maddesı ''devlet memurları,kamu
görevleri hakkında basına, haber ajanslarına veya radyo, televizyon
kurumlarına bilgi veya demeç veremezler. Bu konuda gerekli bilgi ancak
bakanın yetkili kılacağı görevli, illerde valiler veya yetkili kılacağı
görevli tarafından verilebilir.'' aynı yasanın 125/c-g bendi ''yetkili
olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya Radyo/TV kurumlarına bilgi
veya demeç vermek'' fiilinin aylıktan kesme cezası ile tecziyesini
öngörmüştür.

Hal böyle iken herhangi bir izin almaksızın ve
bilgi vermeksizin 02.02.1998 tarihli Radikal Gazetesine bir demeç
verdiğiniz görülmüştür. Bu nedenle mevcut mevzuata rağmen tarafınızdan
bu tür beyanat vermeyi gerektirecek nedenlerin, gerekçeleri ile birlikte
ivedi bildirilmesini."

Cevap:

04/02/98 Radikal
Gazetesi ve bugün Hürriyet'te çıkan yazı benim beyanatım değildir. Bu
konuda herhangi bir çalışmam, hazırlığım veya benden kaynaklanan
herhangi bir teşebbüs olmamıştır. Susurluk konusu gazetecilerin ilgisini
çektiğinden bu konuda devamlı suallere muhatap olunmaktadır. özellikle
Sn. Başbakanın yakın tarihte telefonlarının dinlenmesi ile ilgili olarak
şahsımı yeniden suçlaması ve kamuoyuna açıklanan Kutlu Savaş'ın
raporundan sonra ABD ve Türkiye'deki basın mensupları tarafından devamlı
aranıyorum. Mümkün olduğunca şahsen ve telefonla muhatap olmamaya
çalışmama rağmen bu her zaman kabil olmuyor.

Avni Özgürel isimli gazeteci sefarete faks yollayarak birçok sual sormuş. Bilahare bana telefon ile de ulaştı.

Kendisine ilgi mevzuatı belirterek sözlü veya yazılı bir beyanat
veremeyeceğimi, bunun için Teşkilatın izni gerektiğini söyledim. Israrı
karsısında atlatmak için izin almaya çalışacağımı ve kendisini
cevaplayacağımı belirttim. Bu arada telefonda sohbetvari konuştuk.
Herhalde bunları kendi üslubu ile kullanmış. Ancak buradan Radikal'e
ulaşamadığımdan ne yazdığını tam olarak bilemiyorum.

Bugün Hürriyet Gazetesinde yer alan (Internet'te görülen) haber ise şu şekilde gelişti.

Hürriyet Washington temsilcisi Esen Ünür Benim sınıf arkadaşımdır.
Burada resmi davetler dahil birçok vesile ile zaman zaman bir araya
geliyoruz. Geçenlerde bekar olduğu ve ev yemeklerini özlediği için eve
yemeğe davet ettim. Doğal olarak o gece güncel olan Susurluk konusu bir
hayli konuşuldu. Radikal'de benimle ilgili haber çıkınca o da
Gazetesinden gelen baskılar sonucunda böyle bir yazı hazırlamış. Benden
habersiz yaptığı bu icraatından dolayı kendisine üzüntülerimi bildirdim.

Bu açıklamadan sonra ayrıca ilave etmek istediğim bazı hususlar var.

Uzun sureden beri hakkımda asılsız ve çirkin iddialar öne sürülmekte ve
bu iddialar basında ve televizyonlarda yer almaktadır. Buna rağmen
şimdiye kadar mahkemeler hariç herhangi bir açıklamada bulunmadım. Ancak
bu tecavüz artık sabrın sınırlarını zorlar dereceye gelmiştir. İlgide
bahse konu kamu görevlilerinin beyanat vermesi ile alakalı mevzuatın
Anayasa'da yer alan kişilik haklarımı korumaya engel bir neden olarak
mütalaa edilmesi düşünülemez.

Başbakan tarafından bir rapor
açıklanıyor. Bu raporda ben sanki Teşkilatın bir mensubu değil de
kendime çalışan bir kişiymişim gibi ismen teşhir edilerek çok ağır bir
şekilde suçlanıyorum. En kanlı katil Yeşil trilyonlarca lira para almış,
paraları yöneticilerine vermiş, yöneticisi kim? Mehmet Eymür. Yeşil'i
Emniyet'ten kim kurtarmış? Mehmet Eymür. Yeşil'i MİT'te kim tedavi
ettirmiş? Mehmet Eymür. Beni arayan Kutlu Savaş ile konuşuyorum. Bu
bilgiler Teşkilatınızın verdiği bilgiler diye bana cevap veriyor.

Bir devlet memuru olan Kutlu Savaş basına beyanatlar veriyor. Hanefi
Avcı televizyonlara çıkıp konuşuyor. Kimse onlara mevzuatı
hatırlatmıyor. Yaptığımız en gizli faaliyetler (ve MİT diye değil Mehmet
Eymür diye veriliyor), elemanlar ortalarda, gazete sayfalarında,
herkesin ağzında. çirkin ve ağır suçlarla suçlanıyorum, Teşkilatın bir
bütün içinden verdiği enstantane bilgiler aleyhime kullanılıyor. Butun
bunlardan sonra karargahım benden, bu saldırılara karsı kendimi
koruduğum için ceza maddesini de belirterek hesap soruyor. Böyle bir
mekanizma olur mu?

Artık Teşkilat adına yürüttüğüm
faaliyetlerle ilgili gizlenecek hiç bur husus kalmadığından
yargılanmayı, adalet önünde suçlamalara cevap vermeyi bekliyorum ve
arzuluyorum. Zira o takdirde neyin doğru neyin yanlış olduğu ortaya
çıkacaktır ve Benim de konuşma hakkım doğacaktır. Böyle bir yargılamaya
gidilmediği takdirde bu iftiralar ve haksızlıklara karsı ben hukuki
yollara başvuracağım. Bir netice alamasam dahi kendimi savunma imkanını o
şekilde bulabilir, devlet memuru, gizlilik, mevzuat gibi gerekçelerle
tek taraflı hırpalanmaktan kurtulabilirim.

Uygun görüldüğü
taktirde makamlarınla ve Başbakanla bu konularla ilgili olarak görüşmek
üzere Ankara'ya gelmek istiyorum. M. Eymür

Cevaba cevap:

"06.02.98 1. 06.02.1998 (cuma) günü aksamı ATV'deki siyaset meydanı
programında Susurluk ile ilgili bir acık oturum düzenlenecektir.
M.Eymür'ün de bu programa katılması için ilgili TV kurulusundan yapılan
talep reddedilmiştir. Bu konuda size vaki olacak talepleri
karşılamayınız ve anılan programa katılmayınız.

2. Radikal ve Hürriyet gazetelerindeki beyanatlarınızla ilgili fotokopiler Ek'tedir.

3. 02.02.1998 tarihinde saat 22.00 de kanal-9 da düzenlenen bir
programda Avni Özgürel sizinle yaptığı telefon görüşmesini banttan
dinlettirmiştir.

İlgilerde de belirtildiği üzere devlet
memurlarının izin almaksızın beyanat vermeleri yasalar çerçevesinde
kesinlikle yasaktır. Bu konularla ilgili olarak beyanat vermeniz ikinci
bir emre kadar yasaklanmıştır.

İlgi emirler çerçevesinde bu konu ile ilgili görüşeceğiniz kişiler hakkında bilgi vermeniz yanlış anlamaları önleyecektir.

Nitekim resmi makamlardan sizin beyanatlarınızın içeriği ve nasıl
verildiği yolunda istek yapılmıştır. Bu tür bilgiler, sizin nitelemeniz
dışında gazeteciler tarafından kamuoyuna demeç olarak duyurulmaktadır.

4. teşkilatın kendisini ve mensuplarını her zeminde savunduğu ve
savunmaya devam edecek gücü olduğu çok iyi bilinmektedir. Ayrıca
kişilerin haksızlıklar karsısında olsa dahi sıfatları gereği ve izin
almaksızın medyada kendilerini savunmaları mümkün değildir. Savunmanın
hangi zeminlerde yapılacağı yasalarla belirlenmiştir. Bu da sizin şahsi
dava açma dahil çeşitli hukuki ve idari yollara başvurmanız ile
mümkündür.

Teşkilatımız dışındaki kamu kurum ve
kuruluşlarındaki personelin beyanları ile ilgili yasal işlemlerin
kurumlarınca yapılabileceği malumlarıdır.

5. Kutlu Savaş'ın
kullandığı bilgilerin Teşkilat tarafından verilen bilgiler olduğu
şeklindeki beyanlarının, sizi tahrik ederek konuşturmaya yönelik olduğu
değerlendirilmektedir. Kutlu Savaş a verilen bilgiler, sizce de malum
olan arşivlerimizdeki kayıtlı bilgiler olup aleyhe değil tamamen leyhe
yöneliktir.

Sizin daha önce geçirdiğiniz deneyimler ve bunca
yıllık Servis mensubu olmanız, bu tür tahriklere kapılmamanız için
yeterli nedendir.

6. Sızı arayan Kutlu Savaş ile konuştuğunuzu
belirtmektesiniz. Anılan ile yaptığınız görüşme raporu ile şahsin tutumu
ile ilgili şahsi değerlendirmenizi de bildiriniz.

7. Bu
aşamada Ankara'ya gelmenize gerek yoktur (menfi). resmi makamların Böyle
bir ihtiyaç belirlemesi halinde durum ayrıca değerlendirilecektir."


Ankara'ya çağrılma:

"07.02.98 En seri vasıta ile, Pazartesi veya Salı günü Ankara'ya gelmeniz gerekmektedir. Gereğini"


14. Ankara'da Yeniden İstenen Radikal ve Hürriyet'le İlgili Savunma:

Savunma isteği

Mehmet Eymür Washington MİT Temsilcisi

Mit temsilcisi olarak bulunduğunuz Washington'da basın mensuplarına yaptığınız açıklamaların;

-02 Şubat 1998 tarihli Radikal Gazetesi'nde Avni Özgürel, -Aynı tarihli
Hürriyet Gazetesi'nde Esen Ünür imzasıyla yayınlandığı, -Ayrıca yine
aynı tarihte Avni Özgürel'in bir televizyon programında tarafınızla
yaptığı ileri sürülen bir telefon görüşmesini banttan dinlettiği, iddia
olunmaktadır.

Bu davranışlarınızın;

- 28.02.1995 tarih
ve 18 no.lu Müsteşarlık Prensip Emrinde de yer verildiği üzere, 657
Sayılı Devlet Memurları Kanununun "Basına Bilgi veya Demeç Verme"
başlıklı değişik 15.nci maddesinde belirtilen; "Devlet Memurları, kamu
görevleri hakkında basına, haber ajanslarına veya radyo-televizyon
kurumlarına bilgi veya demeç veremezler. Bu konuda gerekli bilgi, ancak
Bakanın yetkili kılacağı görevli, illerde Valiler veya yetkili kılacağı
görevli tarafından verilebilir." hükmüne ve bu konuda yayımlanan,

- 25.09.1997 tarih ve 59 sayılı Başbakanlık genelgesinde, - MİT
Müsteşarlığının 28.02.1995 gün ve 18 no.lu "Koruyucu Güvenlik" konulu
Prensip Emrine. - MİT Müsteşarlığının 23.07 1987 gün ve 2 no.lu "Basınla
İlişkiler" konulu prensip Emrine, - MİT Personel Yönetmeliğinin
"Personelin Uyması Zorunlu Teşkilat Metod ve Prensipleri" başlıklı 8.nci
maddesinin "f" bendinde belirtilen "Hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik
amaçla beyan ve eylemde bulunmamak" ile "s" bendinde belirtilen "Genel
disiplin hükümlerine uymak",

hususlarına aykırı olarak değerlendirilmektedir.

Yukarıda değinilen hususlara ilişkin savunmanızı, Teftiş Kurulu
Başkanlığı aracılığıyla en geç 8 (sekiz) gün içerisinde Müfettişliğimize
göndermenizi rica ederim. Ersan Melek, Başmüfettiş

Verilen cevap:

27.02.1998 Sayın Ersan Melek Başmüfettiş

İlgi a: Başmüfettiş Ersan Melek'in 25.02.1998 tarih ve 10.1.000.01.001-9850-38 sayılı savunma isteği.
İlgi b: Müsteşarlığın 03.02.1998 tarih ve 11.021.04.156.287126/27
sayılı mesajı. İlgi c: Washington Temsilciliği'nin 04.02.1998 gün ve 16
sayılı mesajı.
İlgi d: Müsteşarlığın 06.02.1998 tarih ve 287136 sayılı mesajı.
İlgi e: Müsteşarlığın 07.02.1998 tarih ve 11.021.04.156.287137/90 sayılı mesajı.

Savunmam istenilen konuda ilgi (C) mesaj ile belirtilenler dışında
ilave edilecek bir husus bulunmamaktadır. Mehmet Eymür, Washington
Temsilcisi


15. Washington'da Basın Mensuplarına Demeçler

Sual:

"13/03/98 Teftiş Kurulu Başkanlığından alınan bir yazıda, Müsteşarlık
emri gereği yürütülen bir soruşturmayla ilgili olarak halen Washington
MİT temsilcisi olan M. Eymür den aşağıda yer alan hususların
cevaplandırılmasının temini ile Teftiş Kurulu Başkanlığına gönderilmesi
istenmiştir.

- MİT temsilcisi olarak atandığınız Washington da
basın mensuplarına demeçler verdiğiniz ve açıklamalarda bulunduğunuz
medyadan öğrenilmiştir.

Konuyla ilgili olarak, hangi yayın
kuruluşlarından kimlere, ne zaman, ne gibi açıklamalarda bulunduğunuz
hususlarının detaylı ve ivedi bildirilmesini."

Cevap:

13/03/98
1. Basına demeçler verdiğim açıklamalarda bulunduğum hususu doğru
değildir. Bu konuda daha önce mesajla bilgi verilmiş olup bu husus
Başmüfettiş Ersan Melek'e yazılı olarak bildirilmiştir. Daha önce de
belirtildiği gibi bir demeç veya beyanat verme söz konusu olmamıştır.
Ayrıca, anayasa tarafından teminat altına alınan kişilik haklarıma vaki
yazılı veya sözlü bir saldırının, şahsıma yönelik yalan bir haberin
düzeltilmesi veya tekzibinin de beyanat verilmiş şeklinde mütalaası da
mümkün değildir.

2. ABD'ye döndükten sonra sadece, yakın
tarihte ev telefonumdan Beni arayarak Cumhuriyet Gazetesinde kendi
imzası ile hakkımda bir yazı çıktığını, bu yazının kendi yazısı
olmadığını ve Ankara'da ilaveler yapıldığını söyleyen Fuat Kozluklu
isimli gazeteci ile muhatap oldum. Kendisine yazıyı görmediğimi, zaten
artık ne yazarlarsa yazsınlar cevap vermeyeceğimi ve aldırmadığımı
söyledim. Amerika'ya yerleşiyor musunuz diye sorusuna da Böyle bir şeyin
mevzubahis olmadığını, burada görevli olarak bulunduğumu, başkaca bir
sualine de cevap vermek istemediğimi belirttim. Bu kısa konuşma dışında
herhangi bir konuşmam olmadı. M. Eymür


16. Adil Öngen'in Korumaya Alınması

Sual:

"13/03/98 Teftiş Kurulu Başkanlığı'ndan gelen bir yazıda, Müsteşarlık
emri gereği yürütülen bir soruşturmayla ilgili olarak M. Eymür'den
aşağıda yer alan hususların cevaplandırılmasının temini ve Teftiş Kurulu
Başkanlığına gönderilmesi istenmiştir.

- Yürütülmekte olan bir
soruşturmada, Alaattin Çakıcı tarafından cezalandırılmakla tehdit
edilen Adil Öngen isimli şahsin, 1996 yılı Mayıs ayından sonra, Teşkilat
mensuplarınca korunmaya alındığı iddiaları ile ilgili olarak,söz konusu
iddiaların doğru olup olmadığı, kaç kişinin görevlendirildiği, bu
görevlilerin isimleri,bu görevin ne kadar devam ettiği,Adil Öngen'in
korunmaya alınması konusunda herhangi bir talimat alınıp alınmadığı
hususlarındaki bilgilerin ivedi gönderilmesini."


17. M. Ali Yaprak'ın Kaçırılışı

Sual:

"14/03/98 Teftiş Kurulu Başkanlığı'ndan gelen bir yazıda, Müsteşarlık
emri gereği yürütülen bir soruşturmayla ilgili olarak M. Eymür'den
aşağıda yer alan hususların cevaplandırılmasının temini ve Teftiş Kurulu
Başkanlığına gönderilmesi istenmiştir.

1. Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılışı ve gelişmeleri ile ilgili bilgileriniz nelerdir?

2. 16 aralık 1996 tarihli arz notundan (MİT Müsteşarı'na) önce, üst makamlara konuya ilişkin,

a. Yazılı bir başka not verilmiş midir? Verildiyse ne talimat
alınmıştır? Şayet talimat alındıysa bu talimatı içerir bir evrak var
mıdır?

b. Alınan bilgiler aranır durumdaki Abdullah Çatlı ve
bir eylemle ilgili olmasına rağmen ilgili makamlara anında neden bilgi
verilmemiştir?

3. İ.B. ve M.S. tarafınızdan Mehmet Ali Yaprak ile görüşmeleri için G. Antep'e gönderilmişler midir? Bu görüşmenin amacı nedir?

4. Sizin ünitenizin personeli olmamasına rağmen İ.B.'ın ünitenizin
Elemanı ile sürekli görüşmesini neden engellemediniz? İ.B.'ın tarafınıza
şifahi olarak verdiği bilgiler için Servis metod ve prensipleri
doğrultusunda niçin temas raporu düzenlettirmediniz?

hususlarındaki yazılı ifadenizi en geç 17 mart 1998 Perşembe gününe kadar Teftiş Kurulu Başkanlığında bulundurmanızı."


18. Mahmut Yıldırım (Yeşil)'la İlişki

Sual:

"16/03/98 Teftiş Kurulu Başkanlığından intikal eden bir
yazıda,Müsteşarlık emri gereği yürütülen bir soruşturmayla ilgili olarak
halen Washington MİT temsilcisi olan M. Eymür'den aşağıda yer alan
hususların cevaplandırılmasının temini ve en geç 19 mart 1998 tarihine
kadar Teftiş Kurulu Başkanlığına gönderilmesine istenmiştir.

- Mahmut Yıldırım (Yeşil) ile ilk kez ne zaman tanıştınız? Yeşil'i size kim tanıştırdı?

- Yeşil'in dosyasında kendisi ile temas kurulmaması için İç İstihbarat
Başkanlığının 17.3.1992 tarihli emri bulunmasına rağmen adı geçeni neden
tekrar ele aldınız?

- Yeşil'in kullanıldığı operasyonlar
hangileridir? Yurtdışında bazı operasyonlarda kullanıldığı bilinen
Yeşil, yurt içinde hangi operasyon veya görevlerde kullanılmıştır?

- Yeşil'in yurtdışı operasyonlarda kullanıldığı sahte belgeler
(pasaport, kimlik, ehliyet vs.) Nerede yapıldı? Operasyon dönüşü bu
belgeler kendisinden alındı mı? İmha edildi ise kim tarafından imha
edildi?

- 12.2.1997 tarihinde İçişleri bakanı Meral Akşener'e
yazmış olduğunuz mektup ile ilgili olarak Müsteşarlıktan gerekli
müsaadeyi aldınız mı?

- Yeşil'in Antalya'daki evinin alınmasında katkınız olmuş mudur?

- Beyrut operasyonundaki görevi esnasında Yeşil'ce Beyrut'tan cep telefonu kiralaması emrini siz mi verdiniz?

- Yeşil'in Antalya'daki evinde Teşkilat mensuplarından kimler kalmıştır?

- İsmail Koçkaya (Macar İsmail)'yığ tanıyor musunuz? Tanıyorsanız kendisi ile ne tür ilişkileriniz olmuştur?

- Size bağlı operasyon dokümantasyon bölümüne şifahi olarak sahte evrak
tanzim edilmesi ve evrakların görev dönüşü imha edilmesi için emir
verdiniz mi ?

- Yeşil ile en son şahsi görüşmeniz hangi tarihte
olmuştur? kendisi ile yaklaşık olarak hangi tarihten bu yana telefon
irtibatınız olmamıştır?

- Budapeşte'de Başbakan Mesut Yılmaz'a
karsı girişilen yumruklu saldırı olayı ile ilgili olarak Başbakan Mesut
Yılmaz'a tarafınızdan verilen notun mahiyeti nedir? Yusuf Namoğlu ile
görevliler tarafından elde edildiğini ifade ettiğiniz bilgi notunun
verilişi ile ilgili olarak Müsteşarlıktan müsaade aldınız mı?"

Cevap

(Adil Öngen, M. Ali Yaprak, Mahmut Yıldırım (Yeşil):

19/03/98

İlgi:
A) Müsteşarlığın 13/03/1998 tarih ..sayılı mesajı
B) Müsteşarlığın 15/03/1998 tarih ..sayılı mesajı
C) Müsteşarlığın 16/03/1998 tarih ..sayılı mesajı
D) Başmüfettiş Ersan Melek'in 25/02/1998 tarih .. Sayılı savunma isteği
E) Mehmet Eymür'ün 27/02/1998 tarihli savunma yazısı.
F) Müsteşarlığın 11/03/1998 tarih ve ..sayılı mesajı.
G) Washington'un 13/03/1998 tarih ..sayılı mesajı.
H) MİT Müsteşarlık makamının tarihsiz, ..sayılı savunma isteği emri.
I) Mehmet Eymür'ün tarihsiz (13/10/1997 tarihinde yollanan (hakkımdaki iddialar) konulu cevabi savunma yazısı.
J) Müsteşarlığın 07/10/1997 tarih .. Sayılı mesajı.
K) Washington'un 08/10/1997 tarih ve 5 sayılı mesajı.
L) Mehmet Eymür'ün 16/02/1997 tarihli (Müsteşarlık makamına sunulan) Mehmet Ali Yaprak olayı ile ilgili arz notu.
M) İ.B.'ın 19/02/1997 tarihli (Müsteşarlık makamına sunulan) Mehmet Ali Yaprak olayı ile ilgili arz notu.
N) Müsteşara arzedilen 15/12/1996 tarihli M.S.'le görüşme raporu.
O) Müsteşara arzedilen 16/12/96 tarihli Mesut Yılmaz'la görüşme raporu.
P) Mehmet Eymür'ün 10/02/98 - 01/03/98 tarihleri arasında
Washington'dan Ankara'ya görevli olarak geldiğinde MİT Teftiş Kurulu
Başkanlığına verdiği ifade.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 29
Nerden : Bursa

MesajKonu: Geri: Hukuk Mücadelem   Paz Ocak 22, 2012 9:58 am

İlgi
mesajda bahsi gecen ve ekonomik konularda kendisinden istifade edilen ve
her iki Müsteşar (Sönmez Köksal ve Şenkal Atasagun) tarafından da
şahsen tanınan, Adil Öngen'in Kontr Terör Merkezince korumaya alındığı
ile ilgili iddialar doğru değildir. Bu konuda zamanın Müsteşarı sayın
Sönmez Köksal'a yapılan teklif kendisince uygun görülmediğinden,
tarafımdan hiçbir resmi görevlendirme yapılmamıştır. Ancak kısa bir sure
İstanbul Bölge Başkanlığı Takip Şubesinin bu konuda görevlendirildiği
öğrenilmiş olup bu husus ilgililerinden sorulmalıdır.

Aynı
zamanda iyi bir dostum olan Adil Öngen'in korunması ile ilgili şahsi
çabalarım olmuştur ve bu çabaların Teşkilatı ilgilendiren bir yönü
yoktur. Adı geçenin korunması amacıyla yanına yerleştirilen bir şahısla
ilgili olarak zamanın Müsteşarı Sayın Sönmez Köksal'a bilgi sunulmuştur.

İlgi mesajlarda bahsi gecen konularda, daha önce ilgi (ı) ile yazılı
savunmada bulunmama rağmen bir kez daha ilgi (p) ile Teftiş Kurulu
Başkanlığına bilgi verilmiştir. Keza ilgi (a),(b) ve (c) konularında
bağlı olduğum Müsteşarlık makamına devamlı olarak, yazılı arz notları ve
ceridelerle bilgi verilmiş, şifahen bilgi sunulmuştur. Ayrıca şimdiki
Müsteşarın da hazır bulunduğu sabah arzı toplantılarında bu konular bir
çok kere görüşülmüş, bilgi sunulmuştur.

Buna rağmen,
Müsteşarlık makamının talimatı ile Teftiş Kurulu Başkanlığınca ilgi (a),
(b) ve (c) ve benzeri "Yıldırım" kayıtlı mesajlarla sorulan ve peşin
yargılı bir ifade ile ve suçlayıcı tarzda kaleme alınan yazılar,
tarafımdan, şahsımı ve bir dönemi cezalandırmaya zemin hazırlamak için
kasıtlı olarak tertiplenmiş bir işlem olarak algılanmakta ve makama
yakışmayan bir tarz olarak görülmektedir.

Son seyahatimdeki
vaki görüşmede Müsteşar Şenkal Atasagun'un, beni otuz seneyi aşkın bir
süredir yakinen tanımasına, ailem, özel hayatım dahil hemen hemen her
şeyimi bilmesine rağmen, peşin yargılı bir tavırla şahsımla ilgili
isnatlarda bulunmasını hayretle dinledim. Esasında bana çok yabancı
gelmeyen ve çoğu Susurluk olayı sonrasında belli kesimlerce ortaya
atılan bu iddialar; " fabrikayı Nasrullah Ayan'a sattığım, mal
varlığımda ani yükseliş olduğu, ülkücü bir şahıstan araba aldığım, Yafes
Öztürk gibi mafya tipli insanlarla dostluk kurduğum, Amerika'da
yerleşeceğim ve geri dönmeyeceğim, dairedeki arkadaşlarımın bana faksla
resmi bilgiler yolladığı, ucuz olarak Mercedes araba aldığım, lüzumsuz
işlere karışarak yeraltı dünyasının ve birçok kişinin düşmanlığını
kazandığım, herkesin zamanın Müsteşarı Sönmez Köksal'ın Mehmet Eymür'ü
bu kadar korumasının ona karsı bir gebeliği olduğu şeklinde yorumladığı"
gibi ve diğer pek çok kulaktan duyma, mesnetsiz ve dedikodu
mahiyetindeki bilgilere dayalı iddialardı. Bu sebeple bu görüşme
sırasında ve takiben gelen ilgi (a), (b), (c), (d), (f) mesaj ve
yazıları başka türlü yorumlamak mümkün değildir.

Zamanın
Müsteşarı Sayın Sönmez Köksal Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım'ın kendi
bilgisi dahilinde üç operasyonda kullanıldığını belirtmiştir. Zaten
operasyon planları Müsteşar tarafından onaylanmış planlardır. Yeşil kod
isimli Mahmut Yıldırım, Mehmet Ali Yaprak ve diğer konular tarafımdan
Teftiş Kurulu Başkanlığına detaylı olarak ifade edilmiştir.


Müsteşar Şenkal Atasagun, Mahmut Yıldırım'ın kullandığı operasyonların
hepsini gayet iyi bilmektedir. M. Ali Yaprak'ın kaçırılışı olayı ise
tarafımdan sabah arzında belirtilmiş, ancak konuya fazla ilgi
duyulmamıştır. Buna rağmen tekraren

" Mahmut Yıldırım (Yeşil)
ile ilk kez ne zaman tanıştınız? Yeşil'i size kim tanıştırdı? Yeşil'in
dosyasında kendisi ile temas kurulmaması için İç İstihbarat
Başkanlığının 17.3.1992 tarihli emri bulunmasına rağmen adı geçeni neden
tekrar ele aldınız? Yeşil'in kullanıldığı operasyonlar hangileridir?
Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılışı ve gelişmeleri ile ilgili bilgileriniz
nelerdir?" gibi hepsi tarafımdan daha önce rapor edilmiş ve cevaplanmış
sualleri ihtiva eden ve;

"yurtdışında bazı operasyonlarda kullanıldığı bilinen Yeşil, yurt içinde hangi operasyon veya görevlerde kullanılmıştır?

Yeşil'in Antalya'daki evinin alınmasında katkınız olmuş mudur? İsmail Koçkaya'yı (Macar İsmail) tanıyor musunuz?

Tanıyorsanız kendisi ile ne tür ilişkileriniz olmuştur? Alınan bilgiler
aranır durumdaki Abdullah Çatlı ve bir eylemle ilgili olmasına rağmen
ilgili makamlara anında neden bilgi verilmemiştir?" gibi acayip ve taciz
edici suallerin yer aldığı

"Yıldırım ivedilik dereceli mesajlar çekilmesini iyi niyetli bir tasarruf olarak görmek mümkün değildir.

Yöneticiler bulundukları makamları ve müesseseleri, kişisel
husumetleri, öç alma duyguları ve başkalarını tasfiye etme düşünceleri
doğrultusunda ve mevzuata aykırı bir şekilde kullanmamalıdır. Çeşitli
kereler ifademin alınmasına, hatta sayın Başbakan ve Başbakanlık Teftiş
Kurulu Başkanı gibi daha üst makamlara yazılı ve sözlü bilgi vermeme
rağmen tekraren tacız etmek, huzursuz kılmak ve suni suç yaratmak
amacıyla gönderildiğini düşündüğüm bu mesajları amacını aşan ve hukuk
dışı bir işlem olarak görüyorum. Teftiş Kurulu Başkanlığının bu işleme
alet edilmesini de üzüntü ile karşılıyorum.

Yapılan bütün
soruşturmalardan sonra Teftiş Kurulu Başkanlığında benim herhangi bir
yolsuzluğa karıştığım, usul dışı, kanun dışı, Teşkilatın bilgisi dışı
bir faaliyete katıldığım gibi bir kanaat oluştuysa Teftiş raporunda
hakkımda adli işlem yapılması isteği belirtilmeli, Müsteşar da konuyu
adalete tevdi etmelidir.

Bu konuları dışarıya taşırmayı arzu
etmememe rağmen, kendi Teşkilatımda yetkiyi ellerinde bulunduran bazı
kişilerin bu hasmane tavırlarına (dışarıdakiler yetmiyormuş gibi) karşı
yapabileceğim başka bir şey olmadığından, uygun bir süre bekledikten
sonra bu taciz faaliyeti devam ettiği takdirde, legal platformda
yapabileceğim her türlü hukuki ve idari işleme başvuracağım. Bu bekleme
süresi içinde Teşkilat'daki eski arkadaşlarımın bu şekildeki sübjektif
ve hasmane davranışların kimseye yararı olmayacağını idrak edeceklerini
ve hırslarının mantıklarını aşmasını önleyeceklerini umuyorum. M. Eymür.


19. M. Ali Yaprak, İ.B., M.S. Konusu

Sual:

"20/03/1998 Sayı:10.1.000.01.001-9850-38 Konu: Savunma İsteği.

Mehmet Eymür MİT Washington Temsilcisi

1. MİT planlı faaliyetler yönergesi 21.nci maddesi uyarınca her
görüşmeden sonra bir temas raporu düzenlenmesi gerekirken,İ.B.'ın, M.S.
ile yaptığı görüşmeler sonucu bir temas raporu istemediğiniz gibi, adı
geçenin ,,benim bu görüşmeler için temas raporu yapıp sıralı amirlerime
arz etmem gerekir,, şeklindeki müracaatını, ,,temas raporuna gerek yok,
icap ederse ben Müsteşarla görüşürüm,, diyerek Servis metod ve
prensiplerine aykırı davranışta bulunmak ve bulundurmakla,

2.
Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılışından hemen sonra kaçıranlarla ilgili
olarak intikal eden bilgileri, M. Ali Yaprak'ın çalışma arkadaşı Haluk
Korel'e vererek Servis metod ve prensiplerine aykırı davranışta
bulunmakla,

3. Başka bir dairenin personeli olan İ.B.'ı,
İ.B.'ın amirlerinden izin alma gereğini duymadan, Ankara'dan ,,kimsenin
haberi olmaz,, diyerek M.S.'le birlikte Gaziantep'e gönderip, kurumun
çalışma şeklini belirleyen talimat hükümlerini çiğnemek ve çiğnetmekle,

4. Gizlilik dereceli konuları telefonda konuşmak ve Teşkilatımızın M.S.
ile olan eleman ilişkisini Haluk Korel e açıklamak suretiyle Servis
metod ve prensiplerini ihlal etmekle,

5. Yukarıdaki 4 maddede görüldüğü gibi Servisin çalışma şeklini belirleyen talimatlara uymamayı alışkanlık haline getirmekle,

suçlanmaktasınız.

Bu suçlamalar ile ilgili olarak iki nüsha hazırlayacağınız yazılı
savunmanızı en geç 8 (sekiz) gün içerisinde Teftiş Kurulu Başkanlığı
aracılığıyla Müfettişliğimize göndermenizi rica ederim. Yıldırım
Tiryaki, Başmüfettiş"

Cevap:

21.03.98 1. İlgi savunma
isteği çok genel ifadelerle kaleme alınmış olup, cevaplayabilmem için
kim, nerede, ne zaman gibi müşahhas unsurları ihtiva etmelidir.
özellikle;

1.nci maddede bahsedilen İ.B. - M.S. görüşmesi ne
zaman nerede olmuştur, hangi konuyla ilgilidir. Ben İ.B.'a nerede ve ne
zaman temas raporuna gerek yok demişim. Bu hususların açıklığa
kavuşturulması

2. Başmüfettiş Yıldırım Tiryaki imzası ile
yollandığına göre kendisi tarafından yazıldığı varsayılan bu alışılmamış
tarzdaki ve MİT'in metod ve prensiplerine uymayan savunma isteğinde öne
sürülen (suçlamalar) iddia mıdır yoksa tespit midir. Yazılış tarzından
tespit edildiği anlaşılan bu suçlamalara Başmüfettiş Tiryaki hangi
verilerle ulaşmıştır.

Benim Servisin çalışma şeklini
belirleyen talimatlara uymamayı alışkanlık haline getirdiğimi tespit
ettiği başka örnekler de mevcut mudur? İ.B.'ın ifadesi peşinen doğru
olarak mı kabul edilmiştir? Bu tespitler yapıldıysa savunma isteği
usulen mi talep edilmektedir?

3. Mesajda savunmamın iki nüsha
olarak yollanması istenmiştir. Savunma posta ile mi yollanacaktır. Zira
mesajların iki nüsha yollanması mümkün değildir.

4. Savunma
yazısını ihtiva eden mesaj özel (Servis mesajı) olarak yollanmıştır.
Bahsi gecen hususların açıklığa kavuşturulmasından sonra mesajın resmi
olarak gönderilmesi uygun olacaktır. M. Eymür


Teftiş Kurulu'na Dilekçe:

21.08.98 MİT Teftiş Kurulu Başkanlığına

Teftiş Kurulu Başkanlığınca 1997-1998 dönemi içinde Susurluk Olayı
(Mahmut Yıldırım -Yeşil-, M.S. ve Mehmet Ali Yaprak, Yurtdışı
Operasyonlar -Lübnan-) ile Yavuz Ataç'la ilgili alınan ifadelerimin
birer suretinin müracaatı halinde Avukatım Bilgin Yazıcıoğlu'na
verilmesini, verilmesi uygun görülmediği takdirde ilk kurye ile tarafıma
yollanmasını arzederim. Mehmet Eymür

Cevaba cevap:

24/03/1998 Sayı:10.1.000.01.001-9850-246
Konu:savunma hakkında.

Mehmet Eymür MİT Washington Temsilcisi

İlgi:
a. Washington Temsilciliğinin 23 mart 1998 gün ve 24 sayılı mesajı.
b. 11.021.04.056.287196/164(39) sayılı ifade isteği.
c. Tef. Krl. Bşk.nın 20 mart 1998 gün ve 10.1.000.01.001.9850-38 sayılı savunma isteği.

M. Ali Yaprak'ın kaçırılma olayı ile ilgili olarak sürdürülen soruşturma kapsamında:

1- Savunma isteğinin 1.nci maddesinde de açıkça belirtildiği gibi konu
Müsteşarlık elemanı M.S. ile Operasyon Başkanlığı personeli İ.B.'ın
temasları ile ilgilidir.

2- Başmüfettiş Yıldırım Tiryaki'nin
tarafınızdan talep ettiği savunma isteğinin Servis metod ve
prensiplerine aykırı hiçbir yönü yoktur. Savunma isteğinin 5.nci
maddesinde cevaplamanız istenen hususlar belirtilmiştir.

3- Mesajlarınız Muhabere Merkezinden iki suret olarak alınmaktadır,sizin tek nüsha göndermeniz yeterlidir.

4- Savunma isteğinizin Servis mesajı olarak çekilmesinin nedeni:
Mesajın mümkün olduğu kadar az kişi tarafından görülmesini sağlamaktır.
Görevlendirilmiş Müfettişin savunma isteği hangi yolla olursa olsun
(posta, telgraf, mesaj vs.) resmidir.

5- Savunma isteğinin cevaplanma süresi ilgi (c) de belirlenen süreyle sınırlıdır. Yıldırım Tiryaki, Başmüfettiş"

Cevaba cevap:

26/03/98
Yıldırım Tiryaki Başmüfettiş

İlgi:
A) Müsteşara arzedilen 15/12/1996 tarihli M.S.'le görüşme raporu.
B) Mehmet Eymür'ün 16/02/1997 tarihli (Müsteşarlık makamına sunulan) Mehmet Ali Yaprak olayı ile ilgili arz notu.
C) İ.B.'ın 19/02/1997 tarihli (Müsteşarlık makamına sunulan) Mehmet Ali Yaprak olayı ile ilgili arz notu.
D) MİT Müsteşarlık makamının tarihsiz, 17918 sayılı emri.
E) Müsteşarlığın 07/10/1997 tarih ve ..sayılı mesajı.
F) Washington tem. 08/10/1997 tarih ve ..sayılı mesajı.
G) Mehmet Eymür'ün tarihsiz 13/10/1997 tarihli ..sayılı yazı ekinde
yollanan (Hakkımdaki İddialar) konulu (12.070.00.001/ 17918 sayılı emre)
cevabı savunma yazısı
H) Mehmet Eymür'ün 10/02/98 - 01/03/98
tarihleri arasında Washington'dan Ankara'ya görevli olarak geldiğinde
MİT Teftiş Kurulu Başkanlığına verdiği ifade.
I) Müsteşarlığın 13/03/1998 tarih ve ..sayılı mesajı.
J) Müsteşarlığın 14/03/1998 tarih ve ..sayılı mesajı.
K) Müsteşarlığın 16/03/1998 tarih ve ..sayılı mesajı.
L. Washington tem. 19/03/98 tarih ve ..sayılı mesajı.
M) 20/03/1998 tarihli ..sayılı Başmüfettiş Yıldırım Tiryaki imzalı yazı.
N) Washington tem. 23 mart 1998 tarih ve ..sayılı mesajı.
O) 24/03/1998 tarihli ..sayılı Başmüfettiş Yıldırım Tiryaki imzalı yazı

İlgi (n) mesajda belirttiğiniz hususlar doğruları yansıtmamaktadır. Şöyle ki,

1) Aynı sualleri ihtiva eden ve sizin de ilgi olarak verdiğiniz (j)
mesaj gerek üslup, gerekse de sorulan sualler bakımından alışılmamış ve
usul dışı bir mesajdır. Bu sualleri tevdi ettiğiniz kişi bu Teşkilatta
belli seviyeye gelmiş bir kişidir ve sizden nezaket kurallarına uygun
yazışma yapmanızı bekleme hakkına sahiptir.

2) İlgi (j) mesaja
ilgi (l) ile cevap verilmiş olmasına rağmen gösterdiğiniz ilgiler
arasında bunun bulunmaması dikkat çekicidir. Cevaben yazılan resmi bir
evrakı yok saymaktasınız. Keza ilgi (l) mesajda verdiğim ve yukarıda
tekraren belirttiğim ilgiler de soruşturmanızla ilgili belgelerdir.
Bunlara, Meclis Araştırma Komisyonu, Devlet Güvenlik Mahkemesi ve
Başbakanlık Teftiş Kuruluna verilen ifadelerimi de ekleyebilirsiniz.

3) Müfettişlik makamı suçlama makamı değildir. İlgi (j) ve imzanızla
gelen ilgi (m) yazılar açıkça şahsıma yönelik suçlamaları ihtiva
etmektedir. İlgi (m) yazı da diğeri gibi alışılmamış ve usul dışı bir
üslup taşımaktadır.

4) Aynı konularda bir kaç kez soruşturmaya
tabi tutulmam da usul dışıdır. 1997 yılında savunma verdiğim bir konuda
ikinci kez Teftiş Kurulunda ifade vermeme, hatta aynı iddialarla ilgili
mahkeme önüne tanık olarak çıkmama rağmen, eski cevaplarımı dikkate
almadan, bana, hem de taciz eder bir şekilde soru soruyorsunuz. Bunun
Servis metod ve prensiplerinle ilgisi ve uygunluğu neresinde. Hukuka
uygun olmayan bir davranışı nasıl müdafaa edip doğru olduğunu
savunuyorsunuz?

5) Mesajların resmi mesajlar olarak
yollanılması tarafımdan tercih edilmektedir. Zira bazen Teşkilat'daki
resmi yazışmalar dahi ortalardan kaybolmakta ve nedense kimse tarafından
bulunamamaktadır. İlgi'de de görüleceği üzere aynı konuları ihtiva eden
birçok mesaj resmi olarak gelmiş ve bu güne kadar sizin ortaya
koyduğunuz gerekçe dikkate alınmamıştır. Şahsıma yönelik iddiaların ve
cevaplarının başkaları tarafından görülmesinin beni rahatsız eden bir
yönü yoktur.

6) İ.B.'ın rapor yazmamış olması kendisini ve
sicil amirlerini ilgilendiren bir husustur. İlgi (n) mesajla açıklığa
kavuşturulduğu gibi rapor yazmama keyfiyeti benim yanımda çalışmadığı ve
Op. Başkanlığında çalıştığı döneme ait ise bunun neden yazılmadığı
kendisinden ve amirlerinden sorulmalıdır. Normal olarak Keys Ofiser
tarafından raporun yazılarak kademeli amirlere verilmesi ve Kontr Terör
Merkezini ilgilendiren bir husus varsa raporun ünitemize Op.
Başkanlığınca gönderilmesi gerekir.

Zaten o tarihte, hiç bir
Servis usul ve metoduna uymamasına rağmen Operasyon Başkanlığınca,
Başkanlık Personelinin Kontr Terör Merkezine bilgi vermesi, koordine
etmesi ve hatta görüşmesi sözlü ve yazılı emirlerle yasaklandığından,
İ.B.'ın bana gelmesi muhakkak ki amirlerinin bilgisi dahilinde olmuştur.
Herhalde konuyu şifahen anlat dediler ki o da bana yazılı bir rapor
getirmedi. Benim, hem de Müsteşara arz edeceğimi belirttiğim ve neticede
şifahen ve kendi kaleme aldığım arz notu ile Müsteşara sunduğum bir
konuyu İ.B.'ın yazılı olarak vermesini engellemek için ne gibi bir
maksadım olabilir? Ayrıca konu şu veya bu şekilde yazıya döküldükten ve
resmiyete girdikten sonra neresi Servis metod ve prensiplerine
aykırıdır?

7) Diğer bir husus, uzun yıllar önce İ.B.'ın
İstanbul'daki görevi sırasında başlayan ve günümüze kadar devam eden
Ülkücü kesimle olan yakınlığıdır. Kanaatimce bu ilişki İ.B. tarafından,
Teşkilat - Ülkücüler dengesinde, Ülkücüler lehine sürdürülmüştür. Bu
kanaatim o zamanki Operasyon Başkanına (Şenkal Atasagun) bir görüşme
sırasında odasında iletilmiş ve Operasyon Başkanı da bu hususu teyit
ederek bana bu konuda bir teknik çalışma yürütüldüğünü belirtmiştir.

Yani İ.B.'ın rapor etmediği temaslardan kendi amirlerinin de bilgisi bulunmaktadır.

Cool Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılışı kanunsuz bir iştir ve bir insanın
hayatı ile ilgilidir. Kaçırma faaliyeti Teşkilatın bir operasyonu ile
ilgili olmadığına göre kaçırılma hadisesinden bir kaç gün sonra tarafımı
telefonla arayan Haluk Koral'la yaptığım görüşmenin de Servis metod ve
prensiplerini ilgilendiren hiç bir yönü olmaması gerekir. Ayrıca Servis
metod ve prensipleri arasında bu şekildeki adi bir gasp olayının
konuşulmayacağına ve saklanacağına dair bir husus bulunduğu tarafımdan
bilinmemektedir.

Diğer taraftan, bildiğim kadarı ile Haluk
Koral ile vaki görüşmem telefonlarımızı kontrol altında tutan Hanefi
Avcı tarafından tespit edilmiş ve bu görüşmenin bandı Başbakanlık Teftiş
Kurulu Başkanlığına verilmiştir. Bu bandın dinlenmesi halinde
konuşmamın mahiyeti daha iyi anlaşılabilecektir.

Bir diğer
husus, bu olayın üzerinden bir hayli zaman geçmiş olmasıdır. Tarafımdan
zamanın Müsteşarına sunulmasına, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanına ve
bilahare de Teftiş Kuruluna ifade edilmesine rağmen konunun tekraren ve
bir suç imal edecek şekilde sorulması dikkat çekicidir.

9)
İ.B.'ın M.S.'le Gaziantep'e gittiğinden haberim yoktur. Zira ben M.S.'e
git Haluk Koral ile görüş ve suçsuz olduğunu izah et dememe rağmen adı
geçenin çekindiğini ve Gaziantep'e gitmediğini, sadece telefonla
görüştüğünü biliyorum. Bu bakımdan Benim İ.B.'ı Gaziantep'e yollamam
mevzubahis değildir. İ.B. beni bile yanıltarak M.S.'in suçsuz olduğunu
söylemiş ve Haluk Koral nezdinde tavassutta bulunmamı sağlamıştır.

İ.B. her zaman bu arkadaşlarının yanında yer almış, onları korumaya
çalışmıştır. İ.B.'ın bu kadar yakın ilişkide bulunduğu kişiler için
benden herhangi bir talimat almasına gerek olduğu kanaatini taşımıyorum.
Eğer bir hata varsa ki bunun bir çok örneği vardır, bu Teşkilatın üst
yönetimindeki bazı kişilerin olayları ve kendi personellerini iyi tahlil
ve kontrol edememelerinden hatta yanlışlıklarını bile bile bazen onları
korumalarından ve zamanında konuların üzerinde durmamalarından
kaynaklanmaktadır. Aynı yöneticiler olaylar vahım bir hal alınca, sucu
başkalarına transfer etmenin yollarını aramaktadırlar.

10)
Telefonda gizlilik dereceli konuları konuşmak kastından ne ile
suçlanmaya çalışıldığımı anlamış değilim. M.S.'in elemanımız olduğunu
kimseye söylemedim. Bunu ortaya atan Hanefi Avcı'dır. Ayrıca o tarihte
M.S.'in eleman durumu da mevcut değildi. Zira sebebini ve maksadını
bilmememe ve bu güne kadar başka bir örneğini duymamama rağmen o
tarihlerde, yanı Kontr Terör Merkezi Operasyon Başkanlığından
ayrıldıktan sonra, eleman dosyalarının Operasyon Başkanı tarafından
Müsteşar'a tevdi edildiğini biliyorum. Bu konuda yazışma mevcuttur. Ben
Kontr Terör Merkezinden ayrılana kadar da bu dosyalar gelmedi.


Benim M.S.'e yardımcı oluşum eski elemanımız olması ve suçsuz olduğuna
inandığım içindir. Suçu olmadığı halde böyle bir olaya adının
karışmasının Teşkilata da zarar getireceğini düşündüm.

11)
Teşkilatın metod ve prensiplerine uymadığım ve bunu alışkanlık haline
getirdiğim suçlamasının neye dayanarak yapıldığını bilmiyorum. Ancak
meslek hayatı başarı ile geçmiş ve dosyası ödül ve teşekkürlerle dolu
bir yönetici olarak, bu sözleri, metod ve prensip kelimelerinin bir
İstihbarat Teşkilatındaki manasının özüne inmeden, hiç bir başarıya imza
atmadan, metod ve prensip kelimelerini yasaklar manzumesi gibi görerek
ve onun arkasına sığınarak hakkımda suç yaratmaya çalışanlara iade
ediyorum. Mehmet Eymür.


20. Aktüel Muhabiri Necdet Açan'a Açıklama

Sual:

"04/05/98
Basın çevrelerinde Aktüel muhabiri Necdet Açan'a bazı açıklamalar
yaptığınız konuşulmaktadır. bu konudaki detaylı bilgilerin ve
görüşünüzün ivedi bildirilmesini."

Cevap:

08/05/98
ABD'ye gelişimden önce Aktüel dergisinde çıkan bir yazı üzerine
derginin yöneticisi olan ve şahsen tanıdığım Ercan Arıklı'yı arayarak
sitem etmiştim. Bu görüşmede Ercan Arıklı konudan zamanında haberi
olmadığını söyleyerek üzüntüsünü belirtmiş ve yazıyı yazanla
konuşacağını söylemişti. Bu görüşmeden sonra beni arayan Necdet Açan
kendilerine bu haberi veren kişinin önemli bir bürokrat olduğunu izah
ederek şahsıma karsı her hangi bir kastı olmadığını söylemiş ve bir
fırsatta görüşmek istediğini, yüz yüze konuşarak izahat vereceğini
belirtmişti. Ben de kendisine kaynaklarının kasıtlı bilgiler verdiğini
söylemiş ve bir fırsat olursa görüşebileceğimizi belirtmiştim. Esasında
böyle bir görüşmeye gerçekleştirmeyi ve bu haberleri veren kaynaklarını
öğrenmeyi arzu etmeme rağmen bu görüşme tahakkuk etmedi ve ABD'ye
geldim.

Necdet Açan'la ikinci görüşmem ABD'de iken oldu.
Aktüel'de Yeşil ve MİT mensuplarının Budapeşte'ye gittiklerine dair bir
yazı çıkmıştı. Telefonla beni arayarak yazı hakkında görüşümü sordu.
Tamamen yalan ve hayal mahsulü olduğunu söyledim. Bu haberleri Hanefi
Avcı'nın çıkarttığını ve kendilerini kullandığını belirttim. Bana
kaynaklarının Hanefi Avcı olmadığını, önemli bir kişi olduğunu,
kendilerine yolcu listelerini ve şahısların kimlik bilgilerini
verdiğini, kendilerinin de bu bilgileri araştırdıktan sonra yazıyı
yazdıklarını söyledi. Ben de zaman içinde neyin doğru, neyin yanlış
olduğunu hep birlikte göreceğiz diye cevapladım.

Necdet Açan'la
üçüncü konuşmam ilgi (b) de belirtildiği üzeredir. Adı gecen "tebrik
ederim, Show TV ile ilgili davayı kazanmışsınız" diyerek konuşmaya
başlamış ve kendisinin de yazıları dolayısıyla yargılandığını, birkaç
arkadaşının gazete tarafından işine son verildiğini anlatarak konuyu
Cemalettin Ümit'in DGM'ye tevdi ettiği dilekçe ve banta getirmiştir.
bandı elde etme konusunda Benim yardımım olup olamayacağını sorması
üzerine adı geçene Türkiye'den çok uzakta olduğum ve bu konuda hiç bir
imkanım bulunmadığı şeklinde cevap verilmiştir. Görüşme sonunda Necdet
Açan önümüzdeki aylarda bir iş için ABD'ye gelme ihtimali bulunduğunu ve
gelirse beni de ziyaret etmek istediğini söylemiştir.

Benim
herhangi bir gazeteciye, ve de özellikle Necdet Açan'a açıklama yapmam
mevzubahis değildir ve bunun için bir sebep de yoktur. Bir açıklama
yapmam gerektiğini düşünürsem bunu neticelerini de dikkate alarak açık
bir şekilde yaparım. Yapı olarak rahat ve kendine güvenen bir kimse
olduğum için, herkesle ve hatta hasımlarımla bile görüşmekten
çekinmediğim halde sırf yanlış anlaşılmaması için gazetecilerden uzak
durmaya çalışıyorum. Esasında bürodaki telefonları da tanıdığım
numaralar aramadıkça genelde açmıyorum. Ancak bazen çalışırken
dalgınlıkla açtığım oluyor. Necdet Açan'a da muhatap olmam bu
şekildedir. Gazeteciler Benim telefonlarımı sefaretten öğrenmektedirler.
Daha fazla düşman edinmemek için bu tıp şahıslarla normal nezaket
kuralları içinde konuşuyorum, ancak bu konuşmaların muhteviyatı açıklama
değil geçiştirme seklinde oluyor. Zaten Necdet Açan'a bir açıklama
yapsam herhalde çoktan bunu kullanırdı. M. Eymür


21. Tarık Ümit Konusu ve DGM'ye Verilen Belgeler

Verilen bilgi: 28.04.98

Şubat 1998'de Türkiye'ye geldiğim zaman benimle görüşmek isteyen Tarık
Ümit'in amcası Cemalettin Ümit ile İstanbul'da görüşmüş, ve bu hususu
Müsteşarımıza bildirmiştim.

Tarık Ümit'in amcası Cemalettin
Ümit'in İstanbul DGM'ye vermek üzere hazırladığı ve bana da bilgi olarak
faksladığı metin takip eden maddededir.

"İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığına Sunulmak Üzere Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığına, İstanbul

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı tarafından Susurluk
Olayına ilişkin olarak açılan ve halen İstanbul 6 No.lu DGM'de 997/180
esas sayılı dosya ile görülmekte olan davada yeğenim Tarık Ümit'in
kaçırılması, muhtemelen öldürülmesi olayı da gündeme getirilmiş ve bu
davada adı geçen bir kısım sanıkların Tarık Ümit olayı ile ilişkileri
bulunduğu belirtilmiştir.

Bir kısım sanıkların, Tarık Ümit
olayı ile ilişkileri hususunda tarafıma intikal eden bir belgeyi delil
olarak savcılığınıza sunmak istiyorum.

Dosyasında ayrıntılı
bilgi olacağını zannettiğim üzere, kaçırılan yeğenim Tarık Ümit'in
evinden bir kısım evrakı bizim olayı duymamızdan ve müdahale etmemizden
önce alınmış veya yok edilmiştir. Bulup muhafaza ettiğimiz eşya arasında
üzerinde "Gürcü müziği" yazan bir kaset mevcut idi. Bu yazılı ibare
sebebiyle nazara almayıp bir kenara koyduğum bir kaseti bundan bir
müddet önce dinlediğimde, müziğin devamında Tarık Ümit'in kendi sesiyle
birine bazı anlatımlarda bulunduğunu tespit ettim. Kasetin zor anlaşılan
içeriğinin çözümünü profesyonel bir ses kayıt stüdyosuna yaptırdım bu
çözümü ekte yazılı olarak kaset ile birlikte savcılığınıza sunuyorum.

Kasetin içeriğini bildiğim bazı isimlerle bağdaştırmama rağmen ne
zaman, nerede, nasıl kayıt edildiğini bilemedim. Yeğenim tarik Ümit'in
mit görevlisi Mehmet Eymür ile yakınlığının olduğunu duyuyor ve
biliyordum. Mehmet Eymür'ün ailesi ile temas kurarak Kendisine nasıl
ulaşabileceğimi sordum ve bin netice görevli olarak Türkiye'ye eldiğinde
kendisiyle temas ettim.

Mehmet Eymür bana böyle bir kasetten
haberi olduğunu, Tarık Ümit'le kendisinin ve arkadaşlarının yaptıkları
görüşmelerin bir kısmının sesli ve görüntülü olarak kayda alındığını,
görüşmeler sırasında tarik Ümit'in zaman zaman hayatından endişe
ettiğini Belirtmesi üzerine Tarık Ümit'e "bu endişelerini bir Notere git
kaydettir, ayrıca sana bizimle yaptığın görüşmelerde kaydettiğimiz
anlatımlarından pasajlar bulunan bir bant vereyim, Onu da noter
belgesine ekle ve başına bir şey geldiği zaman Ortaya çıkartmak üzere
güvenilir bir kimseye teslim et" dediğini Ve muhtelif tarihlerde
yaptıkları görüşmelere ait bantlardan Pasajlar çıkarttırarak bir kaset
içinde Tarık Ümit'e verdiğini ifade etti.

Mehmet Eymür'ün
ifadesinden de anlaşıldığı üzere MİT'te bu kasetin detaylarının
bulunduğu sözlü ve görüntülü bantlar bulunduğu anlaşılmaktadır.

Taleplerim:

1) Çözümünü sunduğum kasetin değerlendirilmesi,

2) MİT Teşkilatından olayın aydınlatılmasına katkıda bulunacağını
umduğum yukarıda sözü edilen sesli ve görüntülü kasetlerin istenerek
değerlendirilmesi,

3) Bu konuda ayrıntılı bilgisi olduğu düşünülen Mehmet Eymür ile Tarik Ümit'le görüşen diğer mit mensuplarının dinlenmesi.

Gereğini saygılarımla arz ve talep ederim. Cemalettin Ümit

3. Dilekçede de belirtildiği üzere mezkur bant 2-3 yıl kadar önce Tarik
Ümit'e başına bir şey gelebileceği düşüncesiyle tarafımdan verilmiştir.
Tarik Ümit'in konu ile ilgili noterden yapılma veya yazılı bir belge
bırakmış olması da gerekmektedir. (yaşadığı evde Korkut Eken'den aldığı
silah ve patlayıcıları sakladığı gizli bir bölmesi olduğunu tarafıma
bildirmişti. Daha önce bu hususu ilettiğim yakınları bu gizli yeri
bulamadılar) Mezkur bant İstanbul'da tarafımdan dinlenmiştir. Kaydın
veya dinlenen cihazın kalitesinden dolayı tamamı anlaşılmamaktadır.
Bantta genel Olarak Mehmet Ağar ve Korkut Eken'le çalışmalarından
bahsedilmekte ve Korkut Eken'in kendisini tehdit ettiği ve öldürtmeye
çalıştığı Tarık Ümit'in sesi ile anlatılmaktadır.

Cemalettin Ümit'e yukarıda belirttiği hususların yani sıra bantların delil olarak dikkate alınmadığı bildirilmiştir.

4. Üç-dört gün önce İstanbul'dan Aktüel dergisi muhabiri Necdet Açan
telefonla (bürodan) aramış ve DGM'ye tevdi edilen bu banttan bahisle ve
adimin da geçtiğini belirterek tarafımdan Bilgi istemiştir. Adi gecene
herhangi bir yorumda bulunulmamış ve Konu hakkında bilgi sahibi
olmadığım söylenmiştir. Mehmet Eymür

Sual:

"18/05/98
Tarık Ümit'in kaybolması ile ilgili olarak İstanbul DGM'ne bir dilekçe
verilmiştir. Bu dilekçede bir bant çözümü de bulunmaktadır. Bazı basın
çevrelerinde, kaynak bölümünde M. Eymür'ün isminin geçtiği belirtilmekte
ve bandın mahkeme dosyaları arasında kaybolacağı kanaati oluştuğundan
bant dökümünün basın desteği ile yayınlanması halinde savcıların
harekete geçeceği ifade edilmektedir. Aktüel Dergisi muhabiri N. AÇAN'ın
M. Eymür ile bant çözümüne ulaşma amacıyla görüşme yaptığı ve banta
ulaşma konusunda yardımcı olunmasını istediği öğrenilmiştir.

Bu konuda ilgi (c) dışında mevcut olan bilgi ve görüşünüzün detaylı olarak ivedi bildirilmesini.

Cevap:

27/05/98
1. İlgi'de bahse konu hususlar (Tarık Ümit'in kaybolması ile ilgili
olarak İstanbul DGM'ye bir dilekçe verildiği, bu dilekçede bir bant
çözümü bulunduğu, dilekçede M. Eymür'ün isminin geçtiği) ilgi (a) mesaj
ile teferruatlı bir şekilde bildirilmiş ve DGM'ye verilen dilekçe aynı
mesajla gönderilmişti. İlgi (a) ve(c) mesajlar ile de Aktüel dergisi
muhabiri Necdet Açan'ın konu hakkında bilgi almak ve bant veya bant
çözümüne ulaşmak amacıyla telefonla aradığı konusu bildirilmişti. Bu
konuda başkaca kayda değer bir teferruat bulunmamaktadır. Konu ile
ilgili görüşüm takip eden maddededir.

2. Tarık Ümit konusunu da
kapsayan Susurluk olayının aydınlatılması ülkemizin geleceği açısından
olduğu kadar Teşkilatımız acısından da önemlidir. Teşkilatımız bu konuda
mümkün olduğu nispette adlı makamlara yardımcı olmalı, adlı makamlar,
Hanefi Avcı ve diğer mihraklarca saptırılan ve içinden çıkılmaz bir
yumak haline getirilmeye çalışılan olayların doğrusuna ulaşmalıdır. Daha
evvel ifade vermiş olduğum İstanbul DGM Savcıları bu konudaki
sıkıntılarını beyan ederek polis ve jandarmadan hiç bir bilgi
alamadıklarını, Teşkilatımızın da yardımcı olmadığını, bu şeklinde bir
neticeye varmalarının çok zor olduğunu belirtmişlerdi.

Diğer
yandan Teşkilatın elindeki bu konu ile ilgili bilgi ve belgelerin DGM ve
diğer resmi makamlara sunulması da sakıncalıdır ve Teşkilatımızın bir
çok çalışmasının açığa çıkmasına neden olacaktır.

Bu nedenle
DGM Savcı ve hakimleri ile doğrudan temas edilmesi, adı geçenlerin
bilgilendirilmesi, sakıncası olmayacağı düşünülen bazı evrakın özel
olarak okutulması veya gösterilmesi suretiyle olayların aslı hakkında
bir kanaate varmalarının temin edilmesi uygun bir yöntem olarak düşünüle
bilinir.

Şahsi kanaatim, bu olayların sadece polisiye ve adi
suç olayları olmadığı, olayların ve yönetici seviyesindeki faillerinin
arkasında yabancı İstihbarat Teşkilatlarının bulunduğudur. Bu kanaatimi
teyit edecek birçok karine de mevcuttur.

Teşkilatımızın, asli
görevleri arasında bulunan bu konuda, "aman bize bulaşmasın"
zihniyetiyle seyirci durumunda kalınmaması ve aktif davranılması
gerektiğini düşünüyorum.

Susurluk hadisesinin akabinde ortadan
kaybolmasından sonra Mahmut Yıldırım (Yeşil) adı kasıtlı ve bilinçli
olarak ortaya atılmış ve devleti yönetenlerin, adalet mekanizmasının ve
kamuoyunun esaslardan uzaklaşması sağlanmıştır.

Keza
televizyona çıkarılan Hanefi Avcı ile eski PKK'cılar ve diğerleri de bu
oyunda kendilerine verilen görevleri mükemmel bir şekilde yerine
getirmişlerdir. Ben kesin olarak Yeşil'in yaşamadığı ve adını ortaya
atanlar tarafından öldürüldüğü kanaatindeyim. Zaman bu kanaatimin doğru
olup olmadığını gösterecektir. Jandarmanın, polisin ve bizim verdiğimiz
görevleri yerine getiren Yeşil, jandarmanın, polisin verdiği istihbarat
görevlisi kartını, telsizini, silah ve patlayıcı maddeyi taşıyan Yeşil
neden korkup saklanacak ki? Korkup saklanacak olanlar ona kanunsuz
görevleri veren resmi kişiler, Yeşil bir suç işledi ise bunu
gömemezlikten gelen kolluk güçleri olmalıdır. Ben Yeşil'i tanıyorum ve
yapısını da biliyorum. Kendisine yüklenen bu kadar suçtan sonra hayatta
olsaydı muhakkak bir açıklama yapar, bazı mesajlar gönderirdi.


Şimdi, Akın BİRDAL hadisesi ile yeniden "Yeşil" adı ortaya atılmaktadır.
Teşkilatı bilmiyorum ama, gazetelerden öğrendiğim kadarıyla Sayın
Başbakan bile bu senaryoya inanmış durumdadır. Bir kademe sonra benim
adımın ortaya atılması ve karargahtan yollanacak yeni sorulara muhatap
olmam muhtemeldir. Keşke Yeşil bulunsa da doğrular da ortaya çıksa.
Ancak daha önce de söylediğim gibi kesinlikle yaşadığını sanmıyorum.

Netice itibariyle en çok bilgiye sahip olduğumuz Tarık Ümit konusunda
adli makamlara, makamlarınca takdir edilecek sekil ve yöntemler
kullanılarak mümkün olan ölçüde yardımcı olunması görüşünde olduğumu
belirtmek isterim.

Görüşüm sorulmamasına rağmen, Yeşil
konusunun ve yaşanan olayların iyi bir şekilde (ve değişik açılardan)
tahlil edilerek, oynanan oyunların Teşkilatımızca bozulması gerektiği
kanaatimi arz ederim. M. Eymür

Sual:

"08/06/98 Tarık
Ümit'ün amcası Cemalettin ÜMİT, 28 Nisan 1998 tarihinde, İstanbul 6
no.lu devlet Güvenlik Mahkemesine sunulmak üzere, DGM Cumhuriyet
Başsavcılığına verdiği dilekçede, Tarık Ümit'in eşyaları arasında
üzerinde Gürcü Müziği yazan bir kasette Tarık Ümit'in kendi sesiyle
birine bazı anlatımlarda bulunduğunu, kasetin çözümünü yaptırarak,
kasetle birlikte dilekçenin ekinde sunduğunu, MİT görevlisi M. Eymür'ün
Tarık Ümit ile yakınlığını bilmesi sebebiyle M. Eymür'ün ailesiyle
irtibata geçtiğini ve M. Eymür ile Amerika'dan Türkiye ye geldiği sırada
görüştüğünü,

M. Eymür'ün kendisine (C. Ümit), böyle bir
kasetten haberi olduğunu, Tarık Ümit ile kendisinin (M. Eymür) ve bazı
arkadaşlarının yaptıkları görüşmelerin bir kısmının sesli ve görüntülü
olarak kayda alındığını, görüşmeler sırasında T. ÜMİT'in hayatından
endişe ettiğini belirtmesi üzerine kendisine (T. ÜMİT) bu endişelerini
bir notere git kaydettir, ayrıca sana bizimle yaptığın görüşmelerde
kaydettiğimiz anlatımlardan pasajlar olan bir bant vereyim onu da noter
belgesine ekle ve basına bir olay gelirse o zaman ortaya çıkarmak üzere
güvenli birine teslim et dediğini, muhtelif tarihlere ait bantlardan
pasajlar çıkartarak bir kaset içerisinde Tarık Ümit e verdiğini
söylediğini, ifade etmektedir.

Bir eleman bilgisini içeren bu tip bir kasetin kimin müsaadesi ile Tarık Ümit'e verildiği hususunun bildirilmesini."

Cevap:

10/06/98 İlgi (b) deki hususlar ilgi (a) ile makamlarına bildirilmişti.

Tarık Ümit'e verilen kaset elemanın kendi bilgileridir. Tarık Ümit
üşenmemiş olsaydı bu bilgileri daha kapsamlı olarak kendisi de banta
kaydedebilirdi. Kaset elemanın hayatı endişelerini hafifletmek
maksadıyla verilmiştir. Olaylar, Tarık Ümit'in endişelerinin doğru
olduğunu göstermiştir. Kasetin müsaadesi yönetici sıfatıyla tarafımdan
verilmiştir.

Not: Bu konularla ilgili açık eleştirel görüşlerimin yer aldığı detaylı bir yazı ayrıca gönderilecektir. M. Eymür


22. DGM'ye hangi sıfatla ifade verdiğim.

Sual:

"08/06/98 1)19.02.1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Baş Savcılığına sanık sıfatı ile ifade verip vermediğiniz,

2) 1997 yılı içerisinde 6 no.lu İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine
tanık olarak herhangi bir şekilde ifade verip vermediğiniz konularında
tereddüde düşülmüştür. Anılan konuların ivedi izahatını ve ifade
verdiyseniz bununla ilgili bilgi ve belgelerin ivedi gönderilmesini."

Cevap:

10/06/98 İstanbul devlet Güvenlik Mahkemesi Baş Savcılığına tanık sıfatı ile ifade verilmiştir.

1997 yılı içerisinde 6 no.lu İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde
tanık olarak dinlenilmiştir. Bu konuda şahsımda mevcut herhangi bir
belge yoktur. Savcılığa verdiğim ifade ile açık duruşmadaki beyanlarım
(basına da yansımıştır). İstanbul DGM'den elde edile bilinir. M. Eymür


23. Polisevi'nde Toplantı

Sual:

"01/07/98 Bazı gazeteciler arasında, içlerinde M. Eymür'ün de bulunduğu
bir toplantının yapıldığı, muhtemelen Mehmet Ağar, Korkut Eken, Hanefi
Avcı, Avni Özgürel ve başka şahısların da katıldığı toplantıda bir
uzlaşma sağlandığı, ihtilale karşı bileşildiği vs. şeklinde çeşitli
spekülasyonlar yapılmaktadır. M. Eymür'ün toplantıya katılıp
katılmadığı, katıldıysa detaylı bilgi verilmesini.

Not:
Toplantının muhtemelen Mayıs sonları, Haziran başlarında İstanbul
Baltalimanı Polis Moral Eğitim Merkezinde yapıldığı iddia edilmektedir."

Cevap:

07/07/98 Sayın Başkan,

1998 yılı Mayıs sonlarında veya Haziran başlarında İstanbul Baltalimanı
Polis Moral Eğitim Merkezinde benim de katıldığım bir uzlaşma ve
ihtilale karşı birleşme toplantısı ile ilgi mesajınızı aldım ve şaka mı
yapıyorsunuz, ciddi mi yazdınız anlayamadım.

Eğer ciddi olarak
yazdınızsa bu bir İstihbarat Teşkilatına yakışan soru şekli olmamış. Hem
(çeşitli spekülasyonlar yapılmaktadır) diyorsunuz, hem de bunun doğru
olup olmadığını bana soruyorsunuz. Teşkilatın yöneticileri ya her
duydukları dedikodu haberine inanacak kadar saf kalmış, ya da beni hiç
tanımamışlar, veya bu yazıları beni rahatsız etmek için kasıtlı olarak
yazdırıyorlar.

İhtilal mi oluyor ki ihtilale karsı birleşme
toplantısı yapılıyor. Böyle bir toplantı yapılınca ihtilal önleniyor mu?
Toplantıya katılanlar baba filmindeki gibi mafya üyeleri mi ki uzlaşma
toplantısı yapıyorlar. Ne için uzlaşıyorlar. Birbirlerinin kanunsuz
işine, birbirlerinin bölgesine karışmamak için mi?

Böyle bir
toplantıya benim dünyanın bir ucundan, kimselerin haberi olmadan gelip
katılmam normal mi ki toplantıya katılıp katılmadığım soruluyor?

Teşkilatımızın yöneticileri arasında Mehmet Ağar, Hanefi Avcı ve Korkut
EKEN'le görüşen, yakın dostlukları olan, onları himaye etmek için her
gayreti gösteren, onlara sırtını dayayarak makamlarında yükselmeye
çalışan kişiler var.

Bu kişiler vasıtası ile sorup doğru mu değil mı öğrenebilirdiniz. Bu yazılarınızı bir ibret vesikası olarak saklıyorum.

Benim Mehmet Ağar ve diğerleri ile şahsi bir sorunum yok. Onlarla
ilgili sorunlar mesleki ve ülke menfaatleri acısındandır. Onun için
kimse bunu benim şahsi meselemmiş gibi göstermeye çaba sarf etmesin.
Benimle uğraşacaklarına adalete yardımcı olmaya, Türkiye'de
istikrarsızlık yaratan güçleri deşifre etmeye, bunların işledikleri
suçları, yabancı unsurlarla ilişkilerini tespite çalışsınlar.


Yakın tarihlerde ismi manşet olan Mehmet Kulaksızoğlu, Yavuz Ataç'ın
Teşkilata monte etmeye çalıştığı her türlü pis işin içinde olan bir
banka dolandırıcısıdır. Yavuz Ataç'ın takdimi ve rahmetli Fevzi İlkay'ın
yakını olduğunu belirtmesi üzerine bir müddet kullanmaya çalıştık.
Ancak ben Kulaksızoğlu'nun Bulgaristan'dan gelirken Edirne Gümrüğünde
kendisini MİT mensubu olarak tanıtıp aranmadan geçmesi üzerine ilişiğini
kestirdim ve de elindeki tarafımızdan verilen kimlik ve pasaportu
aldırdım.

Teşkilatta benim her yaptığımın tersini yapmayı usul
haline getirmiş bazıları (Şenkal Atasagun), şahsa ve onu takdim edip
kişisel ilişkilerine devam edene hesap soracaklarına, Kulaksızoğlu'nun
kimlik ve pasaportunu geri verdiler ve Teşkilatla ilişkisini devam
ettirdiler. Şimdi MİT'te bazılarından himaye gören ve MİT mensubu
geçinen bu adam, Türkiye'de istikrarsızlık yaratmak isteyen bir illegal
grubun yöneticilerinden biri olarak gazete manşetlerinde yer alıyor. Bu
ve bunun gibi yanlışlıklara o kadar çok misal var ki.

Tarık
Ümit ve Susurluk konusu hem ülke yararına bir şeyler yapmak, hem de
Teşkilatın varlığını ispat etmek için bir fırsattır. ülke yararına
hizmet etmek görevi ile önemli makamlarda bulunan Teşkilatın bazı
yöneticileri ülkede devam eden kaosu, çeteleşmeyi ve mafya hakimiyetini
durdurmak için adalete ve devletin üst yöneticilerine korkmadan, küçük
hesaplar yapmadan, her şekilde yardımcı olmalıdır.

Teşkilat,
bilgileri saklamak için değil, ülke yararına kullanmak için
toplamaktadır. (Aman bana bulaşmasın) düşüncesi ile her şeye göz
yumulması, bilgilerin saklanması, (Teşkilatı koruyorum) diye ülkenin
istikrarsızlığına seyirci kalınması, sadece hiyerarşik kanallar içinde
hesap sormaya ve doğruları söylemekten çekinmeyenleri pasifize etmeye
çalışarak olayların geçiştirilmesi ülkeye bir yarar sağlamaz.


Sayın Başkan, mesajlar sizin imzanızla geldiği için doğrudan size
yazıyorum. Esasında bu talimatları kim veriyorsa muhatabım odur. Benimle
bir meselesi olan varsa doğrudan bana açık açık kendisi yazsın ben de
cevabını vereyim.

Teşkilatı ve Teşkilatın imkanlarını bir
vasıta olarak kullanmasın. Mesleki ve ahlaki yönden bir hatam ve kusurum
varsa her zaman hesap vermeye hazır olduğumu defaatle belirttim.

Yapılan haksız ve insafsız davranışlar, yakıştırmalar, artık unutamayacağım kadar çoğaldı. Mehmet Eymür

Not: Son gelişimde Sn. Müsteşar'a oğlum Alp'in takip edilmesi ve
arkadaşının takipçiler tarafından dövülmesi ile ilgili bir dilekçe
vermiştim. Bu güne kadar dilekçeme bir cevap alamadım. Bu konuda cevap
beklediğimi lütfen kendisine hatırlatır mısınız.

Cevaba cevap

"11/07/98
Sayın M. Eymür Bey,

1) İlgi (a) talimat ile resmi yazışmaya uygun biçimde bir hususun
aydınlatılması istenmiş ve buna özel mahiyette cevap verilmiştir.

2) İlgi (a) talimat ile Teşkilata çeşitli kanallardan intikal eden bir
bilginin mensubumuza ulaştırılarak teyidi veya tekzibi yoluna
gidilmiştir. Sanırım bu en doğal çalışma şeklidir. Böyle bir yazıya özel
mahiyette cevap verilmesi nedeniyle aynı şekilde cevap verilmek
durumunda kalınmıştır.

3) İlgi (a) mesaj emrinde
esasen,ortalıkta dolasan konuşmaların bir spekülasyona neden olduğu
vurgulanmıştır. Böyle bir toplantının teyidinin veya tekzibinin ilkönce
kendi mensubumuzdan öğrenilmesi de doğaldır. Dosya Böyle tekemmül
ettirilmektedir. Aksi halde yalan haber üzerine bina kurulmuş olur.

4) Gönderilen tüm mesajlar sıralı amirler tarafından görülmektedir. Bu, çok tabıdır.

5) Hiç yeri olmadığı halde Kulaksızoğlu ile ilgili bazı bilgiler
verilmektedir. Daha önce konunun içinde olan biri olarak Böyle bilgileri
resmi mesaj formunda ve anında vermiş olmanız tercih edilecek doğal bir
hareket tarzıdır.

6) Daha evvel şifahi konuşmalarda
belirtildiği gibi kimse kimseyi karalamak veya zarara sokmak gibi bir
caba içerisinde değildir.

7) Ünitenin başında bulunduğuma göre,
mesajların benim imzamla yazılması ne kadar doğalsa içeriğini de aynen
benimsemem kaleme almam kadar doğaldır.

Cool Burada Op.
Başkanlığını bir aracı veya verilen her emri yerine getiren bir makam
şeklinde nitelemeniz de doğru bir hareket tarzı değildir.

9) Sayın Müsteşar kendisinde sizin tarafınızdan verilmiş herhangi bir dilekçe olmadığını da belirtmişlerdir.

10) Resmi yazışmalara resmi cevap verilmesi ve bunun resmi bir üslup
içinde bulunması tercih edilmesi gereken bir hareket tarzıdır. Özel
yazışmaları istediğiniz gibi yapabiliriz. Bu vesile ile aileniz ile
birlikte iyi bir izin geçirmenizi diliyorum."


25. M. Eymür'ün Dilekçesi

Gönderilen Dilekçe:

11.08.1998

Milli istihbarat Teşkilatı Müsteşarlık makamına Ankara

Şubat 1998'de görevli olarak geldiğim zaman, ilişikte tekraren sunduğum
dilekçemi makamlarına bizzat elden vermiştim. Uzun süre bekledikten
sonra Operasyon Başkanı Azmi KOÇDAĞ'dan dilekçemin akıbetini sordum.

Makamlarına sorduktan sonra müsteşarda böyle bir dilekçenin bulunmadığını bana bildirdi.

Yakın tarihte Ankara'da bulunan oğlumdan oturduğu apartman dairesinin
kapılarının kurcalandığını ve kilidinin bozulduğunu öğrendim.


Şahsıma ve aile fertlerime ve yakınlarıma yönelik yürütülmüş bulunan ve
halen bilginiz dahilinde veya haricinde devam ettiği anlaşılan
faaliyetlerin önemle ve ısrarla üzerinde duracağımı ve makamlarından
kanuni süresi içinde bir netice alamadığım taktirde daha üst makamlara
ve adli makamlara müracaat edeceğimi arz eder, ilişikteki dilekçemi bir
kez daha gereği için emirlerine sunarım. Mehmet Eymür, Mit Washington
Temsilcisi

* * * * *

23.02.1998

Milli istihbarat Teşkilatı Müsteşarlık makamına Ankara

Başbakanlık Teftiş Kurulu başkanlığınca hazırlanan "Susurluk olayı" ile
ilgili raporun kamuoyuna açıklanması ile Teşkilatın hiyerarşik düzeni
dışında kanunsuz faaliyet yürüten, rüşvetçi, basit, onursuz bir memur,
bir çete reisi konumuna düşürüldüm.

Haksız yere düşürüldüğüm bu
konum, ailem, yakınlarım, dostlarım, meslektaşlarım ve kamuoyu
açısından son derecede üzüntü verici, onur kırıcıdır.

11 Şubat
1998 tarihinde Müsteşarlık emri ile geldiğim Ankara'da bazı
incelemelerde bulundum ve konu ile ilgili bazı önemli tespitlerim oldu.
Aşağıda maddeler halinde sunulan bu tespitler, Müsteşar Yardımcısı
Mikdat Alpay ve Ankara Bölge Başkanı Engin SÖYLEMEZOĞLU'nu doğrudan
suçlamama neden olan ve tarafımdan kasıtlı olarak değerlendirilen
fiillerdir.

1. Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay'ın sevk ve
idaresinde başbakanlık Teftiş kuruluna verilen yazılı ve sözlü bilgiler
ile verilmesinden imtina eden veya saklanan bilgiler, Teşkilatı ve
dolayısıyla şahsımı savunmadan ziyade Hanefi Avcı tarafından kasıtlı
olarak ileri sürülen yalan iddiaları destekler mahiyette olmuş,
kanaatimce zamanın MİT Müsteşarı Sn. Sönmez Köksal da kandırılmış ve
yanlış yönlendirilmiştir. Başbakan'dan bile bazı bilgilerin gizlenmesi
neticesinde ortaya çıkan tablo, Teşkilatı savunma içgüdüsü ve
becerisizlik fiillerini aşmış ve kasıt unsuru taşır hale gelmiştir.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın raporundaki; "Mit
tarafından cevaplandırılması istenilen sorulara karşılık görüşlerini
detaye eden Teşkilat, Mit-Siyasetçi ilişkisinde ise önceki sayfalardaki
ifadelerimizi teyit eden görüşlere yer vermektedir. MİT'in baskılara
kendi yöntemleri ile direndiği ancak bu titizliğe rağmen istenmeyen
müdahalelerin olabildiği anlatıldıktan sonra örnek olarak Mehmet Eymür,
Tolga Şakir Atik, Nuri Gündeş ve Korkut Eken'in adı zikredilmektedir"
ifadesi bu kasıt unsurunu gösteren en bariz noktalardan biridir.

Yaşamının otuz yılı aşkın bir süresini bu Teşkilata adamış olan şahsım
ile ilgili bu satırları hiçbir vicdani muhasebe yapmadan yazan zihniyet,
esasında her türlü entrika ve siyaset ile iç içe olduğunu da
damgalamaktadır. İşte o zihniyet başkalarına kara çalarak örgütlenerek
ve birilerinin üzerine basarak bulunduğu Teşkilatın kontrolünü ele almak
isteyen zihniyettir.

Ankara'ya gelişimden sonra görüştüğüm
Müsteşar Yardımcısı'nın ilk sözü "benim Müsteşarlığımı sen
engellemişsin, Başbakan'a karımın Ermeni olduğunu söylemişsin" olmuştur.
Bu, karşıdakine suç isnat ederek kendi suçlarını kapatma taktiğinin
basit bir örneğidir.

2. Başbakanlık Teftiş kuruluna verilen
bilgiler ile yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın Teşkilatımızca ve
özellikle Mehmet Eymür tarafından kullanıldığı kabul edilmiş, adı
geçenle ilgili on sayfa menfi bilgi verilirken, şahsın müspet
hizmetleri, karşı tezleri çürütecek olan görüşme raporları ve ses
bantları çözümleri ve resimler her ne sebeple ise verilmemiştir.

Konu bu şekli ile Hanefi Avcı'yı doğrulayan bir veçhe almıştır.

3. Mehmet ali YAPRAK'ın kaçırılışı ile ilgili tarafımdan kaleme alınan
ve konu hakkında soruşturma talep eden arz notunun bir kısmı Başbakanlık
Teftiş Kuruluna verilen bilgiler arasında yer almış, savunmamı
sağlayacak olan önemli kısımların verilmesinden imtina edilmiştir.
Başbakanlık Teftiş Kuruluna filmin kareleri verilerek olaylar
saptırılmış ve aleyhte bir şekle sokulmuştur.

4. Başbakanlık
Teftiş Kurulunca sorulan soruların cevaplandırılması safhasında konuya
hakim olmayan ilgisiz personel kullanılmış, konuların bizatihi içinde
yaşayan personelin bilgi ve görüşlerinin alınmasından imtina edilmiştir.
Bu konuda müracaatla yardımcı olmak isteyen personel de dikkate
alınmamıştır.

5. Bazı resmi evrak ve kayıtlar üzerinde tahrifat yapılmıştır.

6. Teşkilatımızda tekrar görev almamdan itibaren yürütülen bilgi
vermeme, sistem dışında tutma, engelleme, maiyetimdeki personeli taciz
etme, sindirme, birbirine düşürme gibi sistemli yıpratma faaliyetleri,
ABD'ye tayinen karargahtan ayrılmam üzerine artan bir şekilde
personelimi ve hatta ailemin fertlerini de içine alacak şekilde devam
etmiştir.

a) Yakın korumamı yapan ve eskiden emrimde çalışan
personelden usul dışı bir şekilde, "nerelere gittiğim, kimlerle
görüştüğüm" hakkında raporlar istenmiştir.

b) Emrimde çalışmış
olan personele sıcak yaklaşılarak ve sondajlar yapılarak beni suçlayıcı
bilgiler alınmaya çalışılmış, personel üzerinde baskı kurulmuş, bir çok
personelin masası, bilgisayarı gizlice aranmış, ev, iş telefonları ve
odaları dinlenmiştir. Yakın mesai arkadaşlarım sindirilmiş, riskli
görevlerde yer almış olan bazı personel aktif görevlerden alınarak idari
görevlere verilmiş, personelin yanında "Mehmet Eymür'ün pisliklerini
temizliyoruz", "Mehmet Eymür artık bitti, sürüldü" gibi yakışıksız
ifadeler kullanılmış, beni seven ve sayan personel, hatırımı sormaya
korkar hale getirilmiştir. Hanefi Avcı tarafından haksız bir şekilde
suçlanan Duran Fırat'a da benzer sondajlar yapılmış, benimle ilgili
beklenen menfi bilgilerin elde edilememesi üzerine görev yeri
değiştirilmiş, uzun süre takip ve kontrol altında tutulmuş, telefonları
dinlenmiştir. Takip faaliyetinin deşifre olması üzerine bu işlemin
personeli korumak amacıyla yapıldığı belirtilmiştir.

c) Tarafımdan yürütülen bazı eski faaliyetler ve sorgular incelenerek şahsımla ilgili açıklar aranmıştır.

7. Paralel faaliyetler Ankara Bölge Başkanı Engin Söylemezoğlu
tarafından da yürütülmüş, adı geçen Teşkilata benim tavsiyemle giren
yeni bir memura baskı yaparak hakkımda rapor vermesini istemiştir.

8. Oğlum Alp Eymür ve oğlum gibi elimde büyüyen yakın arkadaşı İsmail
Özbahar uzun süre Ankara Bölge başkanlığı takip şubesince takip ve
kontrole alınmış, özel hayatları incelenmiş, telefonları dinlenmiş,
yaşantıları fotoğraflarla dokümante edilmiştir. (bahsedilen bu çalışma
tarafıma gönderilen mesaj ile belirtilen Bilkent çalışmasının
dışındadır).

Bu hasmane çalışma, oğlumun ve arkadaşının
yaşadığı ve benim de bazı şahsi eşyalarımın bulunduğu evin illegal
olarak aranması noktasına kadar gelmiş, sonuçta oğlumun yakın arkadaşı
olmaktan öteye hiç bir suçu bulunmayan İsmail Özbahar'ın Şubat ayının
ilk haftasında beyaz Ford Escort (06 R 5162) ve beyaz Toros marka
otomobilleri kullanan takip memurlarınca Ahlatlıbel'de önünün kesilip
tabanca zoruyla aşağıya indirilmesi, çamurlara yatırılması ve kıyasıya
dövülmesi ile neticelenmiştir. İsmail Özbahar kendisini döven kişilerin
tarifini vermiş olup, gerektiğinde bu personelin teşhisleri
yapılabilecektir.

Hedef şahıslara bile uygulanmayan bu düşmanca
tavrın nedenlerini ve kimin yarına yapıldığını veya bütün bu kasıtlı
faaliyetlerin Teşkilat ve devlet yararına ne gibi artılar getirdiğini
anlamak mümkün değildir. Sanki bu eylemleri yapanlar, bu eylemler için
emir verenler, yokluğumda aileme, çocuklarıma sahip çıkacak Teşkilat
mensupları değil de Susurluk çetesinin mensuplarıdır.

Yukarıda
bahsi geçen "açık arama" faaliyeti sadece benimle sınırlı kalmamış,
Teşkilatın bazı üst düzey yöneticileri için de benzer çalışmalar
yapılmıştır. Bütün bu çalışmalar Teşkilattaki gizli bir kadrolaşma ve
tasfiye faaliyetinin
belirtileridir. Bu plan son anda mit müsteşarının seçiminde yapılan değişiklikle amacına ulaşamamıştır.

Yukarıda sunduğum iddiaların makamlarınca araştırılmasını, yetkilerini
ve Teşkilatın imkanlarını keyfi ve sorumsuzca kullanarak ve bazı
personeli tasfiye ederek gizli bir kadrolaşma hareketine tevessül eden
sorumlu personelin ve buna yardımcı olanların tespit edilerek haklarında
kanuni işlem yapılmasını emir ve tensiplerine arz ederim. Mehmet Eymür,
Washington Temsilcisi

Alınan Cevap:

"14/08/98
İlgi: 11.08.1998 tarihli Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı makamına muhatap dilekçeniz

İlgi'de kayıtlı dilekçeniz Müsteşarlık makamına arz edilmiş aşağıda yazılı hususların bildirilmesi emri alınmıştır:

1) Yapılan incelemede, iddia edilen hususlarda gerçek payı olmadığı anlaşılmıştır.

2) Personelin Müsteşarlık çalışmalarına dair kritikleri kişilerin şahsi
görüşleri olarak kabul edilmiştir. Ancak, karar ve sorumluluk
Müsteşarlık makamına aittir.

3) M. E.'nin oğlu ile ilgili
Teşkilatımızı hedef alan iddialarının ise, mesnetsiz ve asılsız olduğu
görülmektedir. Ayrıca oğlunun Ankara'da uygunsuz ilişkileri ile ilgili
bazı makam ve faaliyetlerden derlenen bilgiler 19 ocak 1998'de Op.
Bşk.lığı tarafından özel not ile intikal ettirilmiş, kendisi de bu
ikazlara 20 ocak 1998 tarihinde teşekkürlerini belirten bir mesaj ile
cevap vermiştir.

4) Her memurun ve vatandaşın olduğu gibi M.
Eymür'ün de kişisel problemleri ile ilgili istediği makama gerekli
müracaatı yapma hakkı vardır. Mesajın alındığının bildirilmesini."


25. Washington Temsilciliğinin Kapatıldığı

Alınan Mesaj:

"14/08/98

1- Washington Temsilciliği'nin kapatılmasına karar verilmiş ve M. Eymür'ün merkeze dönüşüne ait kararname onaylanmıştır.

3- M. Eymür'ün, 29 Eylül 1998 tarihinden itibaren mehil süresi
kullanmak suretiyle, 14 Ekim 1998 tarihinde Türkiye'de görev başında
bulunmasını."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 29
Nerden : Bursa

MesajKonu: Geri: Hukuk Mücadelem   Paz Ocak 22, 2012 9:58 am

26. Sabah Gazetesine Demeç

Savunma isteği:

"16.09.1998
Sn. Mehmet Eymür

Sabah Gazetesi'nin bir muhabirine Teşkilat mensupları, çalışmaları,
usul ve metotları hakkında demeç verdiğinize dair bazı duyumlar
alınmıştır.

Anılan gazete muhabirine herhangi bir demeç verilip
verilmediğinin açıklanmasını, tarafınızdan demeç verilmiş ise bununla
ilgili bilgi ve savunmanızın, zarfın alınış tarihinden itibaren 8 gün
içinde yazılı olarak bildirilmesini rica ederim.

Azmi Koçdağ, Operasyon Başkanı"

Verilen cevap:

Bundan böyle savunma isteklerine cevap verilmeyeceği belirtilmiştir.


27. Mehmet Eymür'ün Eşinin E-Mail Yollaması

" /09/1998
Sn. Mehmet Eymür

1. 24 Ağustos 1998 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde ve daha sonraki bazı
İstanbul gazetelerinde eşiniz Janset Eymür tarafından e-mail kanalıyla
anılan gazeteye gönderilen ve bu gazetede "MİT'i Sarsacak Suçlama"
başlığı ile manşette verilen bir haber yayınlanmıştır.

Konunun açıklığa kavuşturulması ve gereğinin ifası amacıyla;

-Bu açıklamamın ve yazının eşinizle ilgili olup olmadığı,

- Sözü edilen açıklamada;

"Eşim konuşamıyor, Şenkal utansın, Ataç mafya temsilcisi, Ataç'ı
Atasagun gönderdi, eşim neden dönüyor, Şenkal Ataç'ı himayesine alarak
önemli bir göreve getirdi. Çakıcı'yı MİT'e empoze eden kendisidir." Vs.
şeklinde pek çok husus yer almıştır. Bu konu ile ilgili bilginizin olup
olmadığı,

-Bu bilgileri bir servis mensubu eşinin nereden ve nasıl öğrendiği, bu bilgilerin doğruluk derecesi,

-Bu hususların bilginiz altında nasıl ifşa edildiği, bu haberlerin tam
Türkiye'ye dönüş emrinin alındığı zamana rastlamasının izahı,

gibi hususların yazılı olarak açıklanmasına.

2. Bu fiiller 2937 sayılı yasa gereği suç teşkil etmektedir. Dolayısıyla savunmanızın alınması zarureti doğmuştur.

Bu zarfı aldığınız tarihten itibaren 8 gün içinde savunmanızın ve
açıklamalarınızın yazılı olarak bildirilmesini rica ederim. Azmi Koçdağ,
Operasyon Başkanı"

Verilen cevap:

Bundan böyle savunma isteklerine cevap verilmeyeceği belirtilmiştir.


28 .Mehmet Eymür'ün MİT Yöneticilerinle İlgili İddiaları İçin Savunma İsteği

Savunma isteği:

"29.09.1998
Mehmet Eymür
APK Kurulu Başkanlığı'nda Başkan Yardımcısı,
Kurul Üyesi

Personel Başkanlığının 28.09.1998 tarih ve 17472 sayılı MİT Müsteşarlığı Makamına yazdığı yazı üzerine:

"21.09.1998 tarihinde Operasyon Başkanlığı odasında Başkan Azmi KOÇDAĞ
ile yaptığınız görüşmede; Operasyon Başkanı; kanaat ve mütalaa olarak
şahsınızın (Mehmet Eymür) Mafya ile hiçbir ilişkisinin olmadığının, bunu
ispat edeceğinizin, Mafya ile ilişkisi olanın başkası olduğunun,
kimlerin kimleri kullandığının artık su yüzüne çıktığının, olayları
sonuna kadar takip edeceğinizin, kendinizde bilgi ve belgelerin
bulunduğunun belirtilmesi üzerine, Sayın Müsteşarın;"şahıs elinde belge
olduğunu beyan etmekte, belgenin teşkilata ait olması halinde gerekli
soruşturmanın yapılması gerekir" emirleri üzerine Müsteşarlığın
28.09.1998 tarihli olurları ile şahsınız hakkında Teftiş Kurulu
Başkanlığı emirleri uyarınca tarafıma soruşturma görevi verilmiştir.

06.10.1998 tarihinde saat 10:00'da MİT Teftiş Kurulu yönetmeliği
hükümleri çerçevesinde ön bilginize müracaat edilip ifadenize gerek
duyulmuştur. Beyan ettiğiniz elinizdeki belgelerin mahiyet ve muhtevası,
Teşkilata ait olup olmadığı soruşturmaya konu olacaktır.

Mezkûr gün ve saatte Müsteşarlık Teftiş Kurulu'nda hazır bulunmanızı arz ve rica ederim. Fikret KUTLAY, Müşavir Başmüfettiş"

Verilen cevap:

Bundan böyle savunma isteklerine cevap verilmeyeceği belirtilmiştir.


Savunma isteği:

"13.01.99
Sayın Mehmet Eymür

Hakkınızda yürütülen iki ayrı soruşturma ile ilgili olarak MİT Disiplin
Kurulu'nun savunma istemli 03.11.1998 tarih, 231 sayı ve 12.01.1999
tarih, 248 sayılı yazıları ekte sunulmuştur.

657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu'nun 130 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, konuya
ilişkin savunmalarınızı bu yazının tebliğ tarihinden itibaren en geç
yedi gün içinde MİT Disiplin Kurulu'na ulaştırmanızı rica ederim.
Kubilay Günay

03.11.1998
Sayın Mehmet Eymür

14
Eylül 1998 tarihli HÜRRİYET Gazetesinde yayımlanan bir haberle ilgili
olarak Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca yürütülen soruşturmada verdiğiniz
23.09.1998 tarihli ve "Savunma" konulu yazınızda "Uzun bir zamandan beri
Milli İstihbarat Teşkilatının mevcut yöneticilerinin, politik çıkarlar
ve menfaat grupları lehine kanunsuz ve usulsüz işlemlere tevessül
ettiğini" ve "Gizlilik gerekçesinin arkasına sığınarak tertiplerini
devam ettirdiğini" ileri sürdüğünüz, Müfettiş tarafından alınan
30.09.1998 tarihli ifadenizde ise yöneticilerden kastınızın "MİT
Müsteşarı, Operasyondan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı ve Ankara Bölge
Başkanı" olduğunu açıkladığınız anlaşılmıştır.

Soruşturma
Raporu'nda sözkonusu iddiaların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun
125 inci maddesinin (D) bendinin (1) alt bendi kapsamında disiplin suçu
olduğu değerlendirilmiş ve hakkınızda disiplin cezası uygulanması teklif
edilmiştir.

657 sayılı Kanunun 130 uncu maddesinin ikinci
fıkrası uyarınca, konuya ilişkin savunmanızı en geç yedi gün içinde
Başbakanlık kanalıyla MİT Disiplin Kurulu'na ulaştırmanızı rica ederim.
Kubilay Günay, MİT Disiplin Kurulu Başkanı


12.01.1999
Sayın Mehmet Eymür


Kanal D Televizyonunun 05.10.1998 tarihli ana haber bülteninde
yayınlanan açıklamalarınız ve Hürriyet Gazetesinin 06.10.1998 tarihli
nüshasında yayımlanan "Apo'nun Kurtulduğu Gece" başlıklı haber ile
ilgili olarak Başbakanlık Teftiş Kurulu başkanlığı ve MİT Müsteşarlığı
Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca müştereken yürütülen soruşturma neticesinde
hazırlanan 07.12.1998 tarih ve 12/98-1 sayılı Soruşturma Raporu'nda;
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 15 ve 31 inci maddeleri hilafına
televizyon kuruluşuna demeç verdiğinizin sabit olduğu ifade edilmiş ve
bu nedenle hakkınızda 657 sayılı Kanunun 125 inci maddesinin (D)
bendinin, "Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo
ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermek" ve " Açıklanması
yasaklanan bilgileri açıklamak" şeklindeki (g) ve (k) alt bentleri
uyarınca disiplin (kademe ilerlemesinin durdurulması) cezası uygulanması
teklif edilmiştir.

657 sayılı Kanunun 130 uncu maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca, konuya ilişkin savunmanızı en geç yedi gün
içinde MİT Disiplin Kurulu'na ulaştırmanızı rica ederim. Kubilay Günay,
MİT Disiplin Kurulu Başkanı"

Savunma isteğine cevap:

Tarih: 02.02.1999

Sayın Kubilay Günay MİT Disiplin Kurulu Başkanı

(1) Milli İstihbarat Teşkilatı ile ilişkim, 01.Ekim. 1998 tarihi
itibariyle kesilmiştir. Bu husustaki kayıtların Personel Başkanlığınızda
bulunması gerekir. İdareniz ile ilişiği kesilmiş ve halen organik hiç
bir bağı bulunmayan bir kişiye disiplin soruşturması yapılmasını hangi
mevzuata ve hangi gerekçelere dayandırdığınızı bilmiyorum. Ancak usul
dışı ve hatalı bir işlem olduğunu açıkça belirtmek isterim. Madem
idarenin böyle bir soruşturma yapma niyeti vardı, neden yangından mal
kaçırır gibi apar topar ilişiğim kesildi? Önce soruşturmaları bitirip,
ceza verip, sonra gereğini yapsaydınız. Şimdi, hiç bir dayanağı olmadan
"yurt dışından alıp, Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan çıkarmaya kadar
varan kanun ve usul dışı, haksız, insafsız, iftira ve tertibe dayalı
işlemlere, yeni bir usulsüz işlemle gerekçe yaratılmaya çalışıldığı
anlaşılmaktadır.

(2) "231 Sayılı Savunma İsteği" ile ilgili
yazınızda, Mit Müsteşarı, Operasyondan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı ve
Ankara Bölge Başkanı ile ilgili olarak "Uzun bir zamandan beri politik
çıkarlar ve menfaat grupları lehine, kanunsuz ve usulsüz işlemlere
tevessül ettikleri" şeklindeki beyanımın disiplin suçu olarak
değerlendirildiğini belirtmişsiniz.

Ben bu beyanımı sadece
23.09.1998 ve 30.09.1998 tarihli Savunma yazısı ve ifadede belirtmedim.
Bu konudaki ilk yazılı beyanım, bahsedilen tarihten 7 ay, günümüzden bir
yıl önce, 23.02.1998 tarihinde bizzat MİT Müsteşarına bir dilekçe ile
başvuruşum ile olmuştur. Uzun süre bekledikten ve herhangi bir cevap
alamadıktan sonra 11.08.1998 tarihinde ABD'den yolladığım resmi yazıyla
başvurumu tekrarladım. Bana Müsteşarın "İddia edilen hususlarda gerçek
payı olmadığı anlaşılmıştır. Personelin müsteşarlık çalışmalarına dair
kritikleri kişilerin şahsi görüşleri olarak kabul edilmiştir. Karar ve
sorumluluk Müsteşarlık makamına aittir. Her memurun ve vatandaşın olduğu
gibi M. Eymür'ün de kişisel problemleri ile ilgili istediği makama
gerekli müracaat yapma hakkı vardır" şeklindeki cevabı geldi. Ben de
şimdi vatandaş Mehmet Eymür olarak gerekli müracaatlarda bulunuyorum.

Yukarıda belirttiğim ve resmi yazışmalara girmiş beyanlarıma ilaveten
aynı mealdeki iddiaları, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesindeki
tanıklığım sırasında ve yüksek yargı organı Danıştay'a başvuruda da
tekrarladım.

Gerektiğinde olay, şahit, belge göstererek bu
iddiaların doğruluğunu adli ve yetkili makamlar önünde ispatlamak tabii
ki benim sorumluluğumdadır.

Bu bakımdan yüksek yargı
organlarına intikal etmiş, hükümetin düşmesine neden olacak kadar önemli
gelişmeleri beraberinde getirerek büyük ölçüde doğrulanmış olan
beyanlarımın idarece bir disiplin suçu olarak nitelendirilmesi,
haklılığımı bir kez daha ispatlayan yeni bir örnek oluşturacaktır.

Benim beyanlarımın temelinde müşahhas olaylar, ülke güvenliği ile
ilgili hususlar ve hukuki müracaatlar vardır. İddialarım açık ve nettir.
Amire hakaret, küfür, tehdit, iftira gibi disiplin suçunun unsurlarını
taşıyan bir yönü yoktur.

Örnekleme yapmak gerekirse,
halihazırdaki Müsteşar Şenkal Atasagun Londra'ya tayin edildiğinde,
zamanın Personel Başkanına telefon açarak galiz bir şekilde küfür etmiş
ve hesap soracağı şeklinde tehditlerde bulunmuş, bilahare kapı kapı
dolaşarak eski amirlerini ve meslektaşlarını suçlayan, aşağılayan
konuşmalar yapmıştı. Bu fiilinden dolayı "kınama cezası" gibi basit bir
ceza aldı. Benim beyanlarımın tayin nedeniyle kaynaklanan ve kızgınlıkla
sarfedilen bu tip basit sözlerle bir benzerliği yoktur.

Yine
bir örnekleme yapmak icap ederse, MİT'in örtülü ödeneğinden sorumlu Özel
Muhasebe Sorumlusu Kani, 1998 yılı içinde zimmetinde bulunan 300 milyar
lira civarındaki parayı borsada kullandı. Disiplin suçunu da aşan ve
cezai davası açılması gereken bir eylem olmasına rağmen her nedense
sessiz sedasız emekli edildi ve olay kapatıldı. Benim davranışlarımın bu
şekilde yüz kızartıcı ve gayri ahlaki bir yönü de yoktur.

(3)
"248 Sayılı Savunma İsteği" ile ilgili yazınızda bahsi geçen ve "APO'nun
Kurtulduğu Gece" başlığı ile yayınlanan haber ile herhangi bir
ilişkimin olmadığını daha önce Başbakanlık Teftiş Kuruluna verdiğim
ifadede belirtmiştim.

Esasında bu haber hayati risklerimi
ciddi bir ölçüde arttıracağı cihetle bana zarar veren bir yayın
olmuştur. Buna rağmen yazıyı sanki ben yayınlatmışım gibi suçlamada
bulunulmuş.

Kanal D'deki yayın ise bir nevi meşru müdafaa
hakkımın kullanımıdır. İdarenizce bilineceği üzere Anayasanın tanıdığı
kişilik hakları, diğer hak ve kısıtlamaların üzerinde mütalaa
edilmektedir. Hakkımı ve hukukumu koruması gerekenlerin değil bunu
yapmak, aksine yalan ve iftira üreterek, her türlü kanunsuz eyleme
başvurarak kişilik haklarıma yönelik saldırılarda bulunmalarına karşı,
ölçülü bir ifade tarzıyla yaptığım savunmamın "bilgi ve demeç vermek"
şeklinde mütalaa edilmesi gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Kaldı ki, daha
öncede belirttiğim gibi Milli İstihbarat Teşkilatı ile ilişkim kesilmiş
ve yeni görev yerinde başlamayarak irademi açıkça beyan etmiş
durumdayken (bu husus söyleşide de açıkça ifade edilmektedir) ve
statümde herhangi bir değişiklik olmamışken, ayrılışımdan 4 ay sonra
disiplin soruşturmasına tevessül edilmesini hukuki ve mantıki açıdan
kabul edilebilir bir davranış olarak görmüyorum.

(4) Netice
itibariyle, bahsettiğim dilekçeme ilaveten, Susurluk olayı sonrasında
zamanın Başbakanı Necmettin Erbakan'a verilen rapor, Başbakanlık Teftiş
Kurulu Başkan Vekili Kutlu Savaş'a verilen sözlü ve yazılı bilgiler,
Alaattin Çakıcı ile ilgili dinleme raporları, Washington Temsilciliği
ile MİT Karargahı arasında yapılan yazışmalar, Yavuz Ataç, İbrahim
Ortakçıer, Kaşif Kozinoğlu, Orhan Çoban ile ilgili yazdığım yazılar, MİT
Müsteşarı'nın Başbakan Mesut Yılmaz'la birlikte katıldığı basın
toplantısındaki beyanları, MİT Müsteşarı'nın Milletvekili Fikri
Sağlar'la vaki görüşmesinde "MİT'teki Susurluk Çetesi" ile ilgili
söylediği sözler, MİT Müsteşarı'nın bir grup personelin önünde "Mehmet
Eymür Çetesi" şeklindeki ithamları, MİT Müsteşarının çeşitli zamanlarda
bazı basın mensuplarına verdiği bilgiler, gibi belge ve bilgileri de
kararınızdan önce araştırmanızı öneririm. Mehmet Eymür

Not: 26
Ocak 1999 tarihi itibariyle İstanbul'da annemin adresine yollamış
olduğunuz "Savunma İsteği" yazınız, yurt dışında bulunduğumdan
31.01.1999 tarihi itibariyle elime ulaşmıştır. Bilgi edinilmesini. "


C. USÜLSÜZ VE HUKUK DIŞI TAYİNİN ESAS SEBEPLERİ:

1. Teşkilat İçindeki Makam Kavgaları, Hizipleşmeler, Dış Bağlantılar

Mehmet Eymür, 1994'de memuriyete dönmesini müteakip doğrudan Müsteşara
bağlı olarak faaliyet gösteren Özel İstihbarat Daire Başkanlığını
devralmıştır. Fonksiyonel bir ünitenin başındadır ve Müsteşar
başkanlığındaki günlük toplantılara katılan 4-5 üst yöneticiden biridir.
O tarihte yardımcısı Yavuz Ataç'tır. Mehmet Eymür yeni görevinden
memnun ancak yardımcısından sıkıntılıdır. Daha önceki görev döneminde de
yanında çalışan Yavuz Ataç'ı iyi tanımakta, çalışma tarzı, karakteri ve
ilişkileri yönünden ona güven duymamaktadır. Yavuz Ataç Teşkilata,
Korkut Eken'le birlikte gelmiştir. Her ikisi de o tarihlerde Gölbaşı'nda
Polis Özel Kuvvetlerini eğitirken Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas'ın
dikkatini çekmiş ve neticede "Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan" emekli
olarak Teşkilata alınmışlardır.

Yavuz Ataç da, Özel İstihbarat
Daire Başkanlığını beklediğinden Mehmet Eymür'ün dönüşünden memnun
değildir ve Mehmet Eymür'e karşı tavırlıdır. Mehmet Eymür, Yavuz Ataç
konusunu, kendisine Teşkilata dönme teklifi yapan ve o anda Ankara Bölge
Başkanı olan Şenkal Atasagun'a açar. Şenkal Atasagun bu konuyu hiç
gündeme getirmemesini, MİT Müsteşarı'nın da Yavuz Ataç'dan memnun
olduğunu belirtir ve uzun zaman için bu konu kapanır.

Mehmet
Eymür, bütün zamanını yeni görevine yöneltir. Yakın mesai arkadaşlarının
yardımı ve Müsteşarın desteği ile ünitesini idari, operasyonel ve
eğitim açısından gelişmiş, modern yöntemlerle, kompüterize çalışan,
aktif, dinamik örnek bir ünite haline getirir. Özel İstihbarat Dairesi
ve sonradan onun devamı niteliğinde olan Kontr Terör Merkezi, teşkilatın
en riskli ve yorucu ünitelerinden biri olmasına ve 4 tane şehit
vermesine rağmen genç personelin en çok çalışmayı arzuladıkları yer
haline gelmiştir.

Bu gelişme, Teşkilatta yükselmek isteyen ve
Müsteşarlık yarışı içine giren, hizmetten ziyade kendi avantajlarını
düşünen bazı yöneticileri rahatsız etmiş, Müsteşarın toplantılarda "en
iyi, en süratli ve en tatmin edici raporları Özel İstihbarat
Başkanlığından (veya Kontr Terör'den) alıyorum, size kaçtır söylüyorum
hala yerine getirmediniz" mealindeki sözleri, yurtiçi ve yurtdışındaki
bazı toplantılarına Mehmet Eymür'ü götürmesi ve Teşkilat Karargahı
çapında yapılan anketlerde "Mehmet Eymür'ün ve ünitesinin en iyi
puanları alması gibi olaylar bu rahatsızlığı arttırmıştır.


Mehmet Eymür'ün yeniden göreve dönmesiyle birlikte, bundan rahatsızlık
duyanlardan, Teşkilat dışından Mehmet Ağar ekibi, Nuri Gündeş gibi bazı
eski teşkilat mensupları, Alaattin Çakıcı gibi yeraltı dünyasının önemli
isimleri, Teşkilat içinden Mehmet Ağar ve Emniyet İstihbarat Dairesi
mensuplarıyla yakın ilişki içinde bulunan İstihbarat Başkanı Mikdat
Alpay ve yandaşları ve Özel İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Yavuz
Ataç, Mehmet Eymür aleyhine sistemli bir yıpratma faaliyeti yürütmeye
başlamışlar, bir yandan devlet yönetimindeki etkili kişiler "Mehmet
Eymür size yönelik operasyon yürütüyor, telefonlarınızı dinletiyor" gibi
yönlendirirken diğer yandan basın "Mehmet Eymür özel operasyon
yetkileri ile donatıldı", "Mehmet Eymür ekibi ısınma turlarına başladı,
yargısız infazlar arttı" gibi yalan haberlerle beslenmiştir.


Mehmet Eymür'ün ve dairesinin "gizli ve operasyonel faaliyetlerde
kullanılan" ve MİT içinde dahi bilinmeyenler dahil tüm telefonları,
başında Emin Aslan'ın olduğu Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığınca,
Hanefi Avcı ve Osman Ak kontrolünde dinlenmiş, MİT içinde Mikdat Alpay
bir yandan bu kesimle işbirliğinde bulunurken, diğer yandan emrindeki
İstihbarat Başkanlığından, bilgi vermemek, koordinasyonda bulunmamak,
personeli yasaklamak, Müsteşar'a eksik ve yanlış bilgi vermek suretiyle
Özel İstihbarat Dairesinin ülke yararına yürüttüğü faaliyetleri
baltalamışlardır. Bilahare aynı tavrı, daha kesin hatlarla Operasyon
Başkan Vekili Şenkal Atasagun da uygulamıştır. Bu yıpratma faaliyetinde
en önemli rolü Mehmet Eymür'ün yardımcısı Yavuz Ataç almış, hem Mehmet
Ağar - Korkut Eken grubuna, hem yeraltı dünyasına ve bazı politikacılara
Özel İstihbarat Dairesinden bilgi taşımış, hem de eski asker
kimliğinden yararlanarak bazı ordu mensuplarını Mehmet Eymür'e karşı
menfi olarak yönlendirmiştir.

Mehmet Eymür, yeraltı dünyasının
tanınmış isimleri de dahil, MİT ve Polis içindeki bu değişik orijinli
kişileri neden rahatsız etmektedir? Bu kişileri birleştiren unsurlar
nelerdir? Eymür'ün bu kişilere karşı özel bir husumeti, veya bu kişileri
hedef alan özel bir çalışması mı vardır? Mehmet Eymür'ün MİT Müsteşarı
olmak veya devlet kademelerinde önemli bir mevki ye gelmek veya
politikaya atılmak gibi aynı niyeti taşıyan kişileri rahatsız edebilecek
bir düşüncesi ve çabası mı olmuştur?

Bu suallerin hepsini
"hayır" şeklinde cevaplayabiliriz. Mehmet Eymür sadece çok çalışan,
sorumluluk duygusu yüksek, kendisine tevdi edilen görevleri en iyi
şekilde yerine getirmeye çalışan, araştırıcı, yetkilerini sonuna kadar
kullanan, kanunlara saygılı, demokrasiye inanan, yakınlarının ve
yöneticiliğini yaptığı personelinin sevdiği ve güven duyduğu,
personeline inisiyatif tanıyan, yardımsever, kıskançlığı olmayan,
gösterişi sevmeyen, özel hayatı sakin, aile bağları kuvvetli, mesleki
bilgisi gelişmiş, tekniğe ve yeniliklere açık bir devlet memurudur.
Mesleğindeki yükselişi hep kendi çalışmasına ve başarısına bağlı olarak
gelişmiş, kimseden yardım ve kayırma talebinde bulunmamış, kimse ile
makam yarışına girmemiş, kimsenin makamında da gözü olmamıştır. Politika
ile ilişkisi, tanıdığı bir kaç parlamenter ile tahditlidir. Politikaya
atılmak gibi bir düşüncesi olmadığı gibi, bu güne kadar herhangi bir
politik eğilime de angaje olmuş değildir.

Bazılarının Mehmet
Eymür'le ilgili rahatsızlığı kendilerine olan güvensizliklerinden ve
içinde yer aldıkları birçok kanunsuz ilişkinin ortaya çıkması
korkusundandır. Eymür'ün, görevini taviz vermeden düzgün bir şekilde
yapmasından, görevi icabı bazı kirli ilişkilere ve illegal faaliyetlere
kolayca ulaşmasından korkmaktadırlar. MİT içindeki bazıları da Mehmet
Eymür'ün başarılı olmasından rahatsızlık duymakta ve Eymür'ü kendilerine
rakip olarak görmektedirler. Bu hususlar takip eden maddelerde
misallerle daha açık bir hale getirilecektir.

Mehmet Eymür,
bilgi akışındaki aksaklıların giderilmesini teminen ve daha verimli
çalışılması amacıyla Mayıs 1995'de Müsteşar Sönmez Köksal'a Özel
İstihbarat Dairesinin Operasyon Başkanlığına bağlanmasını teklif etmiş,
bu husus Müsteşar tarafından da benimsenmiştir. Haziran 1995'de
Müsteşar'ın başkanlığında toplanan MİT üst yönetimi Özel İstihbarat
Dairesinin Operasyon Başkanlığına bağlanmasına ve İstihbarat Başkanlığı
bünyesindeki Kontr-Espiyonaj ünitesinin de zaman içinde yeniden müstakil
bir ünite olarak yapılanmasına (Mikdat Alpay hariç) mutabık kalmış ve
bu mutabakat bir zabıtla tespit edilmiştir.

Neticede bu
birleşme gerçekleştirilmiş ve Şenkal Atasagun Operasyon Başkanlığına,
Mehmet Eymür de Başyardımcılığa atanmıştır. Şenkal Atasagun Yavuz Ataç'ı
önemli bir pozisyon olan "Avrupa Daire Başkanlığı'na" getirmiş, tayin
öncesi Mehmet Eymür'e "Eymür'ün kendisinden eski olmasına rağmen
mesleğine ara verdiği için ve bazı yerlerden tepki gelebileceği
düşüncesiyle Müsteşarın kendisini başkanlığa, M. Eymür'ü de
başyardımcılığa düşündüğünü belirterek Eymür'ün niyetini ölçmüştür. M.
Eymür'de cevaben eski arkadaş olduklarını, böyle bir konunun aralarında
sorun yaratmayacağını, seve seve yardımcılığını yapabileceğini söylemiş,
bu davranışın makam hırsı ile hareket eden başkalarına da örnek
olacağını, önemli olanın senelerdir tenkit ettikleri hususları düzeltmek
ve meslek hayatlarının sonunda Teşkilata ve devlete iyi bir şekilde
hizmet etmek olduğunu belirtmiştir.

Davalı İdare'nin "Devletin
ve anılan Müsteşarlığın çıkarlarını kişisel hırsına feda etme eğilimi
içerisinde olduğu, yukarıdaki maddelerde açıklanan sayısız örnekle
tescil edilen Mehmet Eymür, özellikle ikinci kez ilgili Müsteşarlığa
alındıktan sonraki konumunu ve hiyerarşik yapı içinde yer almayı
kabullenememiş sürekli olarak, müstakil görev arzusu ifade ile kendisine
ve doğrudan Müsteşara bağlı bir birim oluşturulması çabasını yaşama
geçirmek için yoğun bir çaba sarf etmiş ve kendince ileri sürdüğü
gerekçeler çerçevesinde bu arzusunda başarıya ulaşarak -adeta-
denetimden uzak ve başına buyruk bir çalışma ortamı yaratmıştır."
şeklindeki beyanıyla gerçekleri ne derecede saptırıldığını yukarıda
sunulan örnekle bir kez daha anlamak mümkündür. Takip eden maddelerde bu
konu ile ilgili diğer bir örneğe de yer verilecektir.

İki
ünitenin birleşmesi neticesinde beklenen verim alınmamış, aksine Şenkal
Atasagun'un yönetim tarzı nedeniyle eskiye oranla büyük ölçüde düşüş
olmuştur. Şenkal Atasagun beraber çalışmaya başladıkları ilk günden
itibaren herhangi bir neden olmaksızın Mehmet Eymür'e karşı olan eski
tavrını değiştirmiş, Ankara Bölge Başkanlığı'ndaki eski yardımcısını
Başkan Yardımcılığına getirmiş, onunla yakın çalışmaya başlamıştır.
Zamanında Mehmet Eymür'ün ünitesince bin bir zorlukla kurulan birçok
faaliyeti bir kalemde kapattıran Şenkal Atasagun, ita amiri olmasına
rağmen evveliyatı Mehmet Eymür'ün dairesine ait olan bazı masrafları
onaylamamış, Mehmet Eymür'ün ünitesinden gelen personele de hasmane bir
tavır sergileyerek, onlardan ve Mehmet Eymür'den gelen teklifleri kabul
etmemiştir.

Teferruattan haberi olmamakla birlikte, iki
ünitenin birleşmesinden çok şeyler bekleyen, ancak beklediğinin tam
tersini bulan Müsteşar Sönmez Köksal'la Şenkal Atasagun'un arası, bu
nedenle gittikçe bozulmuş, neticede aile fertlerini de kapsayan yakın
dostlukları sona ermiştir.

İki ünitenin birleşmesinden 6 ay
sonra Mehmet Eymür Operasyon Başkanlığına ve Müsteşarlığa aşağıdaki
dilekçeleri vererek Operasyon Başkanlığından başka bir göreve alınmasını
istemiştir.

"22.01.1966

Operasyon Başkanlığına

10.07.1995 tarihinden itibaren kuruluş çalışmalarında bulunduğum ve
23.07.95 tarihinde Sn. Müsteşar tarafından kadrolarının onaylanmasından
sonra Operasyon Başkanlığı Başyardımcısı olarak devam ettiğim
Başkanlığımızda, daha önce vuku bulan ve halen de devam eden
olumsuzluklar nedeniyle verimli olamayacağım düşüncesindeyim.

(1) Fiili durum itibariyle bir Başyardımcı olarak değil bir Başkan Yardımcısı gibi mütalaa edilmem.

(2) Aradan 6 ay gibi bir süre geçmesine rağmen ve bütün çabalarıma
karşın Özel İstihbarat Dairesi ile Dış İstihbarat Başkanlığının
birleşmesinde arzulanan amaca yönelin memesi, hatta eski dairem
tarafından yürütülen ve planlanmış olan bir çok faaliyetin görüşüm bile
alınmadan durdurulması. Yeni tekliflere çeşitli sebepler ileri sürülerek
izin verilmemesi.

(3) Çalışmaların organize ve entegre bir
şekilde yapılmaması, birçok konunun faaliyetlerin birleşme noktası olan
yönetim kadrosunda birleşmemesi, yönetim kadrosunun birbirinden kopuk
hareket etmesi.

(4) Başkanlığın bir organizasyon gibi değil, bir şahıs şirketi gibi tek taraflı kararlarla yürütülmesi.

(5) Personel arasında ayırım yapılması, layık olmadığını düşündüğüm bazı personele onur kırıcı şekilde ve hissi davranılması.

(6) Konumuma, karakterime ve mesleki birikimime layık görmediğim bir
muamele tarzına muhatap olmam. Çalışmalarda heves kırıcı ve amaçtan uzak
lüzumsuz müdahalelerde bulunulması.

Bütün iyi niyetimle zaman
içinde düzeleceğini düşündüğüm bu olumsuzluklar maalesef aynı düzeyde
devam etmektedir. Meslek hayatımda hiç bir zaman muhatap olmadığım
suçlamalara ne yazık ki en yakın dostlarımdan biri ile çalışırken
muhatap oldum ve oluyorum. Aynı düzen içindeki çalışma şartları belki de
yeni ve telafisi mümkün olmayan başka olumsuzlukları da beraberinde
getirecektir. Netice olarak yönetici olarak bizim varlığımız, olumlu bir
amacı, yapıcı bir katkıyı amaçlamalıdır. Aksine mevcut durum Operasyon
Başkanlığına zarar verici hale gelmiştir ve bu durum bütün personel
tarafından bilinmektedir.

Yukarıda saydığım sebeplerle
Operasyon Başkanlığındaki görevimden alınarak Müsteşarlık makamınca
takdir edilecek herhangi bir başka göreve verilmem için ekli dilekçemin
Müsteşarlık makamına iletilmesini arzederim.

Mehmet Eymür,
Başyardımcı


22.01.1996

Müsteşarlık Makamına,

Operasyon Başkanlığı dışında tensip edilecek herhangi bir başka görevde
çalışmak, makamlarınca böyle bir görev bulunmadığı ve uygun görülmediği
tekdirde "emeklilik dilekçesi" vermek arzusundayım. Gereği için
emirlerine arzederim. Mehmet Eymür Operasyon Başkanlığı Başyardımcısı."

Mehmet Eymür'ü bu dilekçeleri vermeye zorlayan ve emekliliğini isteme
raddesine getiren olaylar nelerdir. Bunu bir kaç örnekle izah etmekte
yarar bulunmaktadır.

MİT'in eski mensuplarından birinin
akrabası olduğu ve yurtdışında çok geniş imkan ve kabiliyetleri
bulunduğu belirtilerek Yavuz ATAÇ tarafından MİT'e takdim edilen Mehmet
Kulaksızoğlu isimli bir şahıs, Teşkilattaki kayıtlarda herhangi bir
menfi husus bulunmaması üzerine Nisan 1995'de denenmek üzere
görevlendirilerek ve kendisine Mikail Sarı adına kimlikler verilerek
yurtdışına yollanmıştır.

Dört ay sonra Kapıkule hudut
kapısından giriş yaparken kendisini MİT mensubu ve Bulgaristan ve
Romanya sorumlusu olarak tanıtan Mehmet Kulaksızoğlu gümrükte
aranmamasını sağlamış, ancak durumundan şüphelenen görevliler konuyu
bilahare MİT mensuplarına bildirmişlerdir.

Bu gelişme üzerine
konu Operasyon Başkanlığı Başyardımcısı M. Eymür'e iletilmiş, Mehmet
Eymür, Mehmet Kulaksızoğlu'nun sorguya alınması, ilişiğinin kesilmesi ve
Teşkilatça verilen kimliklerin geri alınması talimatını vermiştir. Aynı
zamanda şahsı daha kapsamlı bir şekilde araştırtan Mehmet Eymür,
Kulaksızoğlu'nun Banka dolandırıcılığından arandığını, kaptagon ve
uyuşturucu dahil her türlü karanlık ilişki içinde olduğunu öğrenmiştir.

Mehmet Eymür bir süre sonra Mehmet Kulaksızoğlu'nun kısa bir mülakata
tabi tutulup, verilen kimliklerin elinden alındığını, ancak Operasyon
Başkanı Şenkal Atasagun'un talimatı ile bu kimliklerin geri verilip,
şahsın teşkilatla ilişkisinin devam ettirildiğini öğrenmiş ve
şaşırmıştır. Bu olay Mehmet Eymür ile Şenkal Atasagun arasında gerginlik
yaratmıştır. Mehmet Kulaksızoğlu Ekim 1998'de Akın Birdal suikastının
faili ve Türk İntikam Tugayı'nın mensubu olarak yakalanmıştır.


Mehmet Eymür'le Şenkal Atasagun arasında gerginlik yaratan bir diğer
olay da ilgili personelin ikazına rağmen Şenkal Atasagun'un ısrarla
verdiği yanlış bir karardan doğmuştur. Bu karar memleketine hizmet etmek
düşüncesiyle hareket eden masum bir Türk vatandaşının aylarca yabancı
bir ülkede casusluk suçuyla hücre cezası çekmesine neden olmuş, bu
vatandaşımız bilahare zamanın MİT Müsteşarı Sönmez Köksal ve Mehmet
Eymür'ün çabaları ve bu ülkeyi ziyaretleri ile kurtarılmıştır.


Sürtüşme yaratan bir diğer önemli olay bazı personelle ilgilidir. Mehmet
Eymür, Özel İstihbarat Dairesinin eğitim ve operasyon kabiliyetini
arttırmak için "Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan" ayrılmayı ve emekli
olmak isteyen bir grubun MİT'e alınmasına öncülük eder, gerekli
tahkikatlar tamamlandıktan sonra şahıslar MİT'e alınırlar. Grup içinde
Orhan Çoban isminde bir Albay, iki subay ve birkaç astsubay vardır.
Subaylardan birisi Kaşif Kozinoğlu'dur. Eymür bunlara daimi kadrolar
verilmesine, lojman tahsisinde öncelik tanınmasına yardımcı olur.
Neticede "Eğitim Ünitesi" bazı muvazzaf ve emekli asker kökenli
kişilerin de ilavesiyle karargah binası dışındaki bir yerde, Albay Orhan
Çoban'ın yönetiminde faaliyete başlar. Bu arada Özel İstihbarat Dairesi
Operasyon Başkanlığı ile birleşir.

Bir süre sonra "Eğitim
Ünitesinde" görevli bazı personel Mehmet Eymür'e gelerek, Kaşif
Kozinoğlu'nun kendilerine "bir siyasi eski parti genel başkanına eylem"
için hazırlık çalışması emri verdiğini, böyle bir talimattan bilgisi
olup olmadığını sorarlar. Mehmet Eymür irkilir. Henüz Teşkilatta göreve
başlamasından birkaç ay geçmesine rağmen Kaşif Kozinoğlu'nun normal
sayılmayacak bazı davranışları ile ilgili bir çok bilgi intikal
etmiştir. Eymür konuyla ilgili sual açar, ünitedeki personelin ifadesine
başvurur. Bir sebeple yanına gelen Kaşif Kozinoğlu'nu ve konudan haberi
olduğu halde müdahale etmediği anlaşılan ve Kaşif Kozinoğlu'nu korumaya
kalkan, Mehmet Eymür'e bu bilgiyi kimin bildirdiğini araştıran Orhan
Çoban'ı ağır bir şekilde yerer. Müteakip gelişmeleri ifadesi alınan
personel şöyle anlatır;

"Bir konuyla ilgili olarak bilgi vermek
için Kaşif Kozinoğlu'nun odasına girdiğimde, .... ile konuşuyordu.
Konuşma bittikten sonra bana dönerek " .....'a bir görev vereceğim.
Belki de ikiniz yapacaksınız" dedi. Sonra konunun, ......... öldürülmesi
olduğunu öğrendim. Arkadaşımız bu konu ile ilgili rahatsızlığını bize
anlattı. Bu konuyu Daire Başkanı Orhan Çoban'a bildirdik. Başkanımız,
Kaşif beyi korur bir biçimde, benim haberim olmadan böyle bir şey olmaz,
bu konuyu da burada kapatalım dedi. Aynı konuyu Kaşif Kozinoğlu, bana
da doğrulamış ve bu konuda yapacağımız bir eylemin bize zarardan çok
fayda getireceğini beyan etmiştir.

Daire Başkanımız veya Bölüm
Amirimiz, Sn. Mehmet Eymür tarafından bir soruya muhatap olmuş olacaklar
ki ünitede bulunan bütün personeli bahçede topladılar. Daire Toplantıya
kayıt cihazıyla gelen Daire Başkanı Orhan Çoban, konuşmalarının bir
bölümünü kaydettikten sonra, kayıt cihazını masanın ortasına atarak,
isteyenin alıp, üst makamlara götürebileceğini söylemiş, bundan sonra
çalışmaların Sn. Mehmet Eymür'ün inisiyatifi dışında gitmesi
gerektiğini, engellendiklerini belirterek direkt Sn. Müsteşarımıza bağlı
olarak çalışmamız gerektiğini vurgulamıştır.

Net olarak
hatırladığım bu konuşmada "Arkadaşlar, geçen gün Kaşif, Mehmet Beye
görev sonuç raporunu arz etmeye gittiğinde, birçok konuda hakarete
uğradı. İsteyen bu kaseti Mehmet Eymür'e götürebilir, Bana burada usule
uymayan insanların ağır bir şekilde cezalandırılacağı, hatta büyük
Başkanların bile Teşkilat'tan uzaklaştırıldığı söylenmişti. Ben kimseden
korkmuyorum, Mehmet Eymür'den de korkmuyorum. Bizi buraya Başbakan
aldı, ancak o geri gönderebilir. Burada bizi askeriz diye sevmiyorlar,
işlerimizi engelliyorlar. Ben de duydum, Kaşif'e de tesislere bakmaya
gittiklerinde söylemiş, Genel Kurmay Başkanı'nın anasına küfretmişti.
Ben bir Silahlı Kuvvetler mensubu olarak Gn.Kur.Bşk.'nın anasına
küfrettirmem. Duydun mu Mehmet Eymür, korkmuyorum senden? (Bu sırada
teybe biraz daha eğildi.) Mehmet Beyi de buraya çağıracağım, hepinizin
önünde aynı konuşmayı yapacağım, göreceksiniz."

Devletin üst
kademesine gelmiş bir kamu görevlisinin, Silahlı Kuvvetlerin en yüksek
mertebesine ulaşmış bir şahsiyete küfür ettiğine inanmıyorum. Bu olsa
olsa suçluluk duygusu içinde olanların MİT ile Silahlı Kuvvetleri karşı
karşıya getirme planlarının bir parçası olsa gerek."

Mehmet
Eymür, Orhan Çoban ve Kaşif Kozinoğlu'nu yetkisi dahilinde disiplin
cezası ile cezalandırır. Kendisine "Genel Kurmay Başkanına küfretti"
şeklinde iftira atan bu personelle çalışamayacağını üstlerine yazılı
olarak bildirir. Şenkal Atasagun daha geniş olan disiplin cezası
yetkilerini kullanmak istemez, aksine Orhan Çoban ve Kaşif Kozinoğlu'na
yakınlık gösterir. Neticede Orhan Çoban başka bir Başkanlığa verilir,
Kaşif Kozinoğlu ise Şenkal Atasagun tarafından Operasyon
Başkanlığı'ndaki başka bir üniteye alınarak özel görevlerle yurt dışına
gönderilir.

Diğer bir sürtüşme Avrasya Feribotu'nun kaçırılışı
dolayısıyla meydana gelmiştir. Olayın vuku bulduğu gün Şenkal Atasagun
normal mesai bitiminde evine gitmiş, istirahata çekilmiştir. Kendisinin
evinden rahatsız edilmesini sevmeyen ve Ankara Bölge Başkanı olduğunda
bu konuda emirler yayınlayan Şenkal Atasagun'un bu yönünü iyi bilen
Mehmet Eymür, olayı haber alır almaz hemen bir kriz masası kurmuş,
gelişmeleri ilgili personel ile birlikte sonuna kadar izlemiş, olay
yerine ekip sevk etmiş, Şenkal Atasagun da dahil üst makamları
bilgilendirmiştir. Emniyet Genel Müdür Muavini Cemil Serhatlı ile yakın
koordinasyonda bulunarak olayın istenilen istikamette yönlendirilmesini
sevk ve idare eden Eymür, olay bitene kadar kriz masasından
ayrılmamıştır.
Uykusuz geçen iki geceden sonra olayın iyi bir
şekilde neticelenmesi üzerine Müsteşar Sönmez Köksal kriz ekibine
takdirlerini belirtmiş, buna mukabil Operasyon Başkanı Şenkal Atasagun,
"kriz masasının kendisine sorulmadan teşkil edildiğini, kendisinin kriz
masası için başkalarını görevlendirmeyi düşündüğünü" söyleyerek Mehmet
Eymür'ü kınamıştır. Şenkal Atasagun MİT Müsteşarı olduğunda bazı
gazeteler bunu Avrasya Feribotu operasyonundaki başarısına
bağlamışlardır.

Mehmet Eymür'ün Operasyon Başkanlığından
ayrılmasından ve Kontr Terör Merkezi Yöneticiliğine getirilmesinden
sonra da devam eden bu olumsuzlukları sayısız bir çok diğer örnekle
çoğaltmak mümkündür. Ancak, bu konuyu kapatmadan önce önemli ve aktüel
bir diğer olaya, Alaattin Çakıcı konusuna değinmekte yarar vardır.
Çakıcı olayında şimdilik, sadece MİT açısından baktığımızda gördüğümüz
acayip manzara şöyledir. MİT'in bir ünitesi (Kontr Terör Merkezi)
Alaattin Çakıcı'nın tehlikeli hale geldiğini, siyasi cinayetlere yönelik
planlar yaptığını devletin en üst makamlarına rapor edip, Çakıcı'nın
faaliyetleri ile ilgili bilgi toplamakta, diğer bir ünitesi (Operasyon
Başkanlığı) ise Çakıcı'yı çalışmalarında kullanarak, ona bazı
kolaylıklar sağlamaktadır. Çakıcı Avrupa ve Amerika'da rahat rahat
dolaşmakta, Türkiye'de çeşitli kesimlerle irtibatını devam ettirmekte,
kendisiyle ilgili her faaliyetten haberdar olmakta, Türkiye'deki
adamlarına eylem emirleri verip, devrin Başbakanı dahil politikacılar ve
iş adamlarını tehdit etmektedir. MİT'in Avrupa'daki birimlerinden gelen
Çakıcı ile ilgili bilgiler Operasyon Başkanlığında ve bu bölgeden
sorumlu Daire Başkanı Yavuz Ataç'ın çekmecesinde takılıp kalır, bilgiler
Kontr Terör Merkezinden saklanır.

Vahim olan bu dönemde,
üstelik Alaattin Çakıcı'nın, kendi meslektaşları olan Mehmet Eymür'ü de
kendisine yönelik faaliyetlerden dolayı oğlunu öldürmekle tehdit ettiği
bir devrede, Şenkal Atasagun ve Yavuz Ataç'ın kullanması, onunla olan
irtibatlarını devam ettirmeleridir. Bu hiç bir kalıba sığmayan bir
eylemdir. Bütün bunlardan sonra Mehmet Eymür'ün ve ailesinin basına
sızdırılan "Eymür ve Ataç Alaattin Çakıcı ile olan ilişkilerinden dolayı
çekiliyor, MİT'ten atılıyor" gibi haberlere isyan etmelerinden daha
doğal ne olabilir ki.


2. "İkinci MİT Raporu" Konusu

Davalı İdare yazısının 3.3. bölümünde "İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu
Perinçek tarafından 21.9.1996 tarihinde basın mensuplarına dağıtılan ve
22.9.1996 tarihli Aydınlık Dergisinde "İkinci MİT Raporu" adı altında
yayınlanan bilgilerin MİT Müsteşarlığıyla bağlantısının araştırılması
amacıyla yapılan inceleme neticesinde Teşkilatın Teftiş Kurulu
Başkanlığınca hazırlanan Raporda; söz konusu bilgilerin, daha önce
kendisinden yararlanılmış olmasına rağmen bazı nedenlerle şüphelenildiği
bir dönemde ifadesine başvurulan Tarık Ümit'in iddialarına istinaden
Müsteşarlık K/Terör Merkezi'nce düzenlenen "Asgar SİMİTKO, Lazım
ESMAEILI ve Tarık Ümit olayı" başlıklı iki rapor ile 15.12.1996 tarih
KTM0004 sayılı yazıdaki bilgilerden yararlanılarak, ancak yönetimin
bilgisi ve onayı dışında davacı tarafından hazırlandığı ve ilgili
Müsteşarlık dışına sızdırıldığı kanaati ifade edilmiştir."
denilmektedir.

Susurluk olayına ışık tutacak bu çok önemli
belgelere ve bu belgelerin hazırlanması ile ilgili yan çalışmalara
değinmeden önce Davalı İdare'nin yazısında sık sık kullanılan ve "ancak
yönetimin bilgisi ve onayı dışında davacı tarafından hazırlandığı",
"Müsteşarlık prensip emirlerine aykırı olarak", "Yetkili olmadığı
halde", "Teşkilat metod ve prensipleri ile mevzuata aykırı" gibi
saptamalarının ne derecede doğru olduğunu tespit etmek için, Mehmet
Eymür'ün yöneticiliğini yaptığı "Özel İstihbarat Dairesi'nin" ve onun
devamı niteliğindeki "Kontr Terör Merkezi'nin" ne ile uğraştığına ve
kanuni yetki ve sorumluluklarına kısaca değinmekte fayda görülmektedir.

Özel İstihbarat Başkanlığı genel hatlarıyla; "Terörizme ve Organize
Suçlara karşı koyma, koruma ve eğitme ile sorumlu, operasyonel bir
ünitedir. Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına,
güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü getiren bütün
unsurlarına karşı içten ve dıştan yönetilen; eylemsel nitelikli yıkıcı
ve bölücü faaliyetler ile terör faaliyetlerini etkisiz kılmak amacıyla
karşı tedbirler alan, karşı operasyonel faaliyetler planlayan ve
uygulayan, terör faaliyetleri ile ilgili veya ideolojik amaçlı silah,
narkotik kara para, sahtecilik, kitle imha silahları gibi ulusal veya
uluslararası nitelikli, münferit veya organize suçlar ile, yurdumuza
yönelik tehdit unsuru ülke, örgüt ve organizasyonlar ile bunların içinde
yer alan kişilere, devletin milli güvenlik politikası paralelinde,
gizli faaliyet usul ve tekniklerini uygulamak suretiyle operasyonel
faaliyet yürüten, terör eylemlerini teknik yönden araştıran,
çalışmalarında ilgili iç ve dış kuruluşlar, istihbarat ve güvenlik
servisleri, örgütler, gruplar ve kişiler ile işbirliği yapan ve
koordinasyonu sağlayan, fiziki, kişisel, teknik ve operasyonel koruma
çalışmaları yürüten, Teşkilatın diğer birimlerine planlama ve uygulama
ile teknik ve eğitim desteği sağlayan bir birimdir."

Askar
Simitko, Lazım Esmaeili isimli iki İranlı, 15 Ocak 1995 günü Ataköy
Polat Rönesans Oteli'ndeki Emperyal Gazinosundan sabaha karşı çıkıp
evlerine giderken, yol üzerinde bulunan biri tepe lambalı Renault marka
araç olmak üzere 3 araçtan müteşekkil, uygulama yapan sivil polis ekibi
görümündeki telsizli şahıslar tarafından çevrilerek aramaya tutulmuşlar
ve bilahare aynı şahıslar tarafından kendi arabaları ile birlikte
alınarak götürülmüşlerdir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 29
Nerden : Bursa

MesajKonu: Geri: Hukuk Mücadelem   Paz Ocak 22, 2012 9:59 am

28 Ocak
1995 tarihinde Askar Simitko ve Lazım Esmaeili'nin cesetleri, İstanbul
Silivri'de, Kerev Deresi içinde, tabanca ile çok sayıda kurşunlanmış,
kulakları kesilmiş ve işkence görmüş vaziyette köylüler tarafından
bulunmuştur. Bu olay üzerine, Asgar Simitko ve Lazım Esmaeili ile
ilişkili ve bir çok sakıncalı irtibatı dolayısıyla şaibeli bir personel,
İstanbul Bölge Başkanlığı'ndan alınarak Şenkal Atasagun'un isteği
üzerine Ankara Bölge Başkanlığına verilmiştir.

Tarık Ümit ise,
02.03.95 akşamından itibaren kaybolmuş, kaybolmadan önce İstanbul'da son
olarak Özel Harekatçı bazı polislerle beraber olduğu saptanmıştır.

Özel İstihbarat Dairesi tarafından her iki olayla ilgili araştırma
yapılmış, bilgi toplanmış, onay alınarak diğer bölgelere personel
yollanmıştır. Bu olaylara, Engin Civan'ın vurulması ve Nuriye Uğur Kılıç
- Çakıcı'nın öldürülmesi olayları da dahil edilerek ve illegal
faaliyetlerden şüpheli 25 şahsa ait telefonun tetkikinden başlanarak,
bilgisayar destekli bir çalışmayla, 1500'ün üstündeki şüpheli kişiye ait
telefonun ikili ve çoklu ilişkileri araştırılmış, binlerce kişiye ait
arşiv incelemesi yapılmış, 1995 yılının Mart ve Nisan aylarında
İstanbul'a gönderilen personel vasıtasıyla, eldeki veriler tetkik tahkik
çalışmaları ile geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın önemli bir
bölümü 1995 Nisan sonuna doğru tamamlanmış ve ilgili personel tarafından
kaleme alınan geniş bir raporla sunulmuştur.

Bütün bu
çalışmalar, şifahen arzedilmesinin yanı sıra, günlük hazırlanan
"Ceride"'lerle Müsteşara sunulmuş, elde edilen bilgiler ilgili
Başkanlıklarla paylaşılmış, alınan talimatlar doğrultusunda hareket
edilmiştir.

Bu bakımdan, Mehmet Eymür'ün başında olduğu
ünitenin, kanunlar çerçevesinde verilen görevlere uygun olarak
çalışmasını, ve bu çalışmadan ortaya çıkan hasılayı "ancak yönetimin
bilgisi ve onayı dışında davacı tarafından hazırlandığı" gibi bir
mantığa bağlamak ve yok saymak insafla bağdaşan bir davranış biçimi
değildir.

Özel İstihbarat Daire Başkanlığı, bütün bu çalışmalar
neticesine elde edilen bilgileri, 04.Eylül.1996 tarihinde Mehmet
Eymür'ün imzasıyla uzun bir mesaj halinde (takriben 10-12 sayfa) ve
önceki yazışmalara ilgi vererek ilgili Merkez ve Bölge Başkanlıklarına
yollamış, Abdullah Çatlı grubu başta olmak üzere illegal ve çete
faaliyetlerine dikkat çekmiş ve Söylemez çetesinin elinde bulunan imha
gücü yüksek silahlara değinerek, "hedefleri, çıkar ilişkileri ve karşı
koyma imkanları itibariyle değişik mücadele yöntemleri gerektiren ve
gittikçe kontrolden çıktığı gözlenen bu yeni terör olgusunun dikkatle
izlenerek elde edilen bilgilerin gönderilmesi" istemiştir.


Tuhaftır ki bu yazı, hemen akabinde İstihbarat Başkanlığınca herhangi
bir sebep gösterilmeksizin toplattırılmış, Özel İstihbarat Dairesi
Başkanlığı'ndaki nüshaları da istenmiştir. Olayların üzerinde
durulmamış, suçun, kanunsuzluğun devam etmesine göz yumulmuştur.

Takip eden günlerde Mehmet Eymür TBMM Susurluk Komisyonunda ve Türkiye
İşçi Partisinin açtığı davada "Kanun kaçağı Abdullah Çatlı'yı ilgili
makamlara bildirmemekle suçlanmıştır. Aynı dönemde "Susurluk Olayının
çözümü!" için özel bir çalışma grubu tesis eden Mikdat Alpay ise bu
grupta görevli Ş.A., S.G, U.K, isimli personeli çağırıp yemin ettirerek
kayıtlarda tahrifat yapılmasını ve Özel İstihbarat Dairesince yazılan
yazı ve bazı evrakın yok edilmesini sağlamıştır.

21.09.1996
tarihinde "İkinci MİT Raporu" adı altında aynı bilgileri içeren bir
belgenin ortaya çıkması, dikkatlerin Mehmet Eymür üzerine çevrilmesine
neden olmuş, Eymür bu gelişmeden, 1988'deki senaryoyu yeniden yaşayacağı
düşüncesine üzüntü duymuş, sıkıntılı günler geçirmiştir. Bu konuda MİT
Teftiş Kurulu'nca ifadesine başvurulan Eymür, yayınlanan bilgilerin
kendi dairesinin çalışmalarından alınmış bilgiler olduğunu kabul eder
ancak, basına ve özellikle kendisini yıllardır hedef haline getirmiş
Doğu Perinçek'e böyle bir bilgiyi hiç bir zaman sızdırmayacağını da
ilave eder.

03 Kasım 1966 tarihinde Susurluk'taki kaza vuku
bulmuş ve olaylar süratle birbirini kovalar hale gelmiştir. Doğrular ve
yalanlar birbirine karışmış, ortalığı karıştırmak isteyen yalan haber
üreticileri ile doğruların ortaya çıkmasından rahatsız olanlar,
paslaşmaya başlamışlardır. Doğu Perinçek elindeki bilgileri düzmece
bilgilerle geliştirip ilaveler yaparak yeni çeteler yaratmış ve Mehmet
Eymür'ü de bu çetelerden birine oturtturmuştur. Mikdat Alpay, Doğu
Perinçek'in iddialarını esas alarak MİT'in devletin üst makamlara
sunduğu "değerlendirme raporunu" hazırlamıştır.

Hanefi Avcı,
inandırıcı olması için başka unsurları da araya katarak esas hedefi olan
Mehmet Eymür'ü ağır bir şekilde suçlamış, "bir bilen", "dürüst insan"
mertebesine ulaşmıştır. Hiç kimse televizyonlara çıkan itirafçı PKK'lı
provokatörlerin Hanefi Avcı tarafından hangi illegal faaliyetlerde
kullanıldığını araştırmamış, senelerce belli yerlerde önemli görevlerde
bulunan Hanefi Avcı'nın bir çok olaydan neden haberi olmadığı
değerlendirilmemiştir.

Muhalefet Partisi Başkanı ve Başbakan
Mesut Yılmaz'ın özel ve açık beyanları, Kutlu Savaş'ın resmi ve basın
aracılığıyla yayınlanan gayri-resmi raporları, Şenkal Atasagun'un açık
ve kapalı kapılar arkasındaki yakıştırmaları ve Alaattin Çakıcı'nın
ısrarlı talebi neticesinde olay Mehmet Eymür'ün MİT'ten başka bir
üniteye tayinine kadar gelmiş, böylece Susurluk olayı bitmiş, MİT
içindeki Susurlukla ve çetelerle bağlantılı kişiler temizlenerek düzlüğe
çıkılmıştır.

Tayin olayının kamu oyuna yansıyan, basın
toplantılarında yetkili kişiler tarafından açıkça beyan edilen ve
bilinen sebebi budur. Herhalde Davalı İdare asılsız ve yalan iddialar
üzerine inşa edilecek bir tayin gerekçesinin sakıncalarını anlamış ve
bazısı 20-30 sene öncesine dayanan disiplin suçlarına, alınmamış
kararlara, beyanat verme gibi iddialara ve mesnetsiz bir şekilde Mehmet
Eymür'ün yerilmesine yer vererek hukuk dışı ve usulsüz tayinine gerekçe
bulmaya çalışmıştır.

3. ANAP Genel Başkanı/Başbakan Mesut Yılmaz'la İlişkiler, Kutlu Savaş, Şenkal Atasagun:

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, geçmiş yıllarda medya aracılığı ile
telefonlarının Mehmet Eymür'ce dinletildiğini iddia etmişti. Bu iddia
doğru olmadığı gibi Mehmet Eymür'ün başında olduğu ünitenin teknik
olarak böyle bir imkanı da yoktu. Mehmet Eymür'ün ünitesi ancak terör
veya organize suçlarla ilişkili önemli faaliyetlerde böyle bir talepte
bulunabiliyordu.

Mesut Yılmaz, Müsteşar Sönmez Köksal'la bir
görüşmesinde Mehmet Eymür'ün siyasi faaliyetler içinde olduğunu
belirterek Teşkilattan uzaklaştırılmasını ister. Müsteşar Sönmez Köksal
bu iddianın doğru olmadığını bilmektedir.

Mehmet Eymür'ün
ilişkilerinin ve faaliyetlerinin kendisinin bilgisi dahilinde olduğunu
belirtir ve Eymür'ün siyasi bir faaliyet içinde olmadığını izah eder.
Mehmet Eymür, birçok başka örnekte olduğu gibi birilerinin Mesut
Yılmaz'ı kendisine karşı yönlendirdiğini düşünür ve Mesut Yılmaz'ın
zaman içinde doğruları bulacağını tahmin eder.

Susurluk
Olayından sonra Doğu Perinçek "Çiller Özel Teşkilatı" diye bir teşkilat
olduğu iddiasını ortaya atar ve Mehmet Eymür'ü karşı karşıya olduğu
kişilerle birlikte bu teşkilatın bir üyesi olarak ilan eder. Bunun
üzerine Mesut Yılmaz yeniden medya kanalıya ve Perinçek'i doğrular bir
tavırda Mehmet Eymür'den bahsederek Eymür konusunda MİT Müsteşarını ikaz
ettiğini belirtir.

Bu yayın üzerine Mehmet Eymür'ün Yılmaz
ailesi ile tanışıklığı olan bazı dostları, aileyi Mehmet Eymür'den
habersiz, Mesut Bey'in hata yaptığı konusunda ikaz ederler. Mesut Bey'in
Mehmet Eymür'ü tanımasını ve konuşmasını sağlık verirler. Bu ikaz
üzerine Mesut Yılmaz'ın sekreteri 05.12.1996 günü Mehmet Eymür'ü
arayarak randevu talebi olduğunu belirtir. Mehmet Eymür şaşırarak böyle
bir talebinin olmadığını ve bir yanlışlık olduğunu ifade eder ve
telefonlar karşılıklı kapanır. Bir müddet sonra Mehmet Eymür'ün tanıdığı
Yusuf Namoğlu arar ve konuyu izah eder. Akşam üstü birlikte gitmelerini
önerir.

Budapeşte'de yumruk olayı birkaç gün önce olmuş ve
Mesut Yılmaz'ın evinin önü gazetecilerle doludur. Eymür gazetecilere
görünmek istemediğini belirtir. Bunun üzerine birlikte akşam yemeği
yedikten sonra geç bir saatte gitmeyi kararlaştırırlar. Mehmet Eymür bu
gelişmeyi Müsteşar Köksal'a anlatarak iznini alır. Müsteşar Köksal "iyi
olur git, seni tanısın" der.

Yusuf Namoğlu ve Mehmet Eymür gece
saat 01:00'de Reşit Galip Caddesindeki binaya giderler. Eymür giderken
Budapeşte'de Mesut Yılmaz'a yapılan saldırı ile ilgili olarak intikal
etmiş bir bilgi notunu da yanına alır.

Eymür ANAP Genel Başkanı
Mesut Yılmaz'a geçmiş olsun dileğini iletir. Kendisi ile ilgili
beyanlarını hakketmediğini ve üzüldüğünü söyler. Kendinden ve
evveliyatından bahsederek Teşkilata yeniden nasıl döndüğünü açık bir
şekilde anlatır. Tekrar dönüşünde Müsteşar Sönmez Köksal ile Özer
Çiller'in desteğini aldığını, her ikisini de daha önce tanımadığını,
esasen emeklilikten sonra Teşkilat hayatını kapattığını ve tekrar
dönmeyi düşünmediğini ve bu konuda hiç bir çaba da sarf etmediğini,
ayrıca böyle bir oluşuma ihtimal de vermediğini, hem Teşkilattan, hem de
Siyasi kanattan aynı zamanda desteklenmesinin çok büyük bir tesadüf
olduğunu, neticede her iki tarafa da kendisini metheden arkadaşları
sayesinde göreve döndüğünü belirtir.

Eymür ilaveten siyasetle
hiç ilişkisi olmadığını, Özer Çiller ile münasebetinin çok tahditli ve
Teşkilatının yararına bir dengede olduğunu, ilişkilerinin Müsteşarın
bilgisi dahilinde ve açık bir şekilde olduğunu, Özer Beye doğru bildiği
hususlarda düşüncelerini açıkça söylediğini, bazı ilişkiler konusunda
kibarca ikazda bulunduğunu açıklamış. Keza Tolga Atik'in de politikanın
kirliliğinden kaçtığı için Teşkilata geldiğini, asker olan babasının bu
seçiminde tesirinin olduğunu, iddia edildiği gibi her bilgiye ulaşacak
bir pozisyonda bulunmadığını, basın tarafından yıpratıldığı için şu anda
açıkta kaldığını ifade etmiştir. Eymür kendi ünitesinin faaliyetinin
hangi alanları kapsadığı ve telefon dinlemelerinin hangi prosedürlere
bağlı olarak yapıldığı gibi bilgiler de iletmiştir.

Mesut
Yılmaz "Şimdi anlıyorum ki size bilmeden bayağı kötülük yapmışız. Sönmez
Bey'den de görevden alınmanızı istemiştim. Ancak telefonumun dinlenmesi
işini bana sizin Teşkilatınızın üst kademelerinden ayrılmış olan Nuri
Gündeş söyledi. Ben de bu düzeydeki bir insanın lafına inandım"
demiştir.

Mehmet Eymür cevaben, Nuri Gündeş'in ilerlemiş yaşına
rağmen Teşkilatı ve devleti karıştırmaktan vazgeçmediğini, Hiram Abas'a
yakınlığı ve Dündar Kılıç'ın sorgusunda ortaya çıkardığı bazı çarpık
ilişkileri dolayısıyla kendisine husumet duyduğunu, esasında adı geçenin
bugün yaşanan olayların ve Abdullah Çatlı'ların mimarı olduğunu
belirtmiştir.

Mesut Yılmaz, Eymür'ü ve Teşkilatı kötüleyenlerin
sadece Nuri Gündeş olmadığını, eski Teşkilat mensuplarından Erkan
Ersil, Ertuğrul Güven ve Mehmet Ağar'ın da bu grup içinde bulunduğunu,
özellikle Mehmet Ağar'ın Başbakanlığı zamanında Eymür'ü çok
kötülediğini, Ağar'ın Teşkilat için de "Bu Teşkilat devlet yararına hiç
bir şey yapmıyor. Devletin bütçesinden büyük para alıyor ama verdiği bir
şey yok. Bu Teşkilatın bütçesi kesilip İçişleri Bütçesine ilave
edilmeli" dediğini söylemiş, Eymür ise, kendisini ve Teşkilatı karalayan
kişilerle ilgili değerlendirmeyi Mesut Yılmaz'ın takdirine bıraktığını
belirtmiştir.

Mesut Yılmaz ile Mehmet Eymür arasında devam eden
görüşmenin ağırlığı o tarihlerde çok aktüel olan Susurluk olayı
ağırlıklı geçmiş, Mehmet Eymür Yılmaz'a gelişmelerle ilgili bazı
açıklamalarda bulunmadan önce devletin üst makamlarının ve Genel Kurmay
Başkanının görüşünü almasını sağlık vermiştir, Mesut Yılmaz, Genel
Kurmay İkinci Başkanı Çevik Bir ve Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman
ile bu konuyu görüştüğünü, adı geçenlerin hadiselerin üstüne gidilmesi
hususunda kendisini desteklediklerini belirtmiştir.

Mesut
Yılmaz, Budapeşte'ye gidişi hakkında kumarhaneye, bankalarda bulunan
parasını çekmeye gittiği, bir kişi ile gizli görüşme yaptığı gibi
çeşitli teoriler üretildiğini, bunların hiç birinin doğru olmadığını
söylemiş ve kendisine yapılan saldırının Türkiye'den alınan talimatla
yapıldığının söylendiğini belirterek Mehmet Eymür'den bu konudaki
yorumunu sormuştur. Eymür, Başbakanlık yapmış bir kişiye yönelik böyle
bir saldırıyı çok vahim bir olay olarak gördüğünü, organize faaliyet
olduğu fikrine katıldığını, bunun kendisine açıklamalarından duyulan
rahatsızlık nedeniyle bir uyarı niteliğinde ve sindirme amaçlı
yapıldığını zannettiğini, saldırganların biz "nereye gidersen git seni
buluruz, bizim her yerde gücümüz var" şeklinde bir mesaj vermek
istediklerini sandığını söylemiş, beraberinde getirdiği nottan
faydalanarak Mesut Yılmaz'ı bilgilendirmiştir. Mesut Yılmaz, Mehmet
Eymür'ün bilgilerinden çok memnun olmuş, notu kendisine bırakıp
bırakamayacağını sormuştur. Mehmet Eymür'ün bu konuda izin almadığını ve
sıkıntıya düşebileceğini söylemesi üzerine "merak etme bende kalır"
demiştir. Eymür, birkaç kez başbakanlık yapmış bir kişiye itimat etmesi
gerektiğini düşünerek notu Mesut Yılmaz'a vermiştir.

Mehmet
Eymür, gelen talep üzerine 10.12.1996 günü saat 23.00'de Yusuf Namoğlu
ile birlikte Mesut Yılmaz'a ikinci kez gitmiştir. Mesut Yılmaz bu
görüşmede Eymür'e Susurluk konusundaki soruşturmayı Kemal Yazıcıoğlu ile
birlikte yürütmeyi teklif etmiştir. Mehmet Eymür "Böyle bir görevi
memnuniyetle kabul edebileceğini ve bunun sorumluluğundan kaçmayacağını,
ancak, kamuoyunda bu olayda taraf olarak görüldüğünü, böyle bir görev
alması halinde konunun saptırılacağını ve önemini yitireceğini, bu
düşüncesinin Kemal Yazıcıoğlu için de geçerli olduğunu bu bakımdan böyle
bir göreve başka isimlerin düşünülmesinin daha doğru olacağını
belirtmiştir. Mesut Yılmaz bu görüşmede Eymür'e "Alaattin Çakıcı'nın
elinde çok bilgi var, onu getirtsek faydası olur mu" diye sormuş, Eymür
cevaben "Alaattin Çakıcı'nın ruhen bozuk, kriminal bir kişi olduğunu, bu
tip şahıslara rağbet edilmemesi gerektiğini" söylemiştir.


Mehmet Eymür bu görüşmelerini önce şifahen, sonra da yazılı olarak MİT
Müsteşarına iletmiş, Mesut Yılmaz'ın kendisine vaki iltifatı ve birkaç
kez sarf ettiği "biz size bilmeden çok zarar vermişiz" gibi sözleri
nedeniyle Mesut Beyin peşin yargılarından arındığını zannetmiştir.

Bir süre sonra bir gün, Müsteşar Köksal Mehmet Eymür'ü çağırarak "Sen
Mesut Bey'e bir belge verdin mi?" diye sormuştur. Mehmet Eymür
kendisinde bulunan ve Budapeşte olayı ile ilgili olarak intikal eden
bilgileri düz bir kağıtta Mesut Yılmaz'a verdiğini söylemiştir. Bunun
üzerine Müsteşar Köksal "Ankara Cumhuriyet Başsavcısı arayarak Mesut
Bey'in avukatının "Yumruk" olayı ile ilgili olarak kendilerine Mehmet
Eymür'den aldıkları bir belgeyi verdiğini ve bu belgenin aslının MİT'te
olduğunu söylediğini" belirtmiştir. Mehmet Eymür buna inanamadığını,
Başbakanlık yapmış bir kişi olarak kendisine güvenip notları verdiğini
belirtmiş, Müsteşar Köksal ise "daha tecrübelenmen lazım, keşke bana
sorsaydın" demiştir. Mehmet Eymür, Müsteşar Köksal'ın bu nazik ikazı
karşısında ezilmiş ve Mesut Yılmaz'a yardım ettiği için düştüğü durumdan
dolayı üzüntü duymuştur.

Mesut Yılmaz, takip eden günlerde,
Susurluk ve Budapeşte konularında kendisine destek verilmediği için
Müsteşar Sönmez Köksal'a ve MİT'e karşı tavır alır ve bunu çeşitli
vesilelerle belirtir. Bir süre sonra da başbakan olarak iktidara gelir.

Mesut Yılmaz'ın iktidara gelmesinden önce Müsteşar Köksal Mehmet
Eymür'e ABD'de görevlendirilmeyi teklif eder. Mehmet Eymür son günlerde
çok yıpratıldığını dikkate alarak, kızının tahsili için faydalı
olacağını düşünerek bu öneriyi olumlu karşılar.

Mehmet Eymür,
Mesut Yılmaz'ın başbakan olmasından sonra Müsteşar Sönmez Köksal'ın
talimatı üzerine Kutlu Savaş'la irtibat kurar. Yurt dışına gidişine
kadar Kutlu Savaş ile müteaddit görüşmeler yaparak Susurluk konusunda
yardımcı olur, bir çok önemli konuda bilgi aktarır, kendi ünitesinin
faaliyetleri ile ilgili sualleri cevaplar ve izahat verir.


Eymür, daha sonra basına yansıyan Kutlu Savaş'ın raporunda bu bilgilerin
yer almadığını, tersine birçok konunun saptırıldığını ve kasıtlı bir
şekilde işlendiğini, kendisinin de doğru olmayan bilgilerle ağır bir
şekilde suçlandığını, suçlanması gereken kişilerin ise himaye edildiğini
müşahede eder.

Mehmet Eymür yurtdışına gidişinden önce Kutlu
Savaş ile birlikte Başbakan Mesut Yılmaz'ın makamına gider. Eymür ilk
önce "Sayın Başbakanım, beni Budapeşte olayı bilgileri dolayısıyla çok
sıkıntıya soktunuz" der. Başbakan Mesut Yılmaz ise gülerek "Ne yapalım,
biraz da bizim için sıkıntıya girin" diye cevaplar. Bir süre aktüel
konular ve Kutlu Savaş'la yapılan çalışmalar konuşulduktan sonra Mehmet
Eymür ayrılmak üzere müsaade ister. Başbakan Mesut Yılmaz ayrılırken
Eymür'e "Sen bu memleket için lüzumlu bir insansın, 1-2 sene Amerika'da
dinlen. Sonra yine beraber çalışacağız" diyerek uğurlar.

Mehmet
Eymür, Eylül 1997'de Washington'daki yeni görevine başlar. Altı ay
sonra, 13.01.1998 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde Yalçın Doğan imzası
ile aşağıdaki haber manşetten yayınlanır:

"Telefon dinleme kesin!..
Yalçın DOĞAN

REFAHYOL dönemine ilişkin "anayasal bir suç" var ortada. Başbakan Mesut
Yılmaz "O dönemde telefonlar dinlenmiş, bunu tespit ettik" diyor.

RP - DYP koalisyonu sırasında, ana muhalefet partisi konumundaki
ANAP'ın Genel Başkanı Yılmaz, Amerika'daki Watergate skandalı türünden
ortalığı sarsan bir açıklama yapıyor ve "telefonlarının dinlendiğini"
öne sürüyor. Geçen akşam NTV' deki program sonrasında Mesut Yılmaz'la
bir süre sohbet ediyoruz. Kendisine geçen yıl yaptığı bu açıklama
hatırlatılıyor. "Telefonlarım dinleniyor, demiştiniz, iktidara gelince
bu olayı incelediniz mi" sorusuna, Yılmaz çarpıcı bir karşılık veriyor:

"Evet, inceledim. O tarihte telefonlarım dinlenmiş. Sadece benim değil,
yaklaşık 3 bin 500 kişiyi dinleyecek bir kapasite kurulmuş, ama kaç
kişinin fiilen dinlenmiş, onu bilemiyorum."

Telefon dinlemek,
Anayasaya göre, kişinin temel hak ve özgürlüklerini çiğnemek, özel
yaşamın gizliliğini ihlal etmek anlamını taşıyor. İktidara geldikten
sonra, Yılmaz olayın üstüne gidiyor. İşte Başbakan'ın tespiti:


"MİT'te Mehmet Eymür'ün başında bulunduğu bir gruba telefon dinleme
görevi verilmiş. Bunlar altı, yedi kişilik bir grup. Ben gelince, olayı
öğrendim ve bu grubu dağıttım. Eymür Washington'a tayin oldu. Diğerleri
de dağıtıldı. Ama, onlardan bazıları şimdi DYP'nin çıkardığı bir
gazetede çalışıyor."

Neden DYP'nin çıkardığı bir gazetede?..
Çünkü, Yılmaz'a göre, "telefon dinleme emrini veren DYP'nin üst düzey
yönetiminin çok yakınları." Herkesin tanıdığı, her işin altından çıkan
yakınlar bunlar!..

Kimler, nasıl dinleniyor? Kimlerin telefonları dinleniyor?..

"Bazı mafya tipi kişilerin, bunlarla ilişkide olanların ve bazı
siyasilerin telefonları... Hatta, bazı partilerin... Örneğin, o dönemde
DEP'in ve sonra yerine kurulan HADEP'in"

Böyle bir skandal
Amerika'da başkanları yerinden ediyor. Tüm ülke aylarca bu skandalla
çalkalanıyor. Türkiye'de ise, her şeyin suyu çıkıyor. Hiçbir değerin
kalmadığı, her türlü kurumun ayaklar altına alındığı bir ortamda,
telefon dinleme emri verenler, ortalıkta hala yüzsüzce, arsızca
dolaşabiliyor. Ve bunlardan hesap soracak kimse yok!..

Telefonlar "teknik" açıdan nasıl dinleniyor?..

Telefonu dinlenecek kişinin sesi önce banda kaydediliyor. Sonra
elektronik bağlantılarla, bu ses herhangi bir zamanda, herhangi bir
kişiyle telefonda konuştuğu anda, "bir bant otomatik olarak devreye
giriyor" ve konuşma olduğu gibi kaydediliyor. Anlatılanlara göre,
günümüzde teknik açıdan hiç de güç değil!..

Burası Türkiye...
Skandalın bini bir para... Bir tarihte Türkiye'yi yönettiklerini
sananlar, telefon dinleme emri vermiş. Emri yerine getirenler
yerlerinden uçmuş?.. Ya emri veren siyasiler ve onların yakınları?..

Başbakan Mesut Yılmaz'ın durup dururken Mehmet Eymür'ün ismini gündeme
getiren bu beyanatı ve ardından 10 gün sonra 23 Ocak 1998'de Arena
programında yapılan Kutlu Savaşın Susurluk Raporu ile ilgili
açıklamaları Mehmet Eymür'ün basının ilgi odağı haline gelmesini
sağladı. Herhangi bir yardımcısı olmadığı için telefonlara doğrudan
muhatap olan Mehmet Eymür, kendisini arayan, not bırakan, Büyükelçilik
vasıtasıyla sualler gönderen onlarca gazeteciye herhangi bir açıklama
yapamayacağını söyledi veya onları cevaplamadı. Sadece, daha önceden
tanıdığı Avni Özgürel'le -beyanat veremeyeceğini özellikle belirterek-
nezaket kuralları içinde telefonla, sınıf arkadaşı olan Esen Ünür'le de
evindeki bir yemekte, sohbet etti. Bu bakımdan bu gazetecilerin kendi
haber anlayışları içinde Eymür'e atfen yaptıkları yayınlarının Eymür'ce
verilen bir beyanat veya demeç olarak nitelenmemesi gerekir. Nitekim bu
haberler Başbakanın son açıklamasından 10-12 gün sonra yayınlanmıştır.

Susurluk raporunun açıklanmasının akabinde Kutlu Savaş bir yakını ile
ilgili olarak ABD'ye gelmiş ve Washington'da Mehmet Eymür'ü ziyaret
etmiştir. Mehmet Eymür'ün raporu ile ilgili eleştirileri üzerine Kutlu
Savaş, "Rapor sizin teşkilatınızca verilen bilgilere dayanıyor" diyerek
kendisine verilen bilgileri ve Teşkilat mensupları ile yaptığı bazı
görüşmeleri yansıtmıştır. "Yanlışlıklar varsa bunu da düzeltiriz" diyen
Kutlu Savaş'a Mehmet Eymür, zaten bu sebeple Ankara'ya gitmek ve
Başbakan'la görüşmek istediğini beyan etmiştir.

Mehmet Eymür'ün
Ankara'ya gitme arzusu Karargahı tarafından önce uygun görülmez.
Bilahare ertesi gün gelen mesajla hemen Ankara'ya gelmesi bildirilir. O
tarihte Müsteşar Sönmez Köksal görevden ayrılmış ve izin kullanmaktadır.
Teşkilat Müsteşar olacağına kesin gözüyle bakılan, Mikdat Alpay
tarafından idare edilmekte, basında birkaç adayın ismi daha geçmektedir.

Mehmet Eymür, Ankara'da, Kutlu Savaş'la birkaç kez görüşür. Kendisine
ve mesai arkadaşlarına yönelik suçlamalara neden olan olayları
ayrıntılarıyla anlatır. Başbakan'ın en çok üzerinde durduğu Yeşil kod
adlı Mahmut Yıldırım konusunda çok teferruatlı izahatta bulunur, bu
şahıstan neden ve hangi amaçlarla yararlanıldığını belirtir, Yeşil'in
kullanıldığı önemli bir faaliyette Başbakan Mesut Yılmaz'ın da onayı
olduğunu söyler.

Alaattin Çakıcı konusu açıldığında Eymür,
Kutlu Savaş'a, bir süreden beri (Takriben Ocak 1998'den itibaren) basın
organlarına telefon ederek elindeki bantlardan bahisle hükümeti
düşürmekle tehdit eden Çakıcı'nın, hükümeti çok sıkıntıya
sokabileceğini, eski görevinden dolayı Alaattin Çakıcı'nın Eyüp Aşık ve
bazı ANAP'lılarla ilişkisini bildiğini, Alaattin Çakıcı'nın elinde
"Mesut Yılmaz'ın kendisine yer değiştirip kaçması" için haber
yolladığına dair bant olduğunun söylendiğini belirtir.

Mehmet
Eymür aynı gün veya bir gün sonra Başbakan Mesut Yılmaz'la iki kez
görüşür. İlk görüşme Başbakan'ın makamında kısa bir şekilde, ikinci
görüşme aynı günün akşamında Başbakanlık Konutu'nun toplantı odasında ve
4-5 saat süre ile gerçekleşir. Başbakan Eymür'ü sanki hiç bir şey
yokmuş gibi karşılar. Aynı günlerde Şenkal Atasagun MİT Müsteşarlığına
atanmış ve görevine başlamış, Şenkal Atasagun'u engellemek için onu
takibe aldırtan ve telefonlarını dinleterek, aleyhinde karalama
faaliyeti yürüten Mikdat Alpay, büyük bir şok geçirmesine rağmen önünü
ilikleyip yeni müsteşarını karşılamıştır. Başbakan Eymür'e Müsteşar
seçimini nasıl bulduğunu sorar. Eymür, Şenkal Atsagun'un eski arkadaşı
olduğunu, başarılı olmasını temenni ettiğini, ancak MİT içinde çok
hizipleşmeler olduğunu ve kendisini rahat bırakacaklarını zannetmediğini
belirtir. Başbakan "Şenkal'a talimat verdim. Konsensüs olacak" der.

Akşam toplantısına Kutlu Savaş'ın yanı sıra Eyüp Aşık da katılır. Aşık,
toplantıdan önce Eymür'e Alaattin Çakıcı konusunda izahat verir ve
ilişkiyi basitleştirerek hemşehrisi olduğu için bir veya iki kere
telefonla görüştüğünü, daha ziyade bilgi aldığını söyler. Eymür bunun
böyle olmadığını bilmektedir. Ancak bir şey söylemez, kibar bir şekilde,
başkalarını Aptullah Çatlı ve Yeşil ilişkileri yönünden eleştirirken
kendisinin de çelişkili bir konumda içine bulunmamasını sağlık verir.

Toplantı uzun sürer. Arada, getirilen pideler yenir. Mehmet Eymür
Başbakan Mesut Yılmaz'ın sorularını uzun uzun cevaplar. Mehmet Eymür'ün
Yeşil'in hayatta olmadığı hususundaki kanaatini nedenleri ile anlatması
sırasında Eyüp Aşık, Yeşil'in yaşadığını ve bu hususta kendisine bilgi
geldiğini söyler. Eymür'ün "bilgi verenler güvenilir şahıslar mı?" suali
üzerine Eyüp Aşık, "Bilgi verenleri tanımıyorum. Telefonla veriyorlar,
isim belirtmiyorlar. Ama önemli açıklamalarda bulunuyorlar" diye cevap
verir. Sözüne devamla Eymür'e "Yeşil'in estetik ameliyat geçirip halen
cezaevinde olan Osman Gürbüz'ün yerini alıp alamayacağını sorar" Mehmet
Eymür "Sayın bakanım, bu kadar olayın içinde olduğu iddia edilen bir
adam, kendisi kadar suçlu bir diğerinin kimliğine niye girsin. Girse
girse tanınmayan, düzgün birinin kimliğine girer" diye yanıt verir.

Neticede görüşme gece geç saatlerde, toplantıya katılanları tatmin
etmiş bir görünümde biter. Mehmet Eymür'ün talebi üzerine Başbakan Mesut
Yılmaz, kamuoyuna yansıtılan Eymür'le ilgili menfi tabloyu
düzelteceğine söz verir.

Mehmet Eymür, dönmeden önce yeni
görevine birkaç gün önce başlayan Müsteşar Şenkal Atasagun'u ziyaret
ederek kutlar, başarılı olmasını diler. Atasagun Eymür'e masasının
üzerinde bulunan kalın dosyayı işaret ederek, "dosyanı inceliyorum,
senin kadar takdir ve teşekkür almış personel yok. Ancak çok fazla da
disiplin cezan var" der. Eymür, "hiç iş yapmayan personelin dosyası da
ince olur, ne yapalım" diye cevap verir. Atasagun, Eymür'e hakkında bir
çok iddia var, yolsuzluk yaptığına, gelir düzeyinde ani artış olduğuna
dair iddialar var. Soruşturma yaptıracağım, haberin olsun, bir şey
çıkarsa istifanı isteyeceğim der. Eymür bu sözler üzerine "Bir boş kağıt
ver, hemen imzamı atayım. Sen beni, ailemi bu kadar senedir tanımıyor
musun? Benim bir yolsuzluk içinde olabilmem mümkün mü?

İmzamı
şimdiden atayım, en ufak bir şeyim çıkarsa kullanırsın" diye cevap
verir. Şenkal Atasagun "kağıt imzalamana gerek yok, böyle bir şey
çıkarsa istifanı isteyeceğim" diye yanıtlar.

Eymür bu tatsız
konuşmadan sonra, Müsteşar Atasagun'a Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay
ve Ankara Bölge Başkanı Engin Söylemezoğlu'nu şikayet eden bir dilekçe
verir ve ayrılır. Akabinde ABD'deki görevine döner.

Dönüşünün
akabinde Operasyon Başkanı arayarak Eymür'den "Başbakan'ın Alaattin
Çakıcı konusunda ne yapabileceğini" sorduğunu söyler. Eymür "Burada ne
yapabilirim ki. Zaten yalnız başıma çalışıyorum" diye cevap verir. Kısa
bir müddet sonra, maksatlı ve kışkırtıcı yazılar gelmeye, soruşturmalar
açılmaya başlar. Operasyon Başkanı olduğu devrede Yeşil kod isimli
Mahmut Yıldırım'ın evraklarında onaylama imzası bulunan Müsteşar
Atasagun sanki bu ismi yeni duymuş gibi Mehmet Eymür'e suçlayıcı tarzda
sualler sordurmaya çalışır. Aldığı cevaplar
kendisini komik duruma
düşürmesine rağmen, misyonunu yerine getirmek için bu taciz etme ve
gerekçe yaratma faaliyetini devam ettirir.


4. Alaattin Çakıcı İlişkileri, Hukuk Dışı Tayindeki Rolü:

Mehmet Eymür'ün usulsüz ve hukuka aykırı tayin işlemi için Danıştay
Başkanlığına verdiği dilekçesinde, bu tayinin Alaattin Çakıcı'nın isteği
doğrultusunda gerçekleştiği iddiası abartılı ve ciddiye alınmayacak bir
iddia olarak görülmüş olabilir. Ancak takip eden günlerde Hükümetin
düşmesine kadar varan Türk Ticaret Bankası satışı, ses kasetleri ve
ortadan kaybolan resmi evraklar dikkate alındığında bunun o kadar da
basit bir iddia olmadığı anlaşılacaktır.

Alaattin Çakıcı'nın,
Mehmet Eymür'ün tayininle ilişkisini belirlemek için bir kısmı kamuoyuna
yansıyan ve asılları MİT'in Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanlığı
arşivlerinde bulunan Alaattin Çakıcı - Erol Evcil konuşmalarından bazı
pasajlara göz atmakta yarar vardır. Parantez içindeki isimler bilinen ve
tahmini isimlerdir.

"Erol : Ondan sonra arkadaşlar şeyi alıyor
dedi, sonra sizin arkadaşı da getireceğiz dedi. Şimdi biz bu
çalışmaları başlattık dedi (Muhtemelen ANAP Bursa İl Başkanı Mehmet
Gedik). Bu bir iki gün içinde biter dedi.

A. Çakıcı : Kimi şimdi alıyorlar dedin sen?

Erol : Şimdi Eymür'ün kafası koptu, diğer arkadaş da (Yavuz Ataç) biz
şimdi oturacağız çalışma yapacağız dedi. Ben kendim bizzat söyleyeceğim
dedi. Başka bir şey konuşamadık

A. Çakıcı : Eymür'ün kafası koptu mu diyor ?

Erol : Evet

A. Çakıcı : Hah.

Erol : Sen uzaktakini ara söyle, ona göre şey yapsın.

A. Çakıcı : Tamam oldu. Peki bizimkini ne zaman getireceklermiş ?

Erol : Şimdi 1-2 gün içinde açıklanacak dedi."

*****

A. Çakıcı : Benim sana dediğim bak şu Eymür giderse Yavuz gelecek ama Yavuz'un gelmesi içinde Eymür'ün gitmesi lazım.

*****

"A. Çakıcı : Sana dedi ki o (Mesut Yılmaz), onun kendi bileceği iş, değil mi? Yani almazsa güven oyu yapabilir anlamında.

Erol : Nasıl anlamadım Ha şey dayak yediği zaman mı?

A. Çakıcı : Yok, yok. Hani dedik ki güvenoyu alamazsan şeyi
devireceğiz, Özer'i (Çiller). O da arkadaşımızın bileceği iş dedi sana.
Yani bu ne demektir. Ben alamazsam yapsın. Peşinden de dedi ki güvenoyu
alma isteğimiz var."

*****

A. Çakıcı : Tuşa bir
basıyorsun hep senin dediğini yapıyorum. Bu diyorsun, o diyorsun tamam
diyorum, Topal (Muhtemelen Doğu Perinçek) dedin, aylarca Topal'ın peşine
düştük. Mehmet Ağar dedin, adama söz verdim (kaset konusunda). Dönüş
yaptılar, dedin ki biraz sabret. Bana diyorsun ki bunların üzerine böyle
gitmeyelim. Bunların üzerine nasıl gidelim kardeşim o zaman?


Erol : Uzaktaki arkadaşı (Yavuz Ataç) getirelim diyorsun. Ya, kaseti
söyleyen benim sana, ele avıca konsun birde kaset gelsin, sonra kasetle
beraber bu adamın .....lim diyen biziz. Şimdi benim şu anda adamaların
üzerine gitmeyelim demek, uzaktaki arkadaş gelsin buraya başka bir şey
istemiyoruz şu anda. Bu, .... getireceğim diyor, her gün. Yani benim onu
söylemekteki amacım o.

A. Çakıcı : Sen kendin bana, şu ....lerin sesini alalım elimizde olsun, söylemenden anladığım bu Erol ,

Erol : Tamam ben söyledim sana böyle bir şey, ya aynen bana söylediği şu, Özer'le kötü olan, bizimle arası iyidir dedi adam.

A. Çakıcı : Ya benle bu tarz pazarlık yapanı... affedersin. Neyse kardeşim Erol, bana deki yak o kaseti, aslını yakmayanın ...

Erol : Olur mu ya? Kaset yakılır mı?

A. Çakıcı : Kafaya koymuşum ben bu işi. 50 defa devirirdim. Ya bir
ANAP'lı milletvekiline çaktırırdım bu iş biterdi. Niye bekliyoruz ?
Bizim dostumuzsa sonuna kadar savaşacağız. Onun için. Mehmet Ağar bizim
ağabeyimiz ise elimizden
geldiği kadar yüzüne söyleyeceğiz. Benim
canımı istedikleri zaman Gedik tepki göstermiyor da bir kaset çıkınca ay
diyor mahvolduk . Ya diyeceksin Gedik."

*****

A. Çakıcı : Sen Yavuz'u aradın mı?

Erol : Aradım. Çok kırık konuştu bana nedense, çok soğuk konuştu.

A. Çakıcı : Kim Yavuz mu?

Erol : Hı!

A. Çakıcı : Yoldaydı belki ondan, ben onunla konuştum, Şengay'da deniz kenarında."

*****

"Erol : Ya tepkiden değil, sen çünkü o Aşık denen deyyusu da benden
önce tanıyorsun. Gedik benim arkadaşım. Ulan belki ben yanılmış
olabilirim diye düşündüm o anda. Ya itler beni kandırıyorlar, çünkü hep
bana iyi diyorlar.

A. Çakıcı : Ya Erol'um daha evvelden ne
dediler getiriyoruz. Bu herifin yanına gönderdiler üç saat
konuşturdular. Sonradan birden değiştiler. Bunlar değişen adam, değil mi
?

A. Çakıcı : Erol bunlar bunu biliyorlar ki ben çaktırırım
bir ANAP millet vekiline içlerinden. O istediği kadar Aydın Doğan'a
kredi versin .. Türkiye'de beşinci sınıf bir televizyonu da
programlarsın, istediğini yayınlattırırsın. Ben bunu daha evvel yaptım

A. Çakıcı : Diyorum ben sana, bunlar bilsinler bu kaset şeye gider
neydi onun ismi kadına (Tansu Çiller), kadın bu kasete ne verir sence ?

Erol : Kadın bu kasete 150-200 milyon dolar para verir.

A. Çakıcı :Ya

Erol : Bak, bunu söyleyen Elazığlı (Mehmet Ağar). Eğer bu kadın bu
kasete 200-300 milyon dolar para vermezse ben dedi adımı değiştireceğim.
Bu kasete kadın 300-400 milyon dolar 500 milyon dolar para verir. Bulur
buluşturur bu paraları verir. Bizim şu anda milyon dolarlara
sıkıştığımız devrede biz .. yapmadık yani bu kadar şey, bu paraları
verir ve bu hükümeti de düşürür kadın.

A. Çakıcı : Bende
diyorum ki kaseti Çiftliğe (Siverek) yollayalım. O ağabeyimizle (Mehmet
Ağar) birbirimize namus sözü vermişiz (Kaset konusu). Biz o ağabeyi
rahatlatacağız, dediğimizi yapacağız."

*****

A. Çakıcı
: Evet diyor, Mesut bey dedi ki diyor yerini değiştirsin. Sana haber
gönderen adam canını ister mi diyor. Bunlar zannediyor ki bu kaseti ben
bir televizyon yapımcısına (Kadir Çelik) verdim. Üç, dört arkadaşıma
gönderdim. Enselendiğim an şakır şakır senin dediğin gibi kasetler
piyasaya dolacak. Mehmet Ağar boş mu duracak?

Erol : Mehmet
Ağar çok iyi zamanını ayarladı, şimdi kendine göre bir zamanı ayarladı. O
bizden haber bekliyor. Yani bu iş duyuldu artık. Bu işi, Türkiye
gazetesi yazdı."

*****

A. Çakıcı : Şu Gedik var ya
Gedik, bir tane çaktırayım ona, yarın kaseti verdireyim hükümet düştü.
Yaşar Okuyan'a bir tane çaktırayım hükümet düştü, herhangi bir ANAP
milletvekiline bir tane çaktırayım hükümet düştü, kaset devreye girdi,
iki tane, üç tane ilin il başkanlarına çaksak hükümet gene düştü.

*****

A. Çakıcı : Ben bu işte, iki senedir, üç senedir problemliyim. Ben
onların(MİT) emriyle gittim. Ben direkt ikisinin (Şenkal Atasagun ve
Yavuz Ataç) emriyle, Yavuz'a bağlı olarak gittim, bak hayatımı
kaybettim. Yani onu anlatıyorum. Bunlar yok dediler, yok dediyseler
Londra konsolosluğunun elinde evraklarım var.

Erol : Doğru haklısın.

*****

A. Çakıcı : Eyüp benimle konuşana kadar Mesut hep tedirgindi. Konuştum
ikna ettim, rahatladılar. Bilmiyorlar ki kuyrukları bizim elimizde.

A. Çakıcı : Bu öbür .... aradı mı seni ?

Erol : Hangisi

A. Çakıcı : Gedik, Gedik

Erol : Mutlaka aramıştır

Erol : Ben Kel'e söyle dedim, MİT'teki (Muhtemelen MİT'te Başkan seviyesinde biri). Bir arayayım mı adamı ne diyorsun ?

A. Çakıcı : Hı ?

Erol : Arıyım mı adamı ?

A. Çakıcı : Arıyorsan ara bakalım ne diyor.

A. Çakıcı : Şu arkadaş var daha önceden sana geldi bilgiler verdi, bu
işin uzmanı, vatana millete büyük hizmetleri var. Adama (Yavuz Ataç)
dediler ki en büyük yere getireceğiz. Geri gönderdiler adamı. 33 saat
konuştu, ondan
sonra kalktılar oraya sürdüler. Bizim kellemizi
istediler. Bunların sözüne ne kadar güven olur. Bunlar şimdi 3 aydan
beri getireceğiz dediler. Ben ne dedim hep, bu adamın bugün gitmesi
kadını güçlendirir. Bu kaset olayı bizde iki aydır. Susuyoruz, iki ay
evvel ben Türkiye'yi karıştırırdım şifahen de söylerdik, yapmadık bunu.
Adam olan anlardı. Anlıyor musun adam değil ki, vefasız adam (Mesut
Yılmaz), ne diyeyim ki ben?

*****

Erol : Bu gün İbrahim Yazıcı aradı.

A. Çakıcı : Hı.

Erol : O da duymuş böyle bir şey (Kemal Yazıcıoğlu tayini) fakat DSP
karsı çıkmış. Sonra Elazığ'lı (Mehmet Ağar) aradı, dedi ki mümkün değil
getiremezler alt üst olur her şey dedi. Şunu yapabilirler dedi, Emniyet
ile MİT'in koordinasyonunu sağlamak için bir formül. Ondan sonra
tekrardan geriye aradım dedim böyle bir şey var nedir bu ? Vallahi dedi
onda kararlılar o şekilde olacak dedi.

*****

A. Çakıcı : Sence bu uzaktaki gelir mi?

Erol : Biz onun Elazığlıyla (Mehmet Ağar) kritiğini yaptık, bu şeyden
sonra gelir dedi. Şeyin sözünü verdiniz mi dedi? Yani o gelirse
açıklamayacak diye bir söz verildi mi dedi.

A. Çakıcı : Yok canım, asla.

Erol : Ben öyle bir şey demedim, dedim ben de.

A. Çakıcı : Cık

Erol : İyi tamam o zaman dedi.

A. Çakıcı : Sen merak etme gelsin o uzaktaki aradan geçsin on beş gün
ben işimi biliyorum anladın mı dediğimi? Bu dünyadan artık sana bana
dost olmaz.

*****

Erol : Buradaki ikisi yaptı çünkü
konuşulan onlar dedi (MİT Mensubunun konuşması). Peki bizim o
uzaktakinin ismi geçiyor mu dedim, ya çok büyük değişiklik olunca
geçiyor dedi. Bölge başkanları, dışarıdakiler içeri gelince söyleniyor
dedi. İşte bu Gözlüğün (Mehmet Eymür) kafasının kopacağı söyleniyor
dedi, Fakat dedi, yakın bir emare yok dedi. Şu an herkes beklentide
dedi, ama İbrahim Yazıcı'nın da dediği mümkün değil dedi. DSP kabul
etmeyecek dedi,
zaten sesler çıkmaya başladı duyuldu biraz dedi, sesler çıkmaya başladı dedi.

*****

"Erol : Ben bu gün Elazığ'lı (Mehmet Ağar) ile yüz yüze konuşabildim

A. Çakıcı : Elazığ'lının ödü patlamamış mı ?

Erol : Patlamaz mı ya. Bizim bulunduğumuz yere bize düşman o adamı (Kemal Yazıcıoğlu) gönderdiler diye.

A. Çakıcı : Peki Eymür'ü alacaklar mıymış

Erol : Bugün sormadım artık yani, bugün şey yapmadım fakat Elazığlıyla
(Mehmet Ağar) konuştum ben bugün, kesin alacaklar diyor. Elazığlının
şeyde (MİT) adamları var ya.

A. Çakıcı : Elazığlı da dedi mi ki Yavuz'u bu işten sonra getirirler diye

Erol : Dedi

A. Çakıcı : Ne dedi

Erol : Bu şekilde söyledi. Kesin getirirler dedi.

A. Çakıcı : Yalnız sana bir şey söyleyeyim bak. Söyle, Yavuz Ağabey
geldikten, oraya başladıktan on gün sonra sesimi çıkaracağım unutma
bunu.

Erol : Vallahi on beş yirmi diyor.

A. Çakıcı : Hı.

Erol : On beş yirmi gün diyor o da.

A. Çakıcı : Tabii, tabii anladın mı dediğimi.

Erol : Yani on beş yirmi gün beklenecek diyor. Bazı şeyler var diyor.
On beş yirmi gün beklendikten sonra sanırım şey yapacak. E nasıl desem,
kadının (Tansu Çiller) bütün kadroları alacak, kadını tutacak böyle ...
gibi. Bütün kadrolarla anlaşmak üzere. Tam net konuşmadım ama yani o
şekilde bir hava var.

A. Çakıcı : Dedin mi sen o binada gürültü çıkacak (Bir binaya eylem). Yani onlardan biri olsun hangisi olursa olsun.

Erol : Ben ona her şeyi söyledim, o kitapçıyı da söyledim ona. Tamam mı o kitapçıyı da söyledim.

A. Çakıcı : Dedi mi ki uygundur diye.

Erol : Fakat var ya benim bu telefon var ya çok sakat yani, onun için

A. Çakıcı : Hayır uygundur diyor mu?

Erol : Dedi, dedi."


Mehmet Eymür'ün, ne kadar usulsüz ve hukuk dışı bir tayine tabi
tutulduğu ve İdarenin nasıl keyfi davrandığı, tayinde kimlerin müessir
olduğu, kimler arasında işbirliği kurulduğu, Milli İstihbarat
Teşkilatımızın ne kadar denetim dışında kaldığı ve keyfi idare edildiği,
gizli faaliyetlerin politik, kişisel ve sair amaçlar için nasıl
kullanıldığı yukarıda sunulan bilgilerle açık bir şekilde
anlaşılmaktadır.

Esasında Mehmet Eymür'ün tayini, olayın sadece
görünen bir yüzüdür. Mehmet Eymür'ün Kontr Terör Merkezi'ndeki
personelinden Taşkın Ünalp, Hilmi Karaer, Duran Fırat, ve Halit
Baltaoğlu ile Operasyon Başkanlığından İsmail Buğday, Mehmet Eymür'ün
Çetesi'ne mensup olmakla suçlanmış ve emekli dilekçesi vermeye
zorlanmışlardır. Hilmi Karaer hariç diğerleri bu talebi yerine getirmiş,
Hilmi Karaer dilekçe vermekte direnmesi üzerine, operasyonel üniteden
alınarak İdari İşler Başkanlığı emrindeki Sosyal Tesislere atanmıştır.
Gelecek günlerde kendisini ne gibi sürprizlerin beklediği belli
değildir.

02 Temmuz 1988 tarihinde bu personeli makamına
çağıran MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, "Siz Mehmet Eymür Çetesisiniz.
Bunu kabul edin. Sizin yürüyüşünüz bile başka. Çete olduğunuzu kabul
etmelisiniz. Teşkilat'tan kendi arzunuzla ayrılmanızı bekliyorum, size
makul bir süre verilecektir" demiştir. Personelden Taşkın Ünalp bunun
üzerine "Sayın Müsteşarım, benim suçum nedir? Ne ile suçlanıyorum?" diye
sormuştur. Müsteşar Atasagun, "Senin ordudaki sicillerin düzgün ama sen
de bu işlere bulaşmışsın" mealinde cevap vermiştir. Taşkın Ünalp'in
"Sayın Müsteşarım, ben sivilim. Ordudan gelmedim, hiç bir şeye de
bulaşmadım" şeklindeki yanıtı üzerine Müsteşar "Dosyalarınızda herhangi
menfi bir şey yok. (Bu personelden sadece Duran Fırat, Hanefi Avcı'nın
suçlamalarına maruz kalmıştır.) Hepiniz de işinizde başarılı
personelsiniz. Ancak ben bunu sizden istiyorum. Buna yapmaya mecburum"
demiştir.

Mizah edebiyatımıza geçecek nitelikteki bu olaydan
sonra, ilgili personel, dilekçe vermedikleri taktirde tayin edilecekleri
veya başka bir kuruma atanacakları şeklindeki zorlamalar üzerine, biri
hariç hep birlikte dilekçe vermek mecburiyetinde kalmış ve Ocak 1999
itibariyle Teşkilat'tan ayrılmışlardır.

MİT Müsteşarı Şenkal
Atasagun "Mehmet Eymür Çetesi" tanımını, kendisini ziyaret eden
Milletvekili Fikri Sağlar'a da tekrarlamıştır.

Şenkal Atasagun,
sorusu üzerine Fikri Sağlar'a, "MİT içinde Susurluk Olayı ve çetelerle
ilişkisi tespit edilen Mehmet Eymür ve ekibi hakkında gerekli işlemlerin
devam ettiğini ve bunların teşkilattan uzaklaştırılacağını söylemiştir.

Milletvekili Sağlar, MİT Müsteşarının bu beyanının ciddi verilere
dayandığını var sayarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda
bulunmuştur.

"MİT içindeki çete" tanımlaması, Başbakan Mesut
Yılmaz'ın 20 Eylül 1998, Pazar günü Müsteşar Şenkal Atasagun'la birlikte
yaptığı basın toplantısında isim verilmeden yenilenmiştir. İsim
verilmese dahi, uzun zamandan beri basına sızdırılan bilgilerle bu
adresin sahiplerinin Mehmet Eymür ve eski personeli olduğu bellidir.

Yılmaz, yazılı ve görsel basının takip ettiği basın toplantısında,
çetelerle ilişkisi görülen görevliler hakkında müeyyideler uygulandığını
belirterek, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'a söz vermiş, Atasagun, 5
kişi hakkında idari tedbir alındığını, 3- 4 kişi hakkında da
soruşturmanın sürdüğünü belirtmiştir. Yılmaz, Emniyet Genel Müdürlüğü
bünyesinde de idari tedbir uygulanan 31 görevli bulunduğunu
açıklamıştır.

Başbakan, aynı toplantıda Yavuz Ataç'ın geri
çekilmesinin gecikmesi ile ilgili olarak, "Olayların açığa çıkarılması
için bize yardımcı olabilecek konumda ve izleme altındakilerle ilgili
tasarruflarımızı geciktirme şeklinde bir prensip vardır, bu uygulandı."
demiştir.

Teşkilat Karargahındaki görevi sırasında dahi
kontrolde tutulması mümkün olmayan Yavuz Ataç'ın, görevli bulunduğu
Çin'de izlenme altında tutulması bahis mevzuu olamayacağına göre, bu
geciktirmenin "olayların açığa çıkarılmasındaki yardımlarından" ziyade
Yavuz Ataç'ın, "Mesut Yılmaz - Alaattin Çakıcı - Şenkal Atasagun"
üçgenindeki arabuluculuk misyonuyla ilişkili olması daha büyük bir
olasılık olarak görülmektedir.

Mehmet Eymür için ayrı davalara
konu olacak "Hanefi Avcı" kökenli bu açık beyanların ve "Eymür Çetesi"
iddia ve ithamlarının, Davalı İdare'nin yazısında yenilenmediği, yazıda
sadece Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması olayı ile ilgili olarak "kaçırma
olayı sonrasındaki bazı tutum ve davranışlarıyla Teşkilat metod ve
prensiplerine aykırı davrandığı tespit edilen Mehmet Eymür'e kınama
cezası verilmesi teklif edilmiştir." gibi muğlak bir tespitten ve teklif
safhasında kalmış bir cezadan bahsedildiği görülmektedir.


Tarık Ümit'e verilen, kendi sesini havi ses bandı konusunun disiplin
suçu olarak mütalaa edilmesi; hem bir insanın hayatını ilgilendirmesi,
hem de "elemanın sevk idaresi" ile alakalı olması dolayısıyla, doğru bir
yaklaşım değildir, en azından münakaşa konusudur. Elemanı, kendisi ile
görüşen MİT'in kadrolu elemanı sevk ve idare eder ve elemanların nasıl
sevk ve idare edileceğinle ilgili kurallar, "MİT Ajan Talimatında"
bulunur. Bu talimat "elemanı sevk ve idare edene" bir çok konuda yetki
ve salahiyet vermiş, elastikiyet tanımıştır. Elemanın psikolojisine göre
sevk ve idare edilmesi hususu istihbaratın temel unsurlarından olup, bu
husus eğitim ders kitaplarında da yer almaktadır.

Rahatsızlık
bandın verilmesinden değil, bandın muhtevasındandır. Milli İstihbarat
Teşkilatı'nın görevleri 2937 sayılı kanunla belirtilmiş olup, bu kanunda
MİT'in "suçları ört bas etme", "gizleme", "adli makamlardan bilgi
saklama" gibi sorumlulukları bulunmamaktadır. MİT'e tanınan gizlilik,
MİT'in devlet yararına olan faaliyetleri ile ilgilidir. Tarık Ümit olayı
ise "çete faaliyetleri" ile veya en basit yaklaşımla "gasp" ve
"cinayet" olayları ile ilgilidir. Davalı İdare'nin bazı yöneticileri,
kanunlarımız karşısında suç teşkil edebilecek "ört bas etme" fiillerinin
meydana çıkması telaşıyla, "Gizlilik" ve "Teşkilat metod ve
prensiplerine aykırılık" gibi başlangıç ve bitiş noktaları belli olmayan
görünmez kuralların arkasına saklanmaktadırlar.

Netice itibariyle Alaattin Çakıcı'nın elinde bulunan bantları piyasaya sürmemesine karşın yapılan gizli anlaşma;

(1) "Mehmet Eymür'ün Teşkilat'tan uzaklaştırılması",

(2) "Türk Ticaret Bankası'nın Alaattin Çakıcı'nın işaret edeceği (ismi
çok yıpranmış olan Erol Evcil dışında) bir kişiye satılması"

(3) "Yavuz Ataç'ın MİT'te önemli bir göreve getirilmesi"

ve diğer birkaç unsuru ihtiva etmektedir. (Daha önce de belirtildiği
gibi bu konudaki belgelerin asılları MİT Müsteşarlığında bulunmakta ve
Mehmet Eymür tarafından tarih ve numaraları bilinmektedir)


Taraflarca bu anlaşmanın hükümleri önemli ölçüde yerine getirilirken,
Alaattin Çakıcı "hükümetin inisiyatifi dışında" Fransa'da yakalanmış ve
anlaşma bozulmuştur. Neticede ortaya çıkan kasetler, çirkin görüntüleri
ve olayların bilinmeyen bir çok karanlık yönünü ortaya saçmış ve
Cumhuriyet tarihinin en fazla destek gören liderlerinden Mesut Yılmaz'ın
Başbakanlığı'ndaki hükümet, liderine yönelik ağır iddialara muhatap
olarak iktidarı terk etmiştir.

Mehmet Eymür'ün "tayin uygulaması", bu çirkin ve illegal olaylar zincirinin sadece bir parçasıdır.

D. SONUÇ VE İSTEM :

Yukarıda ve dava dilekçemizde açıklanan nedenler, davalı idarenin
haksız ve dayanaksız olan iddialarının reddi ile, hukuka açıkça aykırı
olan dava konusu işlemin İPTALİNE karar verilmesini saygıyla ve
vekaleten arz ve talep ederim.

Davacı Mehmet Eymür
Vekili
Av. Metin Günday



(5) DANIŞTAY KARARI


T.C DANIŞTAY BEŞİNCİ DAİRE

Esas No: 1998/3897
Karar No: 2000/1252

Davacı: Mehmet EYMÜR

Vekili: Av. Metin Günday
Abay Kunanbay Cad. (Bilir sokak)
No: 6/16. Kavaklıdere/ANKARA

Davalı: Başbakanlık – ANKARA

Davanın Özeti: Davacı Başbakanlık Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)
Müsteşarlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı
emrinde görev yapmakta iken, bu görevinden alınarak Türkiye Şeker
Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü emrine Müşavir olarak naklen atanmasına
dayanak oluşturan 30.9.1998 günlü, 17712 sayılı

Başbakanlık
olurunun iptalini ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal
haklarının yasal fazizi ile birlikte ödenmesine hükmedilmesini
istemektedir.Savunmanın Özeti: Davacının geçmişte de iki kez naklen
atama işlemine tabi tutulmasının söz konusu olduğu, ancak bunların
uygulanamadığı; adıgeçenin, 1994 yılından sonra Teşkilatta yeniden
göreve başladığında da bir çok kez disiplin cezası ile tecziye edildiği;
Teşkilat metod ve prensiplerine aykırı tutum ve davranışlarındaki
ısrarcılığını sürdürdüğü; hakkında devam etmekte olan birçok inceleme ve
soruşturma bulunduğu; davacının hiyerarşik yapı içinde çalışmayı
kabullenemediği; dava konusu işlemin mevzuata uygun olarak ve kamu
yararı ile hizmet gerekleri gözetilerek tesis edildiği; belirtilen
nedenlerle davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

Danıştay Tetkik Hakimi: Mehmet Aydın

Düşüncesi: Dava konusu 30.9.1998 günlü işlemin Bakanlıklar ve Bağlı
Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin 2451 sayılı Kanuna Bir Ek Madde
Eklenmesine Dair 4158 sayılı Kanunun 1. maddesinde öngörülen şekil
şartına aykırı olarak tesis edildiği anlaşıldığından, anılan işlemin
iptali ve davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının
müstafi sayıldığı tarihe kadar olan kısmının dava tarihinden itibaren
hesaplanarak yasal faiziyle birlikte davalı idarece tazminine
hükmedilmesi gerektiği düşünülmüştür.

Danıştay Savcısı: Ayfer Özdemir

Düşüncesi: MİT Müsteşarlığı APK Kurulu Başkanlığı emrinde görevli olan
davacının, 2937 sayılı yasanın 19 uncu maddesi uyarınca Türkiye Şeker
Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğünde müşavir kadrosuna naklen atanması
işlemi dava konusu edilerek, işlemin iptali ve yoksun kalınan parasal
hakların yasal faziziyle tazmini talep edilmektedir.

Devlet
İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 19 uncu
maddesinde, ‘Mit fiili kadrosuna dahil personelden, teşkilatın özelliği
ve hizmetin gerekli kıldığı şart ve vasıflar göz önüne alınarak
teşkilata intibak edemedikleri üstlerince tescil edilenler, MİT
Müsteşarlığının teklifi ve Başbakanın uygun görmesi üzerine genel
hükümlere göre başka bir kurum veya kuruluşa naklen atanırlar’ hükmü yer
almış ve atama konusunda yetki Başbakana tanınmıştır. Ancak, 23.04.1981
gün ve 2451 sayılı ‘Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne
İlişkin Kanun’a 25.08.1996 gün ve 4158 sayılı Kanunla eklenen Ek 1 nci
maddede ‘Bakanlar Kurulu’nun birden fazla siyasi parti tarafından
oluşturulması halinde, bu kanuna göre alınacak müşterek karar,
Başbakandan başka Meclis’te en çok üyesi olan diğer iktidar partisine
mensup Başbakan Yardımcısı tarafından da imzalanır. Ayrıca,diğer
kanunlarda Başbakanın imzası ile yapılması öngörülen atama nakil ve
görevden alma işlemlerinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.’
Denilmek suretiyle daha önce Başbakana tanınana yetkinin 05.08.1996
tarihinden sonra oluşacak koalisyon hükümlerinde Başbakan Yardımcısıyla
birlikte kullanılması öngörülmüştür.

Bu durumda dava konusu
işlemin tesis edildiği 30.09.1998 tarihinde koalisyon Hükümetinin
işbaşında olduğu dikkate alındığında, davacının görevden alınarak başka
bir kurum emrine naklen atanması yolundaki dava konusu işlemin Başbakan
Yardımcısının imzasını taşımaması anılan yasal düzenlemeye aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali, davacının görevden
çekilmiş sayıldığı 25.11.1998 tarihine kadar davayla menfaat alakası
devam ettiğinden yoksun kaldığı parasal haklar mevcut ise, bunların da
tarafına ödenmesi
gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince duruşma için önceden belli
edilen 19.4.2000 günü davacı vekili Av. Metin Günday ile davalı idareyi
temsilen Hukuk Müşaviri Sibel Erakman’ın geldikleri görülerek Danıştay
Savcısı Ayfer Özdemir hazır olduğu halde açık duruşmaya başlandı.
Taraflara usulüne göre söz verilip dinlendikten ve Savcının düşüncesi
alındıktan sonra duruşmaya son verildi. Dosyadaki bilgi ve belgeler de
incelemek suretiyle işin gereği düşünüldü.

Davacı, Başbakanlık
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı Araştırma Planlama ve
Koordinasyon Kurulu Başkanlığı emrinde görev yapmakta iken, bu
görevinden alınarak Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü
emrine Müşavir olarak naklen atanmasına dayanak oluşturan 30.9.1998
günlü, 17712 sayılı Başbakanlık olurunun; çok başarılı bir MİT mensubu
olduğunu, birçok ödülü bulunduğunu; 2937 sayılı Yasanın 19. maddesinde
öngörülen durumun kendisi için söz konusu olmadığını, Teşkilata intibak
edemediği hususunun gerçeği yansıtmadığını; dava konusu işlemin kamu
yararı ve hizmet gerekleri açısından haklı hiçbir nedene dayanmadığını,
salt siyasal hesaplar ve yeraltı dünyasının dayatması sonucunda tesis
edildiğini öne sürerek iptalini ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı
parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesini
istemektedir.

2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda
Atama usulüne ilişkin Kanunun 1. maddesinde, Başbakanlık ve
Bakanlıklarla, bunlara bağlı kuruluşlarda, teşkilat kanunu bulunup
bulunmadığına bakılmaksızın, atama ve nakillerin bu Kanunda belirtilen
usullere göre yapılacağı hükme bağlanmış; 3. maddesinin 1. cümlesinde, ‘
Bu Kanuna ekli cetvellerde yer almayan unvanları taşıyan kadro ve
görevlere yapılacak atama ve nakillerde, bu kanunun kapsamına giren
kuruluşların teşkilat kanunlarında veya özel kanunlardaki hükümlerin
uygulanmasına devam olunur’ hükmüne yer verilmiş; 5. maddesinde ise, bu
kanunun kapsamına giren kuruluşların teşkilat kanunları ile özel
kanunlarındaki inha, seçim, görüş alma ve atama niteliklerine ilişkin
hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir. Ancak daha sonra 5.8.1996 günlü,
22718 (mükerrer) sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren
4158 sayılı kanunun 1. maddesi ile 2451 sayılı bakanlıklar ve Bağlı
Kuruluşlarda atama usulüne ilişkin kanuna eklenen .... maddenin 1.
fıkrası ile ‘Bakanlar Kurulunun birden fazla siyasi parti tarafından
oluşturulması halinde, bu kanuna göre alınacak müşterek karar,
Başbakandan başka Mecliste en çok üyesi olan diğer iktidar partisine
mensup Başbakan Yardımcısı tarafından da imzalanır.’ 2. fıkrası ile de,
‘Ayrıca diğer kanunlarda Başbakanın imzası ile yapılması öngörülen
atama, nakil ve görevden alma işlemlerinde de yukarıdaki fıkra hükmü
uygulanır’ hükümleri getirilmiştir.

Her ne kadar 4158 sayılı
yasa ile getirilen Ek Maddenin 1. fıkrasında, 2451 sayılı yasa
kapsamında yer alan görev ve ünvanlara yapılan atama ve nakillerle
ilgili müşterek kararlarda, Başbakanla birlikte Başbakan Yardımcısının
da imzası bulunacağı açıkça belirtilmiş ise de; aynı maddenin 2.
fıkrasında ayrı bir düzenleme yapılarak, diğer kanunlarda Başbakanın
imzası ile yapılması öngörülen atama nakil ve görevden alma işlemlerinin
de 1. fıkra kapsamında değerlendirileceği kuralına yer verilmesi ve
Yasanın düzenlenmesine; Başbakan tarafından tek başına veya müşterek
kararname ile yapılan atama, nakil ve görevden alma işlemlerinde
Başbakan Yardımcısının imzasının yer almasını
sağlamak amacının
güdülmüş olması karşısında, sözü edilen düzenlemenin Başbakan tarafından
tek başına veya müşterek kararla yapılacak bütün atama, nakil ve
görevden alma işlemlerinin kapsadığı sonucuna varılmıştır.

2937
sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı
Kanununun ‘Başka kuruma nakil’ başlıklı 19. maddesinde, ‘MİT fiili
kadrosuna dahil personelden, teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli
kıldığı şart ve vasıflar gözönüne alınarak teşkilata intibak
edemedikleri üstlerince tescil edilenler, MİT Müsteşarının teklifi ve
Başbakanın uygun görmesi üzerine genel hükümlere göre başka bir kurum
veya kuruluşa naklen atanırlar’ hükmüne yer verilmiştir.

Mit
fiili kadrosuna dahil personel olarak çalıştığı dosyadaki bilgi ve
belgeler karşısında tartışmasız olan davacının, Mit Müsteşarlığı
bünyesindeki görevinden alınarak Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel
Müdürlüğü emrine Müşavir olarak naklen atanmasına dayanak oluşturan ve
Dairemizin 26.10.1998 günlü, F:1998/3897 sayılı ara karar üzerine davalı
idarece gönderilmiş olan 30.9.1998 günlü, 17712 sayılı Başbakanlık
olurunun incelenmesinden, anılan işlemin, 2937 sayılı Yasanın yukarıda
söz edilen 19. maddesinde yer alan hükme dayanılarak, MİT Müsteşarının
21.9.1998 günlü, 17255 sayılı teklif yazısı üzerine Başbakanca tesis
edildiği anlaşılmıştır. Bu durum karşısında, 4158 sayılı yasanın 1.
maddesine aykırı olarak Başbakan Yardımcısının imzası olmadan,
Başbakanca tek başına tesis edilmiş olan dava konusu işlemde yetki ve
şekil unsurları yönünden yasaya uyarlık bulunmamaktadır.

Öte
yandan yasaya aykırılığı yukarıda saptanan bu işlem nedeniyle davacının
yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile birlikte davalı
idarece tazmini Anayasal ve yasal bir zorunluluktur.

Açıklanan
maddelerle, dava konusu 30.9.1998 günlü. 17712sayılı Başbakanlık
olurunun iptaline, bu işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal
haklarının memuriyetten çekilmiş sayıldığı tarihe kadar olan kısmının
davanın açıldığı 13.10.1998 tarihinden itibaren hesaplanarak yasal faizi
ile birlikte davalı idarece tazminine, aşağıda dökümü gösterilen
17.598.600 lira yargılama giderleri ile davanın açıldığı tarihte
yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 60.000.000
lira avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
şehven fazladan yatırıldığı anlaşılan 2.230.000 lira yürütmenin
durdurulması harcının isteği halinde davacıya iadesine, noksan yatırılan
3.600.000 lira posta pulu ücretinin davacıya tamamlattırılmasına
19.4.2000 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


Başkan Üye Üye Üye Üye
Nuri Ender Tansel Sıtkı Mehmet
ALAN ÇETİNKAYA ÇÖLAŞAN ASLAN ÜNLÜÇAY

YARGILAMA GİDERLERİ

Harç Pulu: 3,998.600. TL.
Posta Pulu: 13,600.000. TL.
TOPLAM: 17,598.600. TL.

H/C 5.5.2000



(6) DANIŞTAY KESİN KARARI


DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU

Esas No: 2000/740
Karar No: 2002/732

Temyiz isteminde bulunan (Davalı): Başbakanlık - ANKARA

Karşı taraf (Davacı): Mehmet EYMÜR

Vekili: Av. Metin GÜNDAY
Abay Kunanbay Cad. (Bilir Sokak)
No:6/16 Kavaklıdere/ANKARA

İstemin Özeti: Danıştay beşinci dairesinin 19.4.2000 günlü,
E:1998/3897, K:2000/1252 sayılı kararının temyizen incelenerek,
bozulması davalı idare tarafından istenilmektedir.

Savunmanın özeti: Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi Tuncay Dündar’ın Düşüncesi: Temyiz isteminin
reddi ile daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.


Danıştay Savcısı Ayfer Özdemir’in Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne
sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari yargılama Usulü Kanununun 49 uncu
maddesinin 1 inci fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp
Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal
nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte
görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü;

Dava, Başbakanlık Milli İstihbarat (MİT) Müsteşarlığı Araştırma,
Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı emrinde görev yapan
davacının, bu görevinden alınarak Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel
Müdürlüğü emrine Müşavir olarak naklen atanmasına dayanak oluşturan
30.9.1998 günlü, 17712 sayılı Başbakanlık olurunun iptali ve bu işlem
nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile birlikte
ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Danıştay beşinci
Dairesinin 19.4.2000 günlü, E:1998/3897. K: 2000/1252 sayılı kararıyla;
2451 sayılı Bakanlıklar ve bağlı kuruluşlarda atama usulüne ilişkin
kanunun 1. maddesinde, Başbakanlık ve Bakanlıklarla, bunlara bağlı
Kuruluşlarda, teşkilat kanunu bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, atama
ve nakillerin bu kanunda belirtilen usullere göre yapılacağının hükme
bağlandığı 3. maddesinin 1. cümlesinde ‘Bu Kanuna ekli cetvellerde yer
almayan unvanları taşıyan kadro ve görevlere yapılacak atama ve
nakillerde, bu kanunun kapsamına giren kuruluşların teşkilat
kanunlarında veya özel kanunlarındaki hükümlerin uygulanmasına devam
olunur’ hükmüne yer verildiği, 5. maddesinde ise, bu kanunun kapsamına
girmeyen kuruluşların teşkilat kanunları ile özel kanunlarındaki inha,
seçim, görüş alma ve atama niteliklerine ilişkin hükümlerin saklı
olduğunun belirtildiği, ancak daha sonra 5.8.1996 günlü, 22718 sayılı
(mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4158 sayılı
Kanunun 1. maddesi ile 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda
Atama Usulüne ilişkin Kanuna eklenen Ek 1. maddenin 1. fıkrası ile,
‘Bakanlar Kurulunun birden fazla siyasi parti tarafından oluşturulması
halinde, bu kanuna göre alınacak müşterek karar, Başbakandan başka
Mecliste en çok üyesi olan diğer iktidar partisine mensup Başbakan
Yardımcısı tarafından da imzalanır’ 2. fıkrası ile de, ‘Ayrıca diğer
kanunlarda Başbakanın imzası ile yapılması öngörülen atama, nakil ve
görevden alma işlemlerinde de yukarıda ki fıkra hükmü uygulanır’
hükümlerinin getirildiği, her ne kadar 4158 sayılı Yasa ile getirilen Ek
maddenin, 1. fıkrasında, 2451 sayılı Yasa kapsamında yer alan görev ve
ünvanlara yapılan atama ve nakillerle ilgili müşterek kararlarda
Başbakanla birlikte Başbakan Yardımcısının da imzası bulunacağı açıkça
belirtilmiş ise de; aynı maddenin 2 fıkrasında ayrı bir düzenleme
yapılarak, diğer kanunlarda Başbakanın imzası ile yaılması öngörülen
atama, nakil ve görevden alma işlemlerinin de 1. fıkra kapsamında
değerlendirileceği kuralına yer verilmesi ve Yasanın düzenlenmesinde;
Başbakan tarafından tek başına veya müşterek kararname ile yapılan
atama, nakil ve görevden alma işlemlerinde Başbakan Yardımcısının
imzasının yer almasını sağlamak amacının güdülmüş olması karşısında,
sözü edilen düzenlemenin, Başbakan tarafından tek başına veya müşterek
kararla yapılacak bütün atama, nakil ve görevden alma işlemlerini
kapsadığı sonucuna varıldığı, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri
ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun, ‘Başka kuruma nakil’ başlıklı
19. maddesinde, ‘MİT fiili kadrosuna dahil personelden, teşkilatın
özelliği ve hizmetin gerekli kıldığı şart ve vasıflar göz önüne
alınarak, teşkilata intibak edemedikleri üstlerince tescil edilenler,
MİT Müsteşarının teklifi ve Başbakanın uygun görmesi üzerine genel
hükümlere göre başka bir kurum veya kuruluşa naklen atanırlar’ hükmüne
yer verildiği, MİT fiili kadrosuna dahil personel olarak çalıştığı
dosyadaki bilgi ve belgeler karşısında tartışmasız olan davacının, MİT
Müsteşarlığı bünyesindeki görevinden alınarak Türkiye Şeker Fabrikaları
A.Ş. Genel Müdürlüğü emrine Müşavir olarak naklen atanmasına dayanak
oluşturan ve Dairelerinin 26.10.1998 günlü, E:1998/3897 sayılı ara
kararı üzerine, davalı idarece gönderilmiş olan 30.9.1998 günlü, 17712
sayılı Başbakanlık olurunun incelenmesinden, anılan işlemin 2937 sayılı
yasanın yukarıda sözü edilen 19. maddesinde yer alan hükme dayanılarak,
MİT Müsteşarının 21.9.1998 günlü, 17255 sayılı teklif yazısı üzerine
Başbakanca tesis edildiğinin anlaşıldığı, bu durum karşısında, 4158
sayılı Yasanın 1. maddesine aykırı olarak Başbakan Yardımcısının imzası
olmadan, Başbakanca tek başına tesis ediliş olan dava konusu işlemde
yetki ve şekil unsurları yönünden yasaya uyarlık bulunmadığı, yasa
aykırılığı yukarıda saptanan bu işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı
parasal hakların yasal faizi ile birlikte davalı idarece tazmini
Anayasal ve yasal bir zorunluluk olduğu gerekçesiyle dava konusu
30.9.1998 günlü, 17712 sayılı Başbakanlık olurunun iptaline, bu işlem
nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının memuriyetten
çekilmiş sayıldığı tarihe kadar olan kısmının davanın açıldığı
13.10.1998 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte
davalı idarece tazminine karar verilmiştir.

Davalı idare işleminin usul ve hukuka uygun olarak gerçekleştirdiğini belirterek kararın bozulmasını istemektedir.

Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci
Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede
ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek
nitelikte olmadığı anlaşıldığından davalı idarenin temyiz istemininin
reddine, Danıştay Beşinci Dairesinin 19.4.2000 günlü, E:1998/3897,
K:2000/1252 sayılı kararının onanmasına, 18.10.2002 günü oybirliği ile
karar verildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu

Başkanvekili 8.Daire Başkanı 12.Daire Başkanı
Dalova Sancar Ahmet Nuri Çolakoğlu Yüksel Taşkın

8.Daire Başkanı 6.Daire Başkanı 11.Daire Başkanı
Güngör Demirkan Acar Oltulu Yurdagül Dinçsoy

11. Daire Üyesi 8.Daire Üyesi 10. Daire Üyesi
M.Engin Kumrulu Turan Falcıoğlu Mustafa İlhan Dinç
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
 
Hukuk Mücadelem
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi :: İSTİHBARAT(WORDPRESS) :: BİLGİLER-
Buraya geçin: