İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi

http://islami.webyardim.org
 
AnasayfaKapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Medyadan Alıntılar - Çok soru, az cevap...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 29
Nerden : Bursa

MesajKonu: Medyadan Alıntılar - Çok soru, az cevap...   Paz Ocak 22, 2012 9:59 am

Çok soru, az cevap...

Günlerden
beri tartıştığımız konuyu Mehmet Eymür bir cümlede özetlemiş:
“(Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye getirme operasyonunda) bir başarı varsa,
sonradan elimizde patlayacak olan paketi neden aldığını bilmeyen, uçağa
koyup getirenlerde değil, neye verdiğini bilenlerdedir. Gerçek operasyon
budur ve hakiki operasyoncular da paketi teslim edenlerdir. /
Türkiye'nin aldatıldığı ve zokayı yuttuğu bir operasyonu kendi açımızdan
başarılı saymak saflığın da ötesinde bir şey...”

Türkiye’deki
gelişmelerin çoğu ‘kim vurduya’ getirilerek önümüze çıkar; bundan böyle
gündemi meşgul edeceği belli olan “Öcalan’ın yeniden yargılanması”
konusu da öyle. Geçmişte neredeyse kimse, “Nasıl oldu da oldu?” diye
sormadığı için hemen hergün yeni sürprizlerle karşılaşıyoruz. Her
sürprizin bize bir mâliyeti var; bazen bayağı pahalı olabilen bir
mâliyet...

Abdullah Öcalan’ın Türk istihbarat elemanları
tarafından Kenya’da derdest edilip Türkiye’ye getirildiğini biliyorduk,
değil mi? Şimdilerde ne biliyoruz? Şunu: Kendisine karşı operasyon
Türkiye tarafından düzenlenmedi; bize teslim edildi Öcalan... Mehmet
Eymür, yukarıdaki tespiti işin özünü hatırlattıktan sonra yapıyor işte:
Amerikalı bir istihbaratçı MİT’e gelip “İsterseniz size teslim
edebiliriz” demiş; MİT Müsteşarı teklifi Başbakan Ecevit’e bildirmiş;
sonra işe Cumhurbaşkanı Demirel ile Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu da
katılmış... Müsteşar kendisini makamında bekleyen Amerikalı’ya, turdan
sonra, “Tamam” demiş...

İşin en ilginç tarafı ne, biliyor
musunuz? Bülent Ecevit, bir ay kadar önce, Sabah’tan Balçiçek Pamir’e şu
cümleyi sarf etmişti: “Bize niye Apo'yu verdiler onu hâlâ ben de
bilemiyorum... Ama sonunda hayırlısı oldu. Apo konusunda hiçbir şart
getirmediler bize." Oysa, kimse kimseye hayrına iş yapmıyor bu dünyada.
Amerikalıların, “Bedava yemek yok” sözü ünlüdür... Öcalan’ı şartlı
vermeselerdi, Başbakandan Cumhurbaşkanına dolaşıp Genelkurmay Başkanının
da tasvibini almaya neden çalışsın ki MİT Müsteşarı? Eymür’e göre, şart
birden fazlaydı: “Operasyonu Amerikan ve Türk ekipleri
gerçekleştirecek. Ancak ne olursa olsun Abdullah Öcalan Türkiye’ye sağ
olarak getirilecek, mahkemede âdil olarak yargılanacak ve
öldürülmeyecekti.”

Bu şartlara harfiyen uyulduğunu gördüğü
içindir ki, ABD, daha önceki gün, “Bizim için Öcalan, sonuna kadar
cezaevinde kalmaya mahkum bir suçludur” açıklamasını yaptı...


Doğrusunu
söylemem gerekirse, ben, bu operasyonun başka bir ülke ayağı daha
olduğunu düşünüyorum. Ama derdim bu noktada tabloya üçüncü ayak olan
İsrail’i sokmak değil. Benim bu aşamada garip gördüğüm nokta şu sorunun
cevabında yatıyor: Amerikalı istihbaratçı, “İsterseniz teslime hazırız”
dediğinde, bu teklifi duyan MİT Müsteşarı, “Eyvah” demiş midir acaba?

Demiş
olmalı. Çünkü yukarıda anlatılan turu yaptığı gün, herhalde o gün, MİT
Müsteşarı, “Apo’yu Rusya’ya kilitledik” sözü ile Hürriyet’in
manşetindeydi. Bir gün önce, Dışişleri Müsteşarı Korkmaz Haktanır’ın
ağzından Öcalan’ın Şam’dan ayrıldıktan sonraki günleri Hürriyet’te
manşetti. Ertesi gün de, bu defa MİT Müsteşarı, Öcalan’ın Şam’ı terk
etmesiyle başlayan süreci Hürriyet Ankara temsilcisi Sedat Ergin’e
anlattı. MİT Müsteşarı’nın kendisini Rusya’da sandığı sırada, Öcalan,
çoktan operasyon yapılacak Kenya’ya varmıştı bile...

Düşünün:
Ülkenizin en çok satan gazetesinin manşetinden Rusya’da olduğunu ve
orada kendisini kilitlediğinizi ilân ettiğiniz gün, o kişiyi size
Kenya’da teslim edeceğini söyleyen bir Amerikalı istihbaratçı karşınıza
çıkıyor... “Eyvah” demez misiniz?

Eğer her sakladığı ortaya
çıktığında “Eyvah” diyenlerden biriyse, o gün o şaşkınlığı yaşayan,
şimdilerde bir başka sebeple daha o ünlem sözcüğünü kullanıyordur:
Abdullah Öcalan’ın CIA etiketli bir operasyonla yakalanışını bütünüyle
farklı anlatan bir hikâyeyi kitap olarak yazdırmıştı çünkü...

Anlatılanların hayal mahsulü olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor...

Bir
bilinmeyeni de Emin Çölaşan açıkladı: Abdullah Öcalan ile devlet
arasındaki ilişki... Herkesin merak ettiğini sandığım “Öcalan örgütünü
avukatları aracılığıyla İmralı’dan nasıl yönetiyor” ve “Bu rezalete
kimler, niçin göz yumuyor?” sorularını, Çölaşan, ‘devletin bu konuda en
üst düzeyde yetkililerinden’ dediği birine sormuş. Aldığı cevabı aktardı
önceki gün: “Biz daha önce bu adama göz yumduk ve kendisini kullandık.
Çünkü ölümden korkuyordu. Son derece evhamlı ve korkak biri. Bizim
telkin ve teşviklerimizle İmralı’da devletten yana mesajlar veriyordu.
Örneğin sınırlarımız içerisindeki PKK’lıları bir süre Kuzey Irak’a
çektirdi. Fakat olaylar öylesine gelişti ki, adam kontrolden çıktı.
Palazlandı, moral kazandı. Mesajlarını özgürce verebildiğini anlayınca
yön değiştirdi.”

Münafıklık ne haddime, bu açıklamayı olduğu
gibi ‘doğru’ kabul ediyorum. Ancak yine de aklıma bir şey takılıyor:
Öcalan hâlâ İmralı’da ve orada kalmaya devam edecek; vaktiyle kendisiyle
‘kullanma’ ilişkisi kuranlarla teması bitmiş değil yani... ‘Mesajlarını
özgürce verebilmesi’ kendisini kullananların bilgisi dışında niye olsun
ki? Acaba bu kez de farklı bir amaçla mı kullanılıyor Öcalan?

Bu konuda soru çok, cevap azdır; her zaman öyle olmayacak ama...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
 
Medyadan Alıntılar - Çok soru, az cevap...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi :: İSTİHBARAT(WORDPRESS) :: BİLGİLER-
Buraya geçin: